20 Temmuz 2016 04:23

Bu darbe böyle bitmez

Paylaş

Darbe protestolarına katılan örtülü bir genç kadın “Biz meydanlara demokrasi için çıkmadık, Allah için çıktık. Demokrasi bizi hep öteledi” diye yazdı önceki gün. Onunla yaşıt, örtüsüz bir başkasına ise darbe Erdoğan’ın kendi kendine yazdığı bir senaryo gibi geliyordu. Bunu 140 karakterde ifade etmeye kalkıştığında ise belli ki o gün açılmış ve hemen herkese tek tek cevap yetiştirmeye çalışan, cevap yetiştirmekle kalmayıp “Bedelini ödeyeceksin” diye tehdit eden bir hesaptan sopa sallanıyordu. Biri darbeye karşı durmanın demokratik içeriğinden habersiz, diğeri ise demokrasi isterken darbeye kayıtsızdı.

Sürekli olarak dışlandığını düşünen ama kaderde-kıvançta ortaklık kuramayan kesimlerin birbirine diş biler hale geldiği bir ülke burası. Bu parçalanmadan siyasi fayda sağlamayı uman partiler, başta iktidar partisi, bu parçalanmayı kışkırttıkça kışkırttı. 7 Haziran seçimlerinde ise her biri kendi meşrebince, dışlanmalarına son verecek birbirinden farklı sistemleri talep eden dört ana kimlik grubunu temsil eden partilere dağıldı seçmen. Kimisi için bu sistem; dini-İslami nitelikte, kimisine göre milliyetçi-muhafazakar, kimisi için demokratik özerk, kimisi içinse klasik Kemalist-Laik devletin devamıydı.

Gri geçiş alanlarının kaybolduğu, birbirinden farklı taleplerin etrafında kutuplaşmış yurttaşlardan oluşan bu sosyolojik tablo, özellikle 7 Haziran seçimlerinden sonra devletin DNA ayarlarında ciddi bir değişikliği gerektiriyordu. Çünkü mevcut sistem, cumhuriyetin kuruluşundan çok sonra ortaya çıkarak siyasallaşan ve giderek keskinleşen talep kümelerinin hareket edebileceği bir zemin oluşturamıyordu artık. Açıkçası rejim sosyal ihtiyaçların bir hayli gerisinde kaldı.

Buradan siyasal iktidarın çıkardığı sonuç; ideolojik yakınlık duyduğu seçmen kitlesini ihya etmek pahasına başka dışlanma alanları yaratarak, tıpkı 90 yıl önceki kuruluş dönemindeki gibi fabrika ayarlarına dönmek oldu.
Bugün gerçekleşebilseydi aslında herkesin felaketi olabilecek darbe karşısında bile, iktidarın bu ayarları yeniden kurmak dışında başka bir kaygı duymadığı anlaşılıyor. AKP neredeyse erimeye başlamış seçmen kitlesini etrafında toparlayabilmek için yine sadece onlar için bir düşman işaret etti. Sokağa sopayla, palayla çıkanlar sala ve ezanla ajite edildiler. Hükümet torba gözaltılar yapmakla meşgulken bunun sokaktaki karşılığı düşman kategorisini genişletmek oldu. Yetmedi, ruhsatlı silah ile idam talebinin dikkate alınacağı vaadinde bulunuldu.

Oysa darbe bugün başarıya ulaşamamışsa, darbecilerin desteğini alabilmeyi umduğu kesimlerin bu girişime tenezzül etmemelerinden de kaynaklanıyor. Ama darbenin ortaya çıkmasını sağlayan koşullar 14 yıldır kutuplaştırma-dışlama politikalarının yol açtığı sosyolojik tablodan bağımsız değildir.

Nitekim bu tablo sürdüğü sürece darbe ihtimallerinin ortadan kalkığı da söylenemez. Zaten kitlelerin mobilize edilmesinin bir nedeni yeniden konsolidasyonsa, diğeri de bu ihtimalin baki olduğunun siyasi iktidar tarafından da pekala farkına varılmasıdır. Nasıl sandık yoluyla iktidara gelebilmenin bir sosyal karşılığının olması beklenirse darbelere kalkışanlar için de sosyolojik tablodan çıkan veriler önemlidir. Bu kez sadece hesap hatası yapılmıştır.

Binali Yıldırım önceki günkü konuşmasında bir fotoğraftan bahsetti: Bir kamyonun şoför koltuğunda çarşaflı bir kadın, yanındaki koltukta başı açık bir kadın oturuyordu, dedi. Kamyon demokrasi şölenine gidenlerle doluydu, dedi. Bu fotoğrafı görünce gözlerim yaşardı, dedi. Diğer üç partiye de darbe konusundaki tutumları için teşekkür etti.

Bu lafların bir şey ifade edebilmesi için şimdi sosyal gelişmenin ve talebin çok gerisinde kalmış bulunan siyasi rejimin elbette kendisini yeniden formatlaması gerekir. Kimin ne giydiğinin, nasıl yaşadığının, kültürünün, tarzının önem taşımadığı; kimsenin dışlanmış hissetmediği, herkesin kendisini ifade edebilmesini kolaylaştıran demokratik açılımların yapıldığı bir rejimin tuğlalarını döşemek gerekir. Ama darbenin ertesi günü bir dizi gazete sitesine erişim yasağı uygulanmışsa, ayrıştırıcı üslup sertleşmişse, ağzını açan kişi trol düzeneği sayesinde püskürtülmeye çalışılmışsa; bir kesimin diğerinin ebedi düşmanı olduğu yeniden yeniden ima ediliyorsa… Orada pek umut yok gibi değil mi?

Ama aynı mahallede oturan, aynı işyerinde çalışan, aynı biçimde ezilen emekçilere güvenelim. Onlar aralarındaki bariyerleri aşmayı bileceklerdir.
Hiç kuşkusuz.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...