15 Haziran 2016 04:52

Ağzı olan konuşursa: İnsan?

Paylaş

Namaz kılmayanlar hayvandır, demiş hocanın biri. Doğrudur hayvanlar insanlar gibi namaz kılamaz. Hayvanlar insanlar gibi birçok şeyi daha yapamaz. Örneğin sırf ağızları var diye konuşamazlar. Bu yetenek insana aittir. Ama biz böyle kıyaslamalar yapmayalım. Çünkü kıyaslamanın sonucu, umulanın tersine, insan lehine çok hayırlı çıkmayabilir.

İnsanın ne olduğuna dair epey kafa yoran eski düşünürler ‘İnsan düşünen hayvandır’, ‘Politik hayvandır’, ‘Konuşan hayvandır’ türünde, hayvanı baz alan pek çok tanımlamalar yaptılar. Fakat insanın kendi doğru tanımını yapabilmesi için biyolojik özelliklerinin altını çizmekten vazgeçmesinin gerektiğini fark etmesi insanlığın ilk büyük keşfi olmuştur. Eşiğin atlanması, muhtemelen ‘İnsan sosyal bir hayvandır’ tespitinden sonra oldu. Ve insan bitmeyen bir kendini tanımlama sürecine girdi.

İnsanım diyenlerin birbirine hiç de eşit olmadığı, dolayısıyla ortak bir insan tanımında buluşmanın da söz konusu olamadığı bir dünya düzenini değiştirmek için verilen mücadele insana, ancak haklarıyla; eşit, özgür, adil bir toplumsal yaşam içinde insan olunabileceğini öğretti. Bunu Fransız Devrimi’nden başlamak üzere bir dizi beyannameyle ilan eden insan, sahip olduğu hakları genişlettikçe: nefret söyleminin suç, barışın bir insan hakkı olduğunu, inanma ve ifade özgürlüğünün vazgeçilemezliğini beyannamesine yazmaya devam etti. İndirgenemez ve devredilemez bir dizi hakkının garanti altına alınmasıyla birlikte insan insana tamamlanabilirdi. Bu insanı, uzuvları veya biyolojik özellikleriyle tanımlamaktan farklı, ucu açık bir süreçtir. İnsanın yetenekleri ve kazanımları geliştikçe yeniden yapılması gereken bir tanımlamadır. Haklar indirgenemez ama seviyesi yükseltilebilir. Şimdilerde bu hakların üçüncü, dördüncü, beşinci jenerasyonlarından konuşuyoruz. Ki, eşitlik mücadelesi sürdükçe insanın kendisini tanımlayabilmek için ihtiyaç duyduğu haklarına kuşkusuz yenileri eklenecek. 

Şimdi kalkıp biri “Namaz kılmayanlar hayvandır” derse, böyle bir tarihten geçen insan ona halt yediğini söyleyebilir. Ne var ki, bu türden ifadeleri mümkün kılabilecek, ağzı olup da konuşmanın insandan sayılmaya yeterli olduğu bir bağlam oluşmuş durumda. İzleyen sayısı arttıkça para kazanılan bir televizyonculuk anlayışı saçma olanın ayartıcılığına secde edeli beri, seyircide şok yaratan, anormali normalleştiren figürler popüler kültürün çıtasını belirledi. 

Aslında bütün dünyada bu böyle, ama bizdeki gibi normal aklın zerresinin itibar görmediği, sözde dini dayanak alan bir hurafe ortamında bu çıta iyice aşağı çekilmiş bulunuyor. İş o kadar zıvanadan çıktı ki bu televizyon ruhbanları, Diyanetten, “Anlık fetvalar vermeyin” denilerek uyarıldı. Ama ‘Uluorta fetvalar vermeyin’ fetvası, ekran ilahiyatçılarının “İyi ama rating yapmamız lazım” gibi bir piyasa mazeretine çarptı! 

Ratingsiz gerçek dünyada hakların birer birer tasfiye edildiği bir düzen var. Böyle durumlarda insanın iğneyle kuyu kazarak kazandığı hasletlerinden kalan boşluğu ipsiz sapsız fetvaların, diplomasız uzmanların “sallamaları”nın doldurması olağan hale geliyor. Çünkü orada hayatı ve kendini doğru algılamayı sağlayan kurallar ve ilkeler kolaylıkla çiğnenebilir. Bu ilkeler anlık, ekran kişisinin ruh haline bağlı aforizmalarına geniş bir etki alanı da açar. 

Gelgelelim bu şahsiyetlerin ratingle prim yapabilme koşulları kendiliğinden oluşmadı. Muhammed Ali Clay’ın cenazesinin, İslam aleminin liderliğinin nakşedileceği bir imaj ve algı operasyonu zemini olarak algılanması biçiminde sonuç veren siyaset tekniği bu iklimi yaratmıştır. 

Bundan sonrası da artık neresinden tutulursa dökülen bir irrasyonalitedir. 

Yakaladığı “seri katil” ile selfi çektirirken “Bizden iyi kaçtın bravo” diyebilen, sonra da selfinin videosunu sosyal medyada yayımlayan güvenlik görevlisinin, anahtar kavramları rating-medya-siyaset-fetva olan bir sistemle kurduğu puzzle uyumu mevcut saçmalıkta sorgulama dışıdır.

Şükür ki, bunlara şaşırabilme yeteneği kaybolmuş değil.

Her olay bir feveran nedeni olabiliyor.  

O halde insanın bir tanımının da “şaşırabilmek” olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. 

Ve bu bir fetva değildir!

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...