09 Haziran 2016 04:56

Tarzı siyaset

Paylaş

AKP, önce yasaya aykırı işler yapıp, sonra bunun yasasını çıkarmayı alışkanlık haline getirdi ya da bu yöntem AKP’nin politik yöntemi oldu.

Fiili başkanlıktan sonra Anayasa değişikliği ile başkanlık sistemini getirmeye çalışması gibi, bu sefer de son on aydır yasalara aykırı olarak uyguladığı OHAL sisteminin yasal düzenlemesini yapmaya çalışıyor. 

Bilindiği gibi, uzun süreli sokağa çıkma yasaklarının ve asker polisin operasyon yapması için emirlerin  valiler tarafından verilmesi büyük tartışmalara neden olmuştu. Çünkü, bir sıkıyönetim ya da OHAL uygulaması olan sokağa çıkma yasakları TBMM’den çıkarılacak sıkıyönetim ya da OHAL yasaları ile uygulanabilirdi. Mevcut mevzuata göre valiler ya da kaymakamlar kısa süreli güvenlik tedbirleri alabilirdi. Örneğin her 1 Mayıs’ta Taksim ve civarının ulaşıma kapatılması, ya da patlayan bir bombadan sonra  olay yerinin yurttaşlara kapatılması gibi. 

Tasarıda son on aydır valilerin kullandığı yetki Bakanlar Kuruluna veriliyor. Elbette, bu da hukuka aykırı. TBMM’nin yetkisi bu tasarı ile Bakanlar Kuruluna devrediliyor. 

Tabii, bu düzenlemenin yapılmasını ısrarla askerler istiyor. Onlar da yaptıkları işin yasalara aykırı olduğunu biliyorlar ve günün birinde, birilerinin kendilerinden hesap sorabileceğini düşünüyorlar. Öyle ya; on beş, yirmi gün süren sokağa çıkma yasakları; tankla, topla evlerin yıkılması, kentlerin yerle bir edilmesi; Cumhurbaşkanının sık sık verdiği rakamlara göre yirmi bin civarında yurttaşın öldürülmesi sıradan inzibati olaylar değil. Anlaşılıyor ki, son on aydır uygulanan askeri harekatın emrini ve uygulayıcılara yargılanmayacaklarına dair teminatı Cumhurbaşkanı vermiş. Şimdi, asker verilen sözün yasal düzenlemesinin yapılmasını istiyor.

Tabii, çıkarılacak yasa ile geçmişe yönelik koruma getirilemez. “MİT Krizi” ve “Dokunulmazlıklar”da olduğu gibi, hukukun en temel ilkelerine aykırı olarak bunu da yaparlarsa (CHP ve MHP desteği ile) artık söylenecek söz kalmaz. 

Cumhuriyet gazetesinin haberine göre: “Tasarıya göre operasyon sırasında işlendiği iddia edilen suçlar için yargılama izne bağlandı. Bu kapsamda genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanlarının yargılama izni Başbakanlığa, askeri personel için Milli Savunma Bakanlığına, jandarma, sahil güvenlik personeli, polis İçişleri Bakanlığına, diğer devlet memurlarının yargı izni de vali ve kaymakamlara bırakıldı.

Ayrıca, terörle mücadeleden doğan maddi zararlar nedeniyle mağdurlar görevlilere değil, devlete yönelik tazminat davası açabilecek. Düzenleme, kişisel kusur ve haksız fiil nedeniyle bile güvenlik güçlerini koruyor.” Bu tasarı yasalaşırsa, örneğin: 10 Ekim Katliamı öncesi canlı bomba ihbarını gerekli birimlere iletmeyen ve önlem alınmasını bilinçli olarak engelleyen polis de hem cezadan, hem de tazminattan kurtulacak. Yani, bu tasarı yasalaşırsa; polis ve askerin elini tutan olmayacak. 1914 tarihli Memurun Muhakematı Hakkında Geçici Kanun’dan bile daha geri bir düzenleme. Yani, yüzyıldan daha da geriye gidiyoruz hukuken.

İşin bir de ilginç yanı var. Aynı günlerde milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırılırken, asker ve polislere dokunulmazlık getiriliyor.  Yani, siyaset “out”, militarizm “in”.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...