01 Haziran 2016 04:54

İstanbul fethedilemez

Paylaş

Bir kenti fethetmek eski sahipleri ile yeni fatihleri arasında basitçe bir el değiştirmeden ibaret değildir. Mekan ele geçirilebilse de orada ele geçirilemeden kalan kentin ruhu fethi tamamlanmamış olarak bırakır.  

İstanbul’un fethi de asla tamamlanamayacak bir fetihtir. Sokakları önceki sakinlerine ait hiçbir iz bırakmamak üzere yeniden inşa edilse, simgelerinin anlamları değiştirilse, demografisi altüst edilse ve Ayasofya Kilisesi camiye dönüştürülmüş olsa bile kent, eski sahiplerini bir biçimde yaşatmıştır. Türk müziğinin içine gömülü Bizans tınıları, bir metro istasyonundan çıkan “çanak çömlek parçaları”, ve fethedenin kendi kültürünün bir parçası kılmaya çalışsa bile kökeni unutturulamayan ritüeller bu kentin, onu fethedenden önceki geçmişinin altını çizer.  İstanbul’un zapt edilemeyen bir yanı hep göz kırpar. 

Tamamen silinemeyen geçmiş, fethin tamamlanmasına izin vermediği için her yıl 29 Mayıs’ta İstanbul Bizans’tan bir kez daha fethedilir; Doğu Roma bir kez daha yıkılır.

Ne var ki, fatihin içini rahatlatmayan, geçmişin bölük pörçük anıları değildir sadece. Kentin her gün yeniden fethedilmesi gerektiği, geçmiş zaferin geleceğin garantisi olamayacağı mesajı, açık bir göz gibi bakan anıların tehdit edici sessizliğinden gelmez. Kent bir sınıf mücadelesi arenası olduğu sürece “fatih”, ele geçirk ve devam edecektir” derken doğru söylüyor. Aradan yüzlerce yıl geçmesine rağmen bitmeyen bir hesaplaşma var ve mitleştirilen fetih anının her tekrarı dize getirilemeyen zamane bir Bizans’ın varlığını teyit etmekten başka bir işe yaramıyor. Sürekli fetih vurgusu zaferi değil, bu zaferin kazanılamamış olduğunu, kentin sürekli bir sınıf direnişine sabitlendiğini gösteriyor yalnızca.

Mesele biraz bu. Erdoğan’ın Yenikapı’daki konuşmasında bolca geçen “onlar” yani büyük harfle, envai çeşit “Düşman”, kendi partisinin seçmenlerine yaptığı bir seferberlik çağrısıdır. Geçmiş egemen sınıfların soyundan gelenler için geçmişteki zaferi kuşkulu, kentin geleceğini bıçak sırtında tutan emekçi sınıfların talebi, fethin tamamlanamayacağını yüze vurdukça bu seferberlik çağrıları sürecek, fetih de güncel kalacaktır. “Fatih”in, karşısına bir kuvvet yığmak istediği Bizans içerdedir ve güncellenmiştir; Bizans’ın karşısına istiflenmek istenen güçlerin de arasındadır. Oysa korkunun ecele faydası yok; kentin bağrına saplanan sınıf bıçağı derin yarığı büyüttükçe alt edilmesi zorlaşan kent emekçileri, göze Bizans’ın hayaleti olarak görünmeye devam edecek.    

1 Mayıslarda köprülerinin iki yakası açılarak durdurulmaya çalışılsalar da yürümeye inatla devam eden emekçiler; üç yıl önce bir planı bozma cüretinde bulunan Gezi direnişçileri; Emek Sinemasını, AKM’yi yıktırmamak için sokağa çıkanlar, hak hukuk, eşitlik ve çevre mücadelesi verenler, grevdekiler, eylemdekiler, protesto edenler… herkes bu Bizanslılaştırmanın/şeytanlaştırmanın konusu olmuştur şimdi. Bu mücadeleler karşısında sürekli teyakkuz halindeki siyasi iktidarın da Bizans hayalini ayartmaya, fethi hatırlamaya ihtiyacı vardır.   

İstanbul’un en yüksek tepesine Selatin camisi yapmak suretiyle tuğra basılsa da, meydanı Topçu Kışlasıyla zaptetmenin hayali kurulsa da, sömürü ve eşitsizliğin saflarına her gün yenilerinin katıldığı kent yoksulları fetih arzusunu teskin edilmeden bırakır. Bu arsız arzuyu teskin etmenin yolu sınıf mücadelesinin bastırılmasıdır fakat gelgelelim bu zamane Bizans’ının dize getirilmesi, Doğu Roma imparatorluğunu yıkmak kadar kolay değildir. Geçmişin silinemeyen izleri ile şimdinin sınıf mücadelesi arasında araftaki İstanbul, egemen sınıfın şizofrenisi olarak kalır. 

Kentin meydanları emekçilerin adım sesleriyle çınladığı zaman, ancak o zaman, egemen sınıfların bitmemiş fethin şizofrenisinde biledikleri sınıf bıçağı kentin bağrından kopup gidebilir. Kenti sakinleri fetheder, fatihler değil.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...