25 Mayıs 2016 04:52

Milli ekose, evrensel sömürü

Paylaş

Yok, konumuz, başbakanların “atandığı” kongreler değil! Meclis’in iptal edilme noktasına geldiği, totaliter-otoriter rejime-faşizme doğru bir adım daha attığımız filan da değil. Önemli katkısıyla dokunulmazlıklar kaldırılırken veya partililerine “atarım sizi” diye haykırırken CHP’nin Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun üzerinde bir an ekose ceket varmış gibi gelmesi de değil!

Bütün bunlar olurken dünyada başka şeyler de oluyor. Mesela Yardım Kuruluşu Oxfam ABD’de bazı tavuk üretim şirketlerinde tuvalete çıkmalarına izin verilmeyen işçilerin altına bez bağlandığını ortaya çıkardı. İngiltere’de topuklu ayakkabı giyme zorunluluğuna karşı çıkan resepsiyonist, taşeron şirket tarafından işten çıkarıldı. Benzer bir haber Kanada’dan geldi. Bir restoranda çalışan kadın garson zorunlu tutulduğu topuklu ayakkabıları gün boyunca giydiğinde ayaklarının ne hale geldiğini gösteren fotoğrafları sosyal medyada paylaştı. Altına, “Arkadaşım ayak parmağını kaybedecek kadar ayağının kanamasına rağmen topuklularını düz ayakkabıları ile değiştirdiği için, şefi tarafından azarlandı” diye not düştü.

Kore’de, Çin’de hatta diyelim Kocaeli’deki işletmelerde işçilere tuvalet yasağı uygulandığı haberleri yayınlandığında “medeni” dünyanın pisliğini ortaya çıkaranlar kadar sarsmamıştı. Fakat işçilerin tuvalete giderek “kaytarması”yla kaybolan iş dakikalarının bir yılda kaç kuruşa mal olduğunu milim milim hesaplayıp meseleyi toptan yasaklayarak çözen aç gözlü işverenler, bu insanlık onurunu sarsan uygulamayı birçok yerde hayata geçirdiler aslında. Yani istisnai bir durumdan söz etmiyoruz.

Hatta 16 Mart 2009’da Radikal’de yayınlanmış bir habere göre bir firma “personel devam kontrol teknolojisi”ni geliştirerek “tuvalet takip sistemi” de kurmuş. Tekstil sektöründe yaygın kullanılan, makine sektöründe de kullanılmaya başlayan bu sistemle işçilerin günde kaç kez, ne sıklıkla ve hangi süreyle tuvalete gittikleri ölçülüyor ve evet, tuvalette optimum hacet giderme süresini aşan işçinin ücretinden kesiliyor. Bir tekstil fabrikası müdürünün söylediğine göre, “tuvalet sayar” cihazın üretilmesinin nedeni Çin’le rekabette zorlanmakmış. O Çin ki, aşırı çalışma saatleri yüzünden işçi intiharları çoğalınca, dünya devi elektronik şirketi binadan kendilerini atan işçiler ölmesin diye, bereket, ağ germeyi düşünebilmiş! 

Çin’den Kore’ye, Türkiye’den ABD’ye kadar işverenlerin işeme saatini bile muhasebe defterine kaydetmeye üşenmediği bir absürd eşiğe geldi dünya. Bu zıvanadan çıkmış kapitalizm, emekçilerin itiraz ederek yasal haklarını kullanmak için bile kendilerini çaresiz, güçsüz ve örgütsüz hissetmelerine borçlu kendisini. Günde bilmem kaç bin ton tavuk eti üreten, bunu artırmak için de işçisine bez bağlatan firmanın çalışanları büyük ölçüde göçmenler. ABD’nin yeni başkan adaylarından Trump’ın, seçilirse asıp keseceğini, ülkeye girmelerini engelleyeceğini söylediği göçmenler yani. İşten atılmamak için her şeye katlanmak zorunda olduklarını söyleyen çaresizler!

Trump küresel bir gericileşme dalgasının seçim alanlarına fırlattığı bir faşist. Aynı dalga hafta sonu yapılan seçimlerden aşırı sağcı Norbert Hofer’in oyların neredeyse yüzde ellisini almasını sağladı. Aşırı kâr hırsı tatmin olsun diye işçilerden altlarına yapmalarının istendiği, ayakları kan toplayıncaya kadar topuklu ayakkabı giymeye zorlanabildiği; çalışmanın bedensel bir işkenceye dönüştürüldüğü bir ortam Hofer’lerin çoğalacağı zemini ne yazık ki yarattı.

Bizde de işçilerin kiralanabilmesine izin veren kanun bu bakımdan hiç öyle milli ve yerli bir kanun değil. Tersine sömürü koşullarının yükselen değerlerini esas alıyor. Çin’den ABD’ye ne oluyorsa burada da aynısı oluyor. Hem ikitsadi olarak hem de siyasi. 

Şefinkinin aynısından mavi ekoseli ceket giymezse göze giremeyeceğini zanneden partizanlardan başbakan olmak için başka bir hasletin beklenmediği siyaset anlayışının temel paradigma olduğu bir yerde, kölelik yasasının bir çırpıda çıkması normaldir. Ekose cekette ton farkının insanı başbakanlıktan düşürdüğü, ton yakınlığının ise ana muhalefetten zımni koalisyona yükseltebildiği bir ülke burası. 

Aman canım tek dert ekoseden olsun diyelim; ekosede ton tutmazsa bıyık bıraksınlar.

Nasılsa tuvalet kapısında sayaç var mı, var. Kime ne!

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...