11 Mayıs 2016 04:52

Melankoli değil Dilek Dündar!

Paylaş

Dünyaya, çarptığı anda bütün hayatı sona erdirecek bir göktaşı yaklaşırken; kimisi bu enteresan doğa olayını teleskopla gözlemeyi, kimi sağ kalma umuduyla sığınak yapmayı, kimi de bu sayılı günlerde hayatın tadını çıkarmayı tercih eder. Bazıları ise korkudan eli kolu bağlı sadece bekler. Lars von Trier, kendi imkanlarını aşan büyük bir tehlike karşısındaki insan davranışlarının çeşitliliğini yansıttığı filmi Melankoli’de kötümser bir sonuç çıkarır. Adı melankoli olan bu göktaşını kendi ölümlerini bekler gibi bekleyenlerin; ister herhangi bir önlem almak için çaba harcasınlar ister tehlike yokmuş gibi davransınlar isterse bunu bir eğlenceye dönüştürsünler ortak akıbetten kaçışları yoktur. Nihayet filmin sonunda hepsi el ele, o kavurucu ışığın içine çekilerek bir demir bilye gibi eriyeceklerdir.

Metafordan sadede gelelim. Siyasi iktidarın önümüzde apaçık duran yol haritasına göre bütün kurumların, toplumsal ilişkileri düzenleyen hukuk sisteminin, gerçekliğin algılanış biçiminin tamamen değiştiği bir sapağa varılmak üzere. Bu sapakta bekleyen, çarpmaya hazır kütle seyircinin melankolisiyle beslenerek kendisini büyütüyor. Şöyle ki: Kimisi Gül-Davutoğlu-Arınç kokteyli biçimindeki alternatif bir AKP’nin mevcut AKP’ye frenleyici olacağını, bir kısmı “Yolun sonuna gelindiğini, böyle uzun süre gidilemeyeceğini” ve epey bir nüfus da “Amerika ve Avrupa’nın nasılsa buna dur diyeceğini” düşünerek bekliyor. Bu sürecin kendisinin zaten bir darbe süreci olduğunu fark etmeden, kurtuluş için darbe bekleyenleri de sayarsak, epey geniş bir melankoli cephesinin oluştuğunu varsaymak mümkün.

Halbuki birbirine güvenmeyen “dışarıda kalmışların” karışımından bir kokteyl çıkmayacağı, buna cüret de edemeyecekleri belli. Kendi kendini bu politikayla daha fazla gidilemez telkinine kaptırmanın 14 yıllık hikayesinden alınan sonuç da belli. Ne bu siyaset ekseninde kenetlenerek tarihin en büyük blokunu oluşturan egemen iç güçlerden bir kesiminin, ötekine ‘hele bir ağır ol’ demesi mümkün. Ne de bu siyasetle kirli pazarlıklar sonucu elde ettiklerinden memnun “Benim çıkarıma dokunmayan yılan bin yaşasın” modunda dolanan uluslararası güçlerden bir kurtarıcı çıkması. Hepsi bu kütlenin bir parçası çünkü. 

Hayır kalan sayılı günlerde hayatın tadını çıkarmak da söz konusu değil.

Daha o kadar olmadı!

Geçen hafta Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi önünde Can Dündar’a suikast girişiminde bulunan tetikçinin yakasına yapışan Dilek Dündar’ın refleksi, melankoliyi kışkırtarak dibimize kadar yaklaşan tehlikeyle nasıl baş edilebileceğini bir kez daha düşündürsün. Lars von Trier’nin filmi bu seçeneği ıskalar. Oysa bu imkan, zulmün en ağır koşullarında bile bu topraklarda hep vardı. Metal işçilerinin grevinde, Cerattepe direnişinde, mahkemede “Bildiriyi yine olsa yine imzalarız” diyen akademisyenlerin edasında da karşılaştık bununla. Vatan haini mi diyorsunuz… “Yazın üç sütuna kapkara puntolarla Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor” diyen şairin de refleksiydi bu. Dilek Dündar’ın elleri bu seçeneğin metaforu olsun; filmde ihmal edilen, gerçeğin öteki yüzü. 

Her gün iş cinayetlerinde birkaç arkadaşlarını yitiren, madene bir daha hiç çıkamayacakmış gibi inen, bu yetmezmiş gibi Mecliste kendi seçtikleri vekillerin oyuyla “kölelik statüsü” onaylanan emekçilerin de bu refleksten öğreneceği var. Çünkü artık işçilerin ölümlerine ‘kaza süsü’ verme zamanları geride kaldı. “Hava sıcak diye baret takmıyorlar, bu kazalar ondan oluyor” diye suçlandıkları zamanlar. Mealen, kendin ettin kendin buldun demenin kolay olduğu zamanlar. 

Başkasının demesi önemli değil; yaklaşan siyasi kütleye, faşizme teleskopla bakıp çarpma anında bir kurtarıcı filan ararken kendi imkanlarını kullanmamanın makus sonucuyla karşılaştığında, insanın başına gelebilecek en kötü şey “Kendim ettim kendim buldum” demesi olacaktır. 

Dilek Dündar, tehlike anında gösterdiği refleksle bunu bize bir kez daha hatırlatmıştır. 

Dünya bu cesur yüreklerin hatırına döner.  

 

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...