14 Nisan 2016 04:47

IŞİD Kilis’e roket atarak ne yapmak istiyor?

Paylaş

Dün sabah Kilis’e üç Katyuşa roketi daha atıldı.
Suriye topraklarından Kilis’e atılan roketlerin sayısı ve sıklığı giderek artıyor.
Nitekim son beş günden beri her gün birkaç roket atılıyor Kilis’e! Önceki gün atılan roketlerden iki kişi daha öldü, 6 kişi de yaralandı.
Son birkaç aydır atılan bu roketlerle ilgili genel kanı; bu roketlerin Türkiye topraklarını hedef alarak değil, tesadüfen düştüğü biçimindeydi!
Ancak roketlerin giderek sıklaşması, hedef gözetildiğine dair kuşkuları artırdı. Önceki gün Kilisliler, Valiliğe yürüyerek can güvenliklerinin sağlanmasını istediler. Dün de Genelkurmay Başkanı, MİT Müsteşarı ve Savunma Bakanı Kilis’e giderek, sınırda incelemeler yaptılar.
Peki, Türkiye topraklarını bombalamada, IŞİD’in nasıl bir amacı (çıkarı) olabilir?
Hele de Türkiye’nin IŞİD’e ve Suriye’deki öteki terörist gruplara karşı toleranslı davrandığını, hatta çeşitli biçimlerde destek verdiğini düşündürecek kadar onları kollayan politikalar izlendiği halde IŞİD neden Türkiye’nin hükümetinin düşmanlığını kazanmak için çaba harcasın?
Bu çelişkili bir durumdur. Ama gelişmelere daha yakından bakarsak, IŞİD’in amacının Türkiye ile savaşmak olmadığını daha açıkça görürüz.
Gerçeği Suriye’deki son gelişmelerle açıklayabiliriz.
Şöyle ki Rusya, İran ve rejim kuvvetleri ile YPG güçleri son aylarda IŞİD’e ve öteki şeriatçı gruplara karşı mücadelede ciddi başarılar kazandılar. IŞİD’in Cerablus bölgesinden atılmasını Türkiye’nin “kırmızı çizgileri” önlemektedir. Dahası Halep’e yönelik olarak bir kuşatma neredeyse tamamlanmış ve Halep’in kurtarılarak bölgenin cihatist gruplardan temizlenmesinde belirli bir aşamaya gelinmiştir. Öte yandan Suriye’de ateşkesin, IŞİD ve Türkiye yetkililerinin beklediğinden daha başarılı biçimde yürümesi, Cenevre’deki görüşmelerde bir ilerleme sağlanacağı umudunun artması gibi gelişmeler, IŞİD’in Suriye’deki stratejisini de değiştirmiş görünmektedir.
Eğer Türkiye Suriye’nin kuzeyinde Cerablus’a müdahale ederse, Suriye sorunu şimdiye kadar gördüklerinden daha derin bir kaosa sürükleneceği gibi, bir bölgesel savaşa yol açması da imkan dahiline girecektir.
IŞİD şimdi bunu kışkırtmakta, Türkiye’nin Suriye’ye müdahale etmesi için çaba harcamaktadır. Çünkü böylece Suriye ile müdahale eden öteki güçler, Türkiye ile karşı karşıya gelerek IŞİD’le mücadele tümüyle parçalanacaktır!
Kısacası Katyuşa roketleri Türkiye’nin Suriye’ye müdahalesini kışkırtma amaçlıdır!
Oyun çok açıktır.
Türkiye’yi yönetenlerin bu oyuna gelip gelmediğini de göreceğiz.
Şimdiden söyleyelim, bu açık oyuna gelinirse, IŞİD’in en azından Türkiye’deki karanlık odaklarla iş birliği içinde bu oyunun sahnelediğini söylemek için pek çok neden olacaktır.  


IŞİD terörüne kol kanat gerenler sorgulanmadan adım atılamaz!

Dün gazetemizin sürmanşetindeki “İşte yok denen katliamın istihbaratı” haberi kamuoyunda yaygın biçimde sorulan, “IŞİD saldırıları neden önlenmiyor?” sorusunun yanıtını apaçık ortaya koymaktadır.
Ortaya çıkan belge açıkça göstermektedir ki istihbarat, 10 Ekim Ankara Katliamı’nı yapan IŞİD’cinin adı (Katliamın canlı bombalarından Yunus Emre Alagöz), ilişkileri, kimlerle telefon irtibatı içinde olduğu, Ankara’da bir saldırı yapabileceklerine kadar her şeyi bilmekte, tabiri caizse katillerin nefes alışları bile izlenmektedir. Ancak bu istihbarat TEM Daire Başkanlığına saldırıdan yarım saat önce, Ankara Emniyetine de katliamdan dört saat sonra ulaştırılmıştır!

HERKESİN KENDİ TERÖRİSTİ VAR DA...
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP propagandasının her vesileyle vurgu yaptıkları iddia; “teröristin sağcısı solcusu, şu dindeni bu dindeni olmaz” biçimindedir. Yanı sıra bu kesim, terörist saldırılar karşısında her kesimin farklı yaklaşımları olmasına öfkeleniyor; “Paris’te saldırı olunca herkes koşup safa giriyor, ama Ankara’da olunca bir geçmiş olsun, üzgünüzle geçiştiriyorlar” diye yakınıyorlar.
Her konuda olduğu gibi çifte standart olduğu doğrudur. Ancak, terör de sonuçta siyasetin bir devamı olduğu için o siyasete yakınlık duyanlar tarafından terörü kimin yaptığı, hatta neyin terörizm, neyin “haklı ve bir savunma eylemi” olduğu gibi tartışmalar da gündeme gelmektedir. Bu da çok şaşılacak bir durum değildir. Nitekim, her terör saldırısı karşısında Türkiye ikiye bölünmekte, üzülenler oluğu kadar sevinenler de olmaktadır. Ama bu da “Neden böyle oluyor”, “Vah vah” denerek  çözülecek bir sorun değildir.   
Bu yüzden de kim ne derse desin bu tür tartışmalar sürecektir.

ÜLKEYİ YÖNETENLER DE ‘TARAF’SA!
Ancak söz konusu olan bir hükümet, ülkeyi yöneten yüksek makamlardaki zevat, ülkenin güvenlik güçleri ise sorun, terörist grupların siyasi amaçlarına yakınlık uzaklık gibi bir tartışmayı aşıp, terör grubunun hedefe koyduğu geniş halk kesimlerinin can güvenliklerinin tehdit altına girmesi olmaktadır. Çünkü böyle bir durum hükümetin, güvenlik kurumları başta olmak üzere devlet kurumlarının bu terör gruplarına toleranslı davranmalarına, onları çeşitli yollardan koruyup kollamalarına yol açmaktadır. Nitekim IŞİD’in son beş yıldan beri, devletin çeşitli kurumlarınca korunup kollandığı herkesin malumudur. Ankara saldırısından sonra, bu saldırıda 101 T.C. vatandaşının hayatını kaybetmesi ve yüzlercesinin yararlanmasına karşın, Hükümetin ailelere sıcak bir başsağlığı dilemekten bile imtina eden, sosyal medyada “Orada ne işleri varmış”la başlayıp, “Az bile ölmüşler”, “Yapanların eline sağlık”... gibi tutum alanla kol kola girmese de “paralel bir tutum” alan hükümet ve yöneticiler tam da IŞİD terörüne karşı ne kadar toleranslı olduklarını göstermişlerdir. Üstelik de IŞİD’in Suruç, Diyarbakır, Adana ve Mersin’deki bombalı saldırıları gerçekleştirdiği, kanıtlı bir biçimde ortaya çıkmasından sonra da bu koruyucu, kollayıcı tutum sürmüştür.

AT SAHİBİNE GÖRE KİŞNER!
Nitekim Başbakan ve Cumhurbaşkanı saldırıya IŞİD terörü dememek için “kolektif terör”, “kokteyl terör örgütü” gibi akıl almaz kavramlar öne sürerek, IŞİD’i kollayıp koruyan bir çizgide durduklarını göstermişlerdir. Başbakan Davutoğlu 10 Ekim Katliamı’ndan hemen sonra “Canlı bombaları biliyoruz ama eyleme geçmedikleri için tutuklayamıyoruz” diyerek, hem IŞİD karşısındaki yerlerini itiraf etmiş, hem de dün ortaya çıkan istihbarata sahip olduğunu da itiraf etmişti.
Ve bu IŞİD’e siyasi kol kanat germe tutumu, güvenlik güçlerine, yapılan takiplerin sadece takip olarak kalması, yapılacak eylemi önleyecek önlemlerin alınmaması, toplanan istihbaratın saklanması olarak yansımıştır.
Böylece “At sahibine göre kişner” özdeyişi bir kez daha gerçek olmuştur.
Bu yüzden de müfettişler tarafından istihbaratın elindeki bilgileri saklamasından başlayan bir görev suistimalinin 101 barış mücadelecisinin, devrimcinin katledilmesinin güvenlik güçlerinin IŞİD’e yönelik toleransıyla bağlantılı olduğunun tespit edilmiş olması önemlidir. Ama bundan da önemlisi Cumhurbaşkanı ve Başbakan önderliğindeki dış politikaların bölgedeki cihatist gruplarla ilişkisinin sorgulanması da zorunludur. Aksi halde birkaç emniyetçinin suçlanmasıyla geçiştirilecek bir katliam davası olmayı aşamaz.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa