14 Nisan 2016 04:38

Katliama ortaklık

Paylaş

Evrensel gazetesi üç gündür yazıyor. Aynı haber Cumhuriyet ve BirGün gazetelerinde de çıktı. Ankara Katliamı’nın yapılacağının ihbarı günler, hatta aylar önce yetkili yerlere ulaştırılmış. Tıpkı, 16 Mart Katliamı’nda olduğu gibi.
Çok sayıda ihbar gelmiş. Canlı bombanın ismi verilmiş. Ki aileleri ile helalleşmiş katliama giderlerken. Büyük ihtimalle, ihbarların birkaçı, bu üç katliamcının aileleri idi. IŞİD içinde de muhtemelen istihbarat elemanları vardı ve istihbaratın bir kısmı da onlardan gelmiştir. Aslında, Dokumacı Grubunun yaptıkları da pek gizli saklı şeyler değil. Komşuları dahi bunların yaptığı işleri biliyordur ve bazıları da ihbarları yapanlar olabilir.

Emniyetin 10 Ekim öncesi istihbarat aldığı ortaya çıktı


İhbarlar, MİT ve polis aracılığıyla bütün şehirlere iletildiği gibi, Ankara polisine de iletilmiş. Ankara polisi 10 Ekim Mitingi’nin yapılacağını en az on beş gün önceden bilmesine rağmen IŞİD ve Dokumacılar Grubunun eylemini engellemek için hiçbir tedbir almamış. Müfettiş raporlarına göre istihbarat raporlarının toplandığı polis, bu raporlardaki bilgileri iletmesi gereken yerlere iletmemiş.
Bu bir ihmal mi? Olabilir. Fakat, aynı ihbar Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik bir suikast ihbarı olarak gelseydi, hiçbir polis bu ihbarı gerekli yerlere iletmeyi ihmal etmezdi. Demek ki, polis açısından IŞİD militanlarının yapacağı katliamda ölmesi muhtemel yurttaşların bir önemi yok. Ya da, ihbarı alan ama gerekli yerlere iletmeyen polisin fikri yapısı da IŞİD bombacıları ile aynı. Böyle bir eylemi onaylıyor.
Ankara polisi görevini yapsaydı, ihbarların gereği olarak Ankara’nın Konya girişine üç gün polis koyup gelen araçları arasaydı 10 Ekim’de yüz iki insan ölmeyecekti.
Maaşlarını vergilerimizden ödediğimiz polis görevini yapmıyor. Halkın can güvenliğini korumuyor. Sadece Cumhurbaşkanı ve AKP’lileri koruyor. Diyarbakır’da, Suruç’ta, Ankara’da, İstanbul’da, tekrar Ankara’da ve tekrar İstanbul’da IŞİD militanları patlattıkları bombalarla yüzlerce insanı öldürüyor. Ve, gazeteler yetmiş ilde IŞİD hücrelerinin olduğunu ve yeni eylemlere hazırlandıklarını yazıyor.
Polise güvenmiyoruz. Yaptıkları bize güven vermiyor. Müfettiş raporlarında ihbarları gerekli yerlere iletmeyen polisin adı açıkça yazıldığı halde, ihmal ve görevi kötüye kullanma ile suçlanan polislerin isimleri tek tek sayılmasına rağmen; bu polisler hakkında açılmış bir dava yok. Hâlâ görevlerine devam ediyorlar. Polislere güvenmiyoruz ama valilere ve İçişleri Bakanına da güvenmiyoruz.
Ne yapacağız? Sokağa çıkmaktan korkar olduk. Gerekmedikçe sokağa çıkmıyoruz. Kalabalık meydanlara, garlara, metro istasyonlarına gitmemeye çalışıyoruz. Fakat, bunlar çözüm değil. Böyle çaresizlik içinde çırpınacak mıyız? Kendi kendimizi mi koruyacağız? Nasıl?
IŞİD bombacılarının bizi de bir bomba ile yok etmesini hiçbir şey yapmadan bekleyemeyeceğimize göre bir şeyler yapmalı. En azından bu katliamların siyasi sorumlusu, istifa etmesi gerekirken pişkinlikle sürekli halkı suçlayan hükümeti başımızdan defetmenin yollarını bulmalıyız. Yeni katliamları oturup bekleyemeyiz.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...