13 Nisan 2016 04:54

Buldozer ve panzer

Paylaş

Üç büyük imparatorluğun yıkılmasıyla sonuçlanan Birinci Dünya Savaşı sırasında doğan Sykes-Picot anlaşması, sermaye birikim rejiminin o dönemki aktüel siyasi ihtiyaçlarına uygundu. Bölgelerin demografisinden doğabilecek olası taleplerin, silahlı paylaşıma ister istemez kurban edildiği bir belgeydi bu. Sayesinde parçalanan coğrafyanın kumaşından hem bölge halklarına birer vatan hem de o vatanlara nüfus dayatılmış oldu. Şimdilerde Sykes-Picot sınırları  “cetvelle çizilmiş” olduğu söylenerek eleştiriliyor. Bu eleştiriyi mümkün kılan koşullar, anlaşmanın o zaman denk düştüğü sermaye birikim rejiminin ihtiyaçlarına uygun biçimde oluşturulan siyasi-demografik düzenin artık eskimesiyle ortaya çıkmıştır. Irak işgalinden başlayıp güney Kürtlerinin kantonlaşmasına kadar geçen süreçte siyasi harita kısmen değişti. Diğer yandan demografik bir yıkımla seyreden paylaşım savaşı, Ortadoğu’da o eski anlaşmanın hükmünün sınırlarını zorlanır hale getirdi. 

Türkiye’de de tek vatan tek millet hamasetinin gölgelemediği bir zihinle bakılırsa dikkati çeken bir nokta var. Panzerlerin (tankların) buldozerlerle eş zamanlı faaliyete geçtiği bir kesişme alanında yapılan düzleme/düzenleme faaliyetinin motivasyonlarından biri de Sykes-Picot’nun eskimişliği. Hükümet sermaye birikim rejiminin artık bu anlaşmanın açtığı zeminde sınırlandığını ve iç düzenlemelerin Ortadoğu’daki paylaşım sürecine bağlanması gerektiği fikrinde. Olan biten buna da işaret ediyor.  

Bu yüzden Sur-Nusaybin-Silvan-Yüksekova-Şırnak ve Cizre’de Kürt demografisini parçalamaya çalışırken bir yandan da kentsel araziye yeni bir nüfus planlamasına elverecek bir kentsel dönüşüm uygulamaya soyunan devlet aklı, Sykes-Picot’ya alternatif bir anlaşmanın tuğlalarını içerde tek yanlı olarak hayata geçirmeye soyundu.

Devletin temsilcisi Erdoğan’ın püskürtmeye çalıştığı itirazcı toplumsal kesimlerin başında Kürtler geliyordu. En son “Sen neyin raporunu yayınlıyorsun” diyerek STK’leri hedefine koydu. Kürtlerin, emek örgütlerinin, STK’lerin, Meclis dışı parti ve grupların, talep kümelerinin sözlerinin kale alınmadığı tek taraflı “anlaşma” sürecinde kontürleri belirlenen demografik harita yine “cetvelle” çiziliyor. 

Bu, sayılan kesimlerin dışlandığı noktada süreci belirleyenin “Cumhurbaşkanının hayalleri” olması kaçınılmaz! Sykes Picot nasıl bu anlaşmayı hazırlayan iki adamın adıyla anılıyorsa CB de başlattığı sürece kendi hayallerinin damgasını vurdu bile. Buyrun: “...Benim başbakanlığım dönemimde de hayalimdi. Suriçi için bir proje yaptırdım... Hakkari’yi yer değiştirelim, Yüksekova olarak değişsin... Hakkari bir şehir yapısında değil, orayı nasıl şehir yapmışlar anlamak mümkün değil. Yüksekova daha mümkün.” Sadece Kürt  kentlerindeki dönüşüm için kurulmuyor bu hayaller: Ümraniye’deki şehir hastanesinin açılışında konuşurken de “Şimdi hayalim gerçekleşiyor. Şehir hastaneleri bir bir hayata geçiyor” diyor Erdoğan. 

Bu hayaller uğruna burnunu az çamura sokmadı AKP Hükümeti. Örneğin Suriye’yi emperyal hayallerinin tatmin olduğu bir coğrafya haline getiremedi. Şimdi de Kürtsüzleştirilmiş Kürt kentlerini birikim rejiminin payandası haline getirebilmek için sırtını yasladığı hayallerin bir geleceği olmayabilir. 

Fakat bu hayallerin sadece CB’nin istiare uykularından doğmadığını biliyoruz. Önceki günkü Evrensel’de Fırat Anlı Sur’daki kentsel dönüşüm süreciyle Cerattepe’deki vukuatlı maden şirketi Cengiz Holdingin de ilgilendiğini söylüyor. Panzerlerin ardından kentlere sokulan TOKİ buldozerleri Kürt kentlerini, Kürtlerin değil sermaye birikiminin ihtiyaçlarına uygun bir siyasete alan açmak için düzlemeye çalışırken Hükümetin rolünün müteahhit ve Holding masalarındaki cetvellerin çalışmasını mümkün kılmak olduğunu söyleyebiliriz. Sermaye çevrelerinin hayalleri olmadan AKP-CB hülyaları hiçbir şeydir zira. 

Yerleşim yerlerinin nüfusunun seyreltilmesi veya arazilerin çitlenerek zor yoluyla insansızlaştırılması eski bir yöntem. Sanayi Devrimi ön gününde ortak kullanım alanlarının meralaştırılması ve özelleştirilmesi biçiminde İngiltere’de yaşanmıştı bu. Thomas More ve sonra da Engels, “Koyunların insanları yediği bir dönem” diye tarif etmişti bu çılgınlığı. Şimdi ise panzerlerden artakalan insanlığın TOKİ’nin önüne atıldığı bir dönemi yaşıyoruz.

Ne için?

Sermayeye, demografik engellerin bertaraf edildiği; sınırsız sorunsuz dolaşım ve yatırım alanı vadeden stratejilerin beslediği hayaller için. 

Bütün mesele bu hayallere yem olup olmamakta. 

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...