Gazetecilik mizansen kaldırmaz


13 Nisan 2016 04:52

Akademisyenlik çoğu insana göre çok sıkıcı bir iş, saatlerce bilgisayar başında makale, kitap okuyor, herkesin daha önce söylediklerinin üzerine bir cümle eklemek için ömrünüzü harcıyorsunuz. Bu durum sizi çoğunlukla sosyal ortamlardan alıkoyuyor, arada bir eğlenmek için dışarı çıktığınızda da yarım bıraktığınız teziniz, makaleniz yüzünden vicdan azabı duyuyorsunuz. Üstelik eş dost ortamında tartışmanın en heyecanlı yerine akademik müdahalelerinizin can sıkıcılığı da cabası. Çoğu zaman ‘O işler pratikte öyle yürümüyor hocam’ serzenişleri ‘Çok mu ileri gittim, muhabbeti tatsızlaştırdım’ suçluluğu yaratıyor. Maalesef böyle, belki mesleki deformasyon ama ‘Önce kavramları doğru kullanalım ki tartışma bir yere varsın’ bizim için daha ön planda. Size niye böyle içimi döktüm, çünkü bu hafta 6 Nisan’da Nazlı Çelik’in Star Haber’de yaptığı,”iliştirilmiş gazetecilik” örneği üzerinden tartışıldı medyada. Söylenmek istenenlerle aynı fikirde olmakla birlikte yine bir müdahalede bulunma gereği hissettim. Kavramları doğru kullanalım. İliştirilmiş gazetecilik çok tartışılan ve çok eleştirilen bir gazetecilik türü ama en azından bir gazetecilik türü. Nazlı Çelik’in yaptığı ise gazetecilik değil, çok eleştirsek de iliştirilmiş gazetecilere bu kadar haksızlık etmememiz gerekiyor. 

Daha önce yazmıştım iliştirilmiş gazetecilik hayatımıza 2003 yılında Amerika ve koalisyon güçlerinin ikinci kez Irak’ı işgali sırasında girdi. İşgal sırasında pek çok gazeteci bağımsız olarak Irak’a gitmeyi çok riskli gördü ve baştan tarafını açıklayıp orduyla bir anlaşma imzalayarak oraya gitti. Tarafsız olmak gibi bir iddiaları asla olmadı, işgal sırasında hayatını kaybeden iliştirilmiş gazeteciler oldu. 

Savaşın haklı tarafı yok, en çok zararı siviller, en çok da kadınlar ve çocuklar görüyor. Gazetecilik de tarafsız bir meslek değil, tarafı her daim güçsüzler olmak durumunda. Üniversitede hocam olan Ragıp Duran’ın en sevdiğim sözüdür, “Kurtla kuzunun olduğu yerde gazeteci tarafsız olamaz”. Ama belirli bir mesafede durur, olabildiğince tarafsız şekilde olanı aktarır ki gazeteciliğe güvenilirliği sağlayan budur. Gazetecilikte tarafsızlık sadece Türkiye’de değil dünyanın her yerinde bugün en çok tartışılan konularından biri. Yerine şeffaflık ve bağımsız hareket etme gibi yeni nitelikler öneriliyor. Basit şekilde ifade edecek olursak ‘Tarafın belli olsun ama bana doğru ve güvenilir bilgi ver’ talebi daha ön plana çıkıyor son zamanlarda. Uzun ve zor bir tartışma ama güvenilir olmak şu anda tüm dünyada en değerli nitelik. Hangi tarafta olursanız olun bunu kaybettiğinizde sözünüz dinlenmiyor ya da söylediklerinize şüpheyle yaklaşılıyor.

Dönelim Nazlı Çelik’in “Yüksekova’daki haberciliğine”, habercilerin, açıkça ifade etmeseler de, tarafını seçtiği belli, jandarmanın yanında bir operasyona katılıyorlar, fakat sözü edilen sıcak operasyonda askerler olabilecek her türlü saldırıya karşı korunaklı, Nazlı Çelik  gördüğümüz kadarıyla değil. Polis özel harekat ve jandarma özel harekat timleri sözü edilen binada ve çevresinde el yapımı patlayıcıların ve tuzakların olabileceğinden bahsediyor, her adımın dikkatle atıldığı, ortamın çok tehlikeli olduğu ifade ediliyor ama ne hikmetse Kameraman Zafer Karakaş timlerin önünden giderek operasyonu çekiyor. Nazlı Çelik önce “Teröristlerce kullanıldığı varsayılan bina” dediği yere yaklaştıkça dili değişiyor “Teröristlerin tespit edildiği bina” diyor misal, sağlam bir gazetecilik detektörü olduğu besbelli, hâlâ kasksız ve korumasız, büyük cesaret! Ardından “kontrollü patlatma” anonsu duyuluyor ve evler vuruluyor, her patlamayla bir adım daha ileri gidildiği söyleniyor, kamera hâlâ operasyonu yapanların önünden çekiyor. Birlikte hareket eden polis ve askerin uyumuna övgüler düzülüyor. Belli ki bu uyumun içinde Star Haber de var, kendilerine haksızlık etmişler, koruyucu teçhizatları olmadan operasyonun en önünde giden TİM oldukları halde.

Kavramları yerine koyalım, bu iliştirilmiş gazetecilik değil çünkü gazetecilik değil. Ortada bir mizansen var ve Nazlı Çelik burada bir oyuncu. Varsayılan kurguda evler patlatılıyor. Eğer bu bir film platosu değilse ve sahiplerinden izin alınmamışsa yapılan suç. Gazetecilik suç değildir, suç olan insan haklarına aykırı hareket etmek ve böyle bir mizansenin parçası olmaktır. Mesleğini gazetecilik olarak belirtenlere duyurulur.

www.evrensel.net