Savcının Evren röportajı!


09 Haziran 2011 10:19

Bugüne kadar 12 Eylül askeri faşist darbesinin lideri Kenan Evren’le yapılmış pek çok röportaj okuduk. Ama bir savcı tarafından yapılmış bir röportajı hiç okumamıştık. Şimdi okuyucular haklı olarak şunu soracaktır: neden röportaj diyorsunuz, Evren’in ifadesi alınmadı mı? Alınan ifadenin basına yansıyan bölümlerine, sorulara ve bunlara Evren’in verdiği yanıtlara bakılınca, yapılan işin eski cunta liderinin yargılanmasına, ondan hesap sorulmasına yönelik bir adım olmadığı, yargılama, hesap sorma işlerinin üstünün kapatılmaya çalışılmasına yönelik bir adım olduğu rahatlıkla görülebilmektedir.
Evren, büyük bir rahatlıkla “Evet darbe yaptım, bunu da yasaların TSK’ya tanıdığı hak gereği yaptım, aynı koşullar olsa bir daha yaparım” diyebilmektedir. Hatırlanacağı gibi bu
35. maddedir. Eğer 35. Madde kaldırılmış olsaydı Evren’den ve 12 Eylülden hesap sorulabilecek miydi? Bu madde kaldırılmış olsa bile 12 Eylülden hesap sorulamayacaktı! Çünkü 12 Eylül darbesinden ve onun kurduğu düzenden hesabı ancak demokrasi ve bağımsızlık temelinde yükselen bir halk hareketi sorabilir. Bu hesaplaşma er geç yapılacak ve bugün 12 Eylül darbesinden hesap sorma oyunları oynayanlar da, darbecilerle birlikte aynı sanık sandalyelerine oturtulacaktır. Aksi durumda ise hesap sorma adına ancak böylesi maskaralıklar yapılabilir. Seçimlere az bir süre kala AKP Hükümetinin bu gibi adımlar atabileceği az çok tahmin edilebiliyordu. Yeni gelen haberlere bakılırsa Büyükanıt’ın “iyi çocukları” olan Şemdinli bombacıları da tutuklanmış! AKP bu adımları atarak ne yapmak istiyor? Yapmak istediği açıktır: bu ülkede Türklerin ve Kürtlerin demokrasi ve özgürlük mücadeleleri vardır ve AKP bu mücadeleyi istismar etmenin kendisine epeyce yarar getirdiğini keşfetmiştir. Bugün yargının, yürütmenin bir kolu gibi çalışmasını sağlayan son anayasa değişikliğine, 12 Eylül darbecilerin yargılanmasını engelleyen maddeciklerin serpiştirilmesiyle, antidemokratik yeni düzenlemelerin önü sonuna kadar açılmıştı.
Burada şu soruyu da açıklıkla yanıtlamak gerekiyor: bugün 12 Eylülden hesap sormak ne anlama gelmektedir? Eğer sorunu dar anlamda ortaya koyacak olursak, 12 Eylül darbecilerinden işledikleri insanlık suçlarının hesaplarını sormak mümkündür. Ama bunun tutarlı bir biçimde yapılabilmesi için, demokrasi ve özgürlük isteyen ciddi bir halk hareketinin yükselmiş olması gerekir. Bu hesap kuşkusuz er ya da geç sorulacaktır. Ama 12 Eylül darbesi ile daha geniş çaplı bir hesaplaşma, ancak onun kurduğu sistemin bütünüyle ortadan kaldırılması ile olanaklı olabilir.
Bu şu anlama gelmektedir: 12 Eylül askeri faşist darbesi ile Türkiye başta ABD emperyalizmi olmak üzere, genel olarak emperyalizmin egemenliğine sonuna kadar kapıları açmış, onunla iş birliği halindeki büyük sermaye grupları inanılmaz gelişmeler kaydetmiştir. Türkiye burjuvazisi bugün gözlerini yakın bölgesine dikmiş, yine ABD’nin destek ve onayıyla hegemonyacı, yayılmacı ihtiraslar peşinde koşmaya başlamıştır. Bütün bunlardan Türklerin ve Kürtlerin payına düşen ise: –kuşkusuz Kürtlere ilişkin olanlar en az iki ile çarpılmalıdır- yoksulluk sefalet, aşırı çalışma ama açlık sınırında yaşama, sahip oldukları bazı sosyal ve ekonomik hakları yitirmek, ulusal baskının sınırsız artışı olmuştur. Bütün bunlar şu anlama gelmektedir: 12 Eylülle hesaplaşmak, düzenle hesaplaşmak anlamını kazanmıştır. Bugün mevcut kurulu düzenle mücadele etmeden, onu yıkma işine girişmeden 12 Eylülle hesaplaşmak olanaklı değildir. Aksi durumda ortaya çıkacak tablo, aslında bugün ortaya çıkmış olan tablodur. Yani halkın özlemlerinin istismar edilmesi, ama 12 Eylül ruhunun ve cisminin düzenin her hücresinde beslenmesi ve yaşatılması. 12 Eylülden hesap sorulması, özgürlüğün ve demokrasinin kazanılması, ülkenin bağımsız, onurlu bir ülke haline gelmesidir. Açıkçası 12 Eylülün kurmuş olduğu her şeyin yıkılması, emekçi halkın ayaklar altında un ufak edilmesidir.
Kuşkusuz bu bir devrimdir. Bunun adı demokratik devrim, demokrasinin kazanılması, yeni bir ülkenin kurulmasıdır. Bu yöndeki yürüyüş güçlü adımlarla sürmektedir. Emeği, demokrasiyi, özgürlüğü savunan güçler bu yürüyüşü güçlü bir halk hareketine dönüştürmenin adımlarını atmaktadırlar. Özgürlük ve demokrasi mücadelesi sıçrama yapacağı bir ivme yakalamaya doğru girmektedir. Artık bu halk için hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktır. Seçimler bu yürüyüşün onaylanmasının sadece bir göstergesi olacaktır. Türkler ve Kürtler şimdiden kazanmışlardır. Bu kazanımları her geçen gün büyük bir maddi güç haline gelmektedir. Bu düzenin bekçileri bu yürüyüşün önünde duramayacaklardır.

evrensel.net
www.evrensel.net