24 Şubat 2016 04:59

Fırat'ın ötesi Çoruh'un berisi

Paylaş

Balkanlar’dan Kafkasya’ya kadar büyük Türk dünyası hayal ederken nasıl “Bir koyup üç” alacağını hesap eden Turgut Özal bunların duayeniydi. O zamandan bu yana çok sular akamadı aslında. Üzerine kurulan dizi dizi HES’lerle boğazı sıkılan sularda bu tüccar zihniyetin ağzı bozuk devamcıları kulaç atıyor. Özal’ın CEO’lardan kırpılmış metroseksüel prensleri milleti az söğüşlememişlerdi. AKP döneminin alameti farikaları ise söğüşleme işini milletin a.. koymaya kadar genişlettiler. Deveyi havuduyla götürme işinde birazcık mutasyona uğrayarak lümpen burjuvalar haline geldiler. Karadeniz’de dağı- taşı -yaylayı paraya çevirmenin derdinde; gölgesini satmayacağı ağacı keserek, dokunduğunu altına çevireceğini zanneden Midas cüretiyle dolanıyorlar.
Devlet de kendi bekasını taştan altın, sudan HES çıkarmaya çalışan türedi burjuvanın hayallerine bağlamış durumda. Bunu en iyi, kendi kaderimi tayin etmek istiyorum diyen Silopili Taybet ana ile, Yeşil Yol direnişinin asalı- ümmisi Havva ana gördü. Havva ana polise “Burada devlet de benim, vali de benim, siz kim oluyorsunuz” diye diklenmişti. Havva ananın “uşaklar”ı şimdi Artvin Cerattepe’de bu türedi burjuvaların en semirmişinin altın madenine karşı direniyor. Gaza, suya bana mısın demeden “yaşam alanları”nı korumaya çalışıyor. Taybet ananın çocukları da öyle.
Önceki gün Çoruh Nehri’nin berisinde Artvin’e giriş çıkış yasaklandı. Kürtlerin aylardır TOMA’larla bariyerlerle kapatılmış şehirlerde maruz kaldığı şiddet ile kıyaslamak doğru olmaz elbette. Ama Çoruh’un berisiyle Fırat’ın ötesi böylece birbirine yakınlaştı. Sabah gazetesini arayarak “Bize nasıl terörist dersiniz. Burası Karadeniz, buraya PKK giremez, biz milliyetçi insanlarız” diyen genç ile “Burası doğu değil buraya TOMA sokamazsınız” diye sitem eden bir başka gencin avans kabul ettiği makbul ve kıymetli yurttaşlık biber gazına boğulduğu anda Diyarbakır ile Artvin kardeş şehir oluvermişlerdi.
O iki gencin benzerleri Gezi’de “Kürtler nerede” teranesinden “Bize bunları yapıyorlarsa kim bilir Kürtlere neler yapmışlardır” izanına, “Şimdi anladık niye çanak anten kullanıyorlar” gibi bir kafaya dank etme sürecine girmişlerdi. Zaten o zaman Fırat nehri devletlünün kırmızı çizgisi olmaktan çıktı.
Bir süredir ise Cizre’den, Sur’dan geliyor o ses; Türkiye’nin batısını yardıma, desteğe çağıran, “Gezi’deki bir ağaç kadar değerimiz yok mu” sorusunun vicdanı sınayan ağırlığı boşlukta kaybolmuyor demek ki. Ezberlenmiş yanıtların sadre şifa olmayacağı konusunda Çoruh’un berisi kadar Fırat’ın ötesinin de birlikte aymasının zamanı geldi öyleyse: Fırat Çoruh’tan geçilebilir çünkü.
Taş taş üstünde kalmayan Sur’un yazgısı Cengizgillerle nesep ortaklığındaki şirketlere neredeyse hava parasına ihale edilmek üzereyse, TOKİ denen rant örgütü bir akbaba gibi kapıda bekletiliyorsa Cerattepe’ye musallat olan şirketler ve şirket devlet ülkenin doğusunu ve batısını kaderde kıvançta kardeş etmiş demektir. Kamudaki ve özeldeki işçiler alınıp satılabilen, kiralanabilen birer köle haline getirilirken, grev anında bile “Biz siyasetle ilgilenmeyiz, ekmeğimizin derdindeyiz” diyebilmenin koşulları da kalmamıştır. Her yol siyasete, her nehir aynı yere akacaktır.
Erdoğan “Devleti anonim şirket gibi yönetmek istiyorum” demişti. Şimdi devlet, şirketlerin hizmetinde Artvin’de yurttaşları gazlıyor, Sur’dan bir Toledo çıkarmaya niyetleniyor. Şirketin nerede bittiği devletin nerede başladığı belli değil. Her şeyin para, kâr ve rant haline geldiği bu nizamda kimsenin “yaşam alanı”, evi-bahçesi, canı güvende değilken her mücadele birbirine yarendir; ister Fırat’ın ötesinde ister Çoruh’un berisinde.
Gezi’de Kürtleri, Cizre’de Türkleri arayanlar aynaya baktıklarında aradıklarının nerede olduğunu göreceklerdir.
Devletin nezdinde Havva ana az mı benzer Taybet anaya.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...