27 Ocak 2016 04:52

Sarı yıldız zamanları

Paylaş

Geçen yüzyılın ortalarına doğru önce Almanya’da sonra Nazilerle iş birliği yapan devletlerin buyruğuyla Yahudiler, etrafı duvarla ya da dikenli telle çevrili gettolara kapatıldı. Dahası her Yahudi, göğsünde sarı renkli bir yıldız taşımak zorundaydı. Sonra Yahudiler kitleler halinde toparlanıp havasız vagonlara istif edilerek toplama kamplarına yollandılar. Büyük bir çoğunluğu gaz odalarında, kimisi de aşırı çalışma, açlık ve hastalıktan öldü. Faşizmin ayak sesleri apaçık işitildiğinde bile yaklaşan vahşetin büyüklüğünü tahayyül edemeyen akıl, Hitler yenildiğinde de yaşananların tekerrür edemeyeceğini düşündü. Faşizmin daha ziyade bir zıvanadan çıkma, cinnet hali olduğu; bunca yaşanandan sonra bir daha olmasına izin verilemeyeceği iyimserliği yaygınlaştı. 

Bugün bu iyimserliği tersine dönüştüren bir dizi gelişme var Avrupa’da. 

Dünyanın her yerde çivisinin çıkmış olduğunu gösteren ürkütücü ayak seslerinin giderek arttığı işitiliyor. İngiltere’nin Cardiff bölgesinde konut bürosunun anlaştığı müteahhit firmanın, mültecilerin kollarına kırmızı bileklik takmayı şart koşması, özelleştirme çağında bu ayak seslerinin bir parça değişmiş olduğunu gösterse de gözümüzün önüne getirdiği görüntüler aynı. Göçmenlere getto hayatının reva görüldüğü, kırmızı bileklik takanların ırkçılar tarafından taciz edildiği ve başka bir ülkeye sığınmak durumunda kalan savunmasızların utanç içinde yaşamaya mecbur bırakıldığı gerçeği, faşizmin dünyanın demokratik ülkelerinde bile ne kadar kolay kışkırtıldığını, ırkçılığın bir kaktüs gibi çok az suyla bile yaşayabildiğini gösteriyor. 

Avrupa’da faşizmin şu anda bir Kristal Gecesi yok. Ama yeni faşizm o eski gecelerin kırıkları üzerinde ilerliyor.  

İngiltere’deki mülteciler kırmızı bileklikleri takmadıklarında kendilerine taşeron firmanın vermesi gereken üç öğün yemeğin verilmediğini söylüyorlar. Yemeğe gitmek için kullandıkları 10 dakikalık yol mesafesinde ise ırkçı hakaretlere maruz kalıyorlar. İş birlikçiler üretmeden kendini sürdüremeyen faşizmin her zaman faydacı bir zihniyete sahip, beyaz eldivenlerini hâlâ çıkarmamış İngiliz devletine özgü versiyonunda müteahhit firmaların icat edilmiş olması normaldir.

Ama diğer yandan mülteci sorununun rehabilitasyonu konusunda anlaşan devletlerin birbirinden pek farkı yok. Geçtiğimiz günlerde toplanan Avrupa Birliği içişleri bakanları da sınır güvenliğinden sorumlu Frontex’in güçlendirilmesi, kadrolarının artırılması ve Schengen mevzuatındaki serbest dolaşımın sınırlanması kararını aldı. Göçmenler Avrupa’ya çıkmadan önce durdurulacak, Avrupa’ya girenlere ise kelimenin tam anlamıyla dünya dar edilecek. 

Mülteci politikalarında yapılan değişiklikler kapsamında asıl tehlikeli olan toplumsal bir saflaşmadan  medet umulması. Gelenlerle yerleşik olanlar arasındaki kültürel uçurumun altının özenle çizildiği ve gündelik hayatın tehdit edildiği mesajının her fırsatta verildiği Almanya’da, yılbaşında Köln’deki taciz vakasından sonra karnaval ertelemesinden, ortak havuzlara erkek mültecilerin alınmamasına kadar bir dizi utanç verici uygulamaya gidildi. Bu kültürel bariyer sayesinde yerliler ile mültecilerin statülerini sabitlemek elbette riskli. Bu yüzden Avrupa, aynı zamanda mültecilerine karşı hızlı bir “inşaat faaliyeti” halinde. Bir kısmı ülkelerindeki savaştan, yoksulluktan, silahlı irtica çetelerinden can havliyle kaçarken kanları Akdeniz’in suyunu kana bulayan mültecilerin, umuda yolculuğa kara yolundan çıkanların ise yüzleri duvara çarpıyor. Şaka ya da mecaz değil; Milliyet’in 30 Ağustos tarihli nüshasında şu veya bu nedenle, dünyanın üçte birinde sınırlara duvar çekildiği haberi var. Avusturya İçişleri Bakanı sınıra kurulacak duvara “teknik bariyer” diyor olsa da mültecilere karşı beton duvarların, tel örgülerin yükseldiği de bir gerçek. 
Yıllardır kanırta kanırta kangrenleştirilen Suriye sorunundan (sorunlaştırılan Suriye’den) elini suya sabuna değdirmeden istediğini alabileceğini zanneden AB ülkeleri bir yandan Ortadoğu’ya ihraç ettiği “home born” fedaileriyle diğer yandan mültecilerin, savaşın artık uzak topraklarda değil Avrupa’nın içinde de yaşandığını gösteren varlığıyla sınanıyor.

Ortadoğu’daki çirkin paylaşım savaşından metastaz yapan tümör Avrupa ülkelerinin içine yayılmıştır. Mülteci, günümüz faşizminin yeni Yahudi’si ilan edilmiştir.

Unutulmasın; bir daha asla dememek için “bir daha asla” demiştik. 

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...