Mücadelede birleşme ihtiyacı


08 Haziran 2011 11:12

Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nun gördüğü destek ile iki ulustan ve her milliyetten işçi ve emekçilerin iktisadi-sosyal ve politik talepleri arasındaki dolaysız ilişki, bu taleplerin gerçekleştirilmesini dert edinen herkesi, önümüzdeki süreçte yapılması gerekenler açısından, görmezden gelemeyecekleri bir sorumluluk ile yüz yüze getirmiştir.
Bu sorumluluk kuşku yok ki zaten vardı. Yeni başlayan ya da şimdi idrak edilen bir şey değil. Türkiye’nin iki ulus ve tüm milliyetlerden işçi sınıfı ve kent-kır yoksullarının; Kürt ulusunun, baskı altındaki mezhep ve inanç gruplarından kesimlerin, küçük üreticilerin uluslararası sermaye ve tekelci burjuvazinin çıkarları esas alınarak her tür hak ve özgürlüklerden yoksun tutulmaları/bıraktırılmaları, saldırılara karşı tüm ezilenlerin birliğini zorunlu kılıyor. Bunu en iyi, en ileriden, en açık şekliyle gören ve bilebilecek durumda olanlar ya da böyle olması gerekenler ise, işçi ve emekçilerin en ileri kesimleri, sınıf bilincine ulaşmış işçiler, sosyalistler, devrimciler, “solcu” demokratlar, zulüm kuşatmasında ateş çemberinden geçerek birlikte olmanın gücünü değil sadece zorunluluğunu da test eden Kürtlerdir.
İktidar zorbalarının ve burjuva kurum ve partilerinin gücü, sadece sermayenin muazzam olanaklarına sahip olmaları, devlet aygıtını, egemen ‘medya’yı, ruhunu paraya tahvil etmiş burjuva ‘entelejensiya’sını ellerinde tutmalarında değil. Bu gücü onlar, aynı zamanda, eğitim sistemleriyle, riyakarlık ve çarpıtmayı esas alan propagandayla, her şeyi sermaye çıkarlarına bağlayan eğitim sistemiyle, ve taleplerini ikiyüzlüce istismar ederek hala etki altında tutmayı başarabildikleri halk kesimlerinden alıyorlar. Böylece, aslında ve hiçbir zaman yan yana olmaması gereken güçler “yan yana gelmiş” gibi olmaktadır.
Bu aldanma durumunun ortadan kalkması, burjuvazi, partileri ve kurumlarının “hiçbir şey” düzeyine düşürülmelerini sağlayacak başlıca değişimdir. Kitlelerin maddi-sosyal gerçek durumlarının gerekleriyle politik-ideolojik şekillenişlerinin kaynaklık ettiği tutum ve davranışları arasındaki çelişkinin giderilmesi/çözümü, egemen burjuva ve burjuva öncesi düşüncelerin etkisi altında ve etnik köken, inanç farklılıkları, bölgesel-yerel çelişkiler nedenli olarak bölünme durumlarının da zayıflaması ve giderek ortadan kalmasını sağlayacaktır.
İşçi sınıfı, emekçiler ve tüm ezilenlerin, sermaye güç ve kurumlarının binbir türlü entrikayla olduğundan farklı gösterdikleri toplumsal gerçekleri yaşam pratikleri içinde sınadıkları ve görebildikleri kadarıyla onlardan uzaklaşıp kendi örgütlerini kurmaya yöneldikleri tarihin görmezden gelinemeyecek maddi olgularından biridir. Hemen her zaman ve her yerde bunu öncelikle en ileri kesimler gerçekleştirmektedirler.
Türkiye’nin Türk-Kürt ulusları ve tüm milliyetlerden işçi ve emekçilerinin yüz yıllık mücadele deneyimleri ve birikimi, büyük acılar, bedel ödemeler, kırım ve katliamlar pahasına elde edilmiş halk mevzilerini, tüm emekçi ve ezilenlerin birleştirilmesini esas alan bir hat üzerinden güçlendirilme zorunluluğunun, sürecin en önemli görevlerinden biri olduğunu ‘emredecek’ kadar zengindir.
AKP hükümeti kendisine destek vermeyen herkesi düşman görecek bir “zihniyet”le hareket etmekte; talepleri için direnen işçileri, gençleri, Kürt ulusunu, çıkar çatışmasının muhalefete zorladığı sermaye kesimlerini, zorbalıklara karşı çıkan gazeteci ve yazarları, gerçekleri kıyısından köşesinden dile getiren politikacıları “bedel ödetmek”le tehdit etmektedir. Tüm devlet kurumlarını tek parti emrinde toplamış, din istismarcısı, milliyet ve mezhep ayrımcısı despot bir siyasal burjuva iktidarının ülke yönetiminde olacağı bir dönemde, halkın en geniş kesimlerinin birleştirilmesi, en “basit”i dahil ekonomik-sosyal ve politik hakları elde etmenin koşulu olacaktır.
Bunun dayanakları, sosyal-sınıfsal güçleri ise, son on yıllar veri alındığında bugün en olgun durumdadır. Kürtler ulus olarak ve özerklik içinde kendilerini yönetmek üzere ayaktadırlar. İşçi sınıfı ve kent emekçilerinin ileri kesimleri, sermaye ve hükümetinin baskı ve saldırıları karşısında birleşik emekçi eylemini/mücadelesini örgütleme ihtiyacını en ileriden duyan kesimlerin başında geliyorlar. Birçok kentte; fabrikalar bölgesinde ve işletmelerde kurultaylar düzenleyen işçilerle işyeri ve sendika temsilcileri, hükümetin sendika patronlarını da yedekleyerek sürdürdüğü saldırılara karşı daha geniş birliklerin ve daha güçlü mücadelenin zorunluluğuna işaret ettiler. Ülkenin Türk-Kürt ve diğer milliyetlerden aydınlarının ülke ve halkın hak ve çıkarlarına sorumluluk duyan ilerici-demokrat-sosyalist kesimleri politik mücadele birliğinin önemini görmüş, buna uygun bir tutum içine girmişlerdir.
Sömürü ve baskı sistemine karşı, bağımsızlık, siyasal özgürlükler, hak eşitliği ve ulusal tam hak eşitliği için mücadeleyi farklı örgütlenmeler, partiler, sendika ve dernekler içinde yer alarak sürdürenler bu koşulları ve gelişmeleri dikkate almazlık edemezler. Emekçilerin ve ezilenlerin daha güçlü mücadele birliğini gerçekleştirme ihtiyacı artmıştır. Nesnel temelleri görmezden gelinemeyecek ideolojik farklılık ve ayrımlar bunun önüne barikat örmemelidir.

evrensel.net
www.evrensel.net