İhtilalci halklar kazanacaklardır!


23 Şubat 2011 23:06

Tunus ve Mısır devrimci ayaklanmalarının yarattığı etkiyle bölge ülkelerinde baş gösteren çeşitli halk eylemlerinin Libya’da büyük bir halk isyanıyla devam etmesi, emperyalizme ve onun kuklası feodal-monarşist ve burjuva yönetimlere karşı siyasal özgürlükler ve temel insani yaşam gereçlerinin sağlanması istemleri üzerinden gelişen ihtilalci hareketin Orta Doğu-Kuzey Afrika bölgesini sarmakla kalmayıp yakın-uzak başka bölgelere “sıçrama” olasılığının güçlü olduğunu gösteriyor. Yemen’de ve Fas’taki eylemlerin başka bölge ülkelerinde de ortaya çıkması için çeşitli ve çok sayıda neden var.
Libya ayaklanmasının her türden spekülatif tartışmayı gereksiz kılan özelliği; kendisini “İslam Dünyası”nın “antiemperyalist devrimci lideri” gibi lanse edip, “Yeşil Kitap”lı bir tür zamane “peygamberi” edasıyla dolanan Kaddafi’nin, saltanatını korumak için ayaklanan halkın üzerine bombardıman uçaklarını göndererek, sömürücü sınıfların çıkarları için feda etmeyecekleri hiçbir şeyin olmadığı ve olmayacağını bir kez daha ve herkesin gözü önünde ortaya koymuş olmasıdır. Unutulmamalıdır ki, bin Ali, diktatörlüğünü korumak için her yola baş vurmuş, halkın üzerine silahlı kuvvetlerini göndermiş, ancak halkın büyük ihtilalci kalkışmasını kana boğarak püskürtemeyeceğini anlayınca kaçma yolunu seçmişti. ABD’nin ve İsrailli Siyonist barbarların suç ortağı ve uşağı H. Mübarek’in rant paylaşımcısı ve Amerikan beslemesi Mısırlı generaller ise, halkın desteğine oynayarak devlet iktidarını elde tutmayı tercih etmişlerdi. Kaddafi ise bölgenin en hırslı ve saltanatını korumak için her tür pervasızlığı gösteren “liderleri”nden biri olarak “kendi halkı”nı bombalamaktan geri durmadı.
Eğer ABD ve Batı Avrupa’nın emperyalist şeflerinin ikiyüzlü açıklamalarına bakılacak olunursa, onların “Halkın isteklerinin dikkate alınması” ve “Şiddete başvurulmaması”nı vazettikleri görülür. Ancak bu açıklamaların riyakarlık ötesinde değeri yoktur. Bu, sözüm ona halkın iradesinin “temsilcileri” ya da öyle olduklarını ileri süren tüm burjuva kapitalist ‘bezirganlar’ın kendi ülkelerinde ortaya çıkacak proletarya ve halk başkaldırılarını, Orta Doğulu şah, sultan, emir, başkan vs. unvanlı diktatörleri yaya bırakacak büyük gaddarlıkla bastırmaktan geri durmayacaklarını bilmek ve akılda tutmak gerekir. Onların, halk iradesiyle ve “seçim yoluyla” devlet yönetimine gelen Salvador Allende’yi ve onu destekleyen halk kitlelerini savaş uçaklarıyla, helikopterleriyle ve tanklarla vurarak katlettiklerini işçi sınıfı ve halklar unutmuş olmamalılar. Nerede olursa olsun, halkın istemleriyle şu ya da bu düzeyde birleşen reformist ya da burjuva demokrat parti ve politikacılara karşı uluslararası tekellerin ve büyük emperyalist şarlatanların komplo, darbe girişimi ve sabotajlarına Küba, Venezuela ve diğer bazı Latin Amerika ülkeleri somut örnekler oluştururlar. Petrol ve doğal gaz başta olmak üzere enerji kaynaklarını ve pazarlara iletim hatlarını denetimde tutmak ve zengin hammadde kaynaklarıyla ucuz iş gücünü sömürmek için Irak ve Afganistan’ı “terör” ve “kimyasal silah bulundurma” gerekçesiyle işgal edip yüz binlerce insanı katledenlerin halk iradesi ve demokrasi üzerine söylemlerinin ahlaksızlık ve sahtekarlıktan ibaret olduğu görüldü. Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesini (“Büyük-yada-Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika”) emperyalist çıkar alanı ilan eden Amerikan-İngiliz emperyalistleriyle onların iş birlikçiliğini yapan bağımlı bölge gericiliklerinin İsrail Siyonist yayılmacılığını korumak ve Arap halkına karşı nükleer silahlı bir güç olarak elde tutmak için çalıştıkları, kanıt istemeyecek kadar ve bizzat kendileri tarafından ilan edilmiş bir durumdur. Bunlar ve daha başka birçok nedenle görülebilir ki, bunlar halk iradesinin halkın, proletarya ve emekçilerin demokratik istemlerinin ve kendilerini yönetme girişimlerinin kanlı katillerinden, despot ve gerici burjuva diktatörlüklerin temsilcileridirler. Demokrasi ve halk iradesi üzerine söylemlerinin başlıca nedenlerinin başında işçi sınıfı ve emekçilerin kendi halk ve proleter devrimleri aracıyla kendi devletlerini kurma girişimlerinin önünü almak ve onları burjuva-kapitalist soygun düzenine mahkum tutmaktır.
Ortadoğu-Kuzey Afrika ülkelerinde görülen halk ihtilalleri ve devrimci ayaklanmaların üzeri örtülemeyecek bir biçimde gösterdikleri bir diğer gerçek ise şudur: “Müslüman halkların yaşadıkları” ya da “Halkının büyük çoğunluğu Müslüman olan” bu ülkelerde, dinin birleştirici unsur olduğuna dair rivayet bir kez daha yıkılmıştır. Feodal-Monarsişt ve burjuva kesimlerin temsilcisi devlet yöneticileriyle İslam dinini referans alan çeşitli politik-dini örgüt ve partilerin de aralarında yer aldığı halkların büyük çoğunluğu arasındaki çelişki ayaklanmaları gündeme getirecek kadar büyük ve uzlaşmazdır. Dini inançlarla İslam “ortak değerleri” bu çelişkilerin üzerini ne denli örterlerse örtsünler, sonuna dek ve yıkılamaz bir barikat olarak kalamamaktadır. Ezilen ve sömürülen milyonların kendi talepleri için ayaklanmaları er-geç gündeme gelmekte ve hatta dini inançlar da bu doğrultuda “itici bir unsur” olarak ele alınabilmektedir. “İslam Ülkeleri”(!) emekçileri, dini inançlarının ezilip sömürülmelerine engel oluşturmadığını; kapitalistlerle diğer gerici sömürücülerin ve onların devlet aygıtının dini bir araç olarak kullanıp istismar etmekle birlikte, onun şu ya da bu biçimdeki inanç guruplarından olmayı katliam ve baskı engeli olarak görmediklerini bizzat yaşayarak görüyorlar. Libya’da yaşananlar bunun şu son dönemdeki en son, ama kapitalizm koşullarında asla son olmayacak örneklerinden biridir. İşçi ve emekçiler, kapitalist sömürü ve burjuva barbarlığından kurtuluş yolunda ilerlemelerinin, başka şeylerle birlikte “otoriteye itaat” vazeden, sömürü ve her tür eşitsizliği “Yaratılmış, uygun görülmüş ve değiştirilemez” gösteren ideoloji ve doğmanın etkisiz bırakılmasıyla bağlı olduğunu bu mücadeleler içinde daha iyi görmektedirler. Bilincine ne ölçüde varıldığından bağımsız olarak kazanımlarından biri de budur ve bu yöndeki değişimin maddi dayanakları burjuva kapitalist “düzen” tarafından zenginleştirilmektedir. Halk ayaklanmaları içinde emekçiler sadece kendi güçlerini ve mücadele olmaksızın kazanamayacaklarına dair düşüncenin doğruluğunu görmüyorlar; onunla birlikte hemen tümü emperyalistlerin çıkarlarına çalışan ve kendi çıkarları için ülkelerinin kaynaklarıyla halkların tüm yarattıklarını peşkeş çeken ‘Başkan, başbakan, emir, sultan, kral vs’ şarlatanların demokrasi ve halk egemenliğinin düşmanları olduklarına dair siyasal pratik deneyime de yenilerini katıyorlar.
Diktatörlükler yıkılsın ya da yıkılmasın, tüm bunlar ileriye doğru halk yürüyüşünün ve proleter devrimlerinin yolunda, ilk ya da daha fazla “basamak” olmaktadır. Sadece bu ülkelerin emekçileri için de değil, tüm ülkelerin emekçileri ve ileri proletarya için de!

evrensel.net
www.evrensel.net