24 Nisan 2015 04:59

24 Nisan

Paylaş

24 Nisan Ermeni halkı için kara bir gün, devleti yönetenler için çok ağır bir suçun işlendiği tarih, halk için ise büyük bir utançtır. Bu 24 Nisan Ermeni soykırımının 100. Yıldönümü. Ülkeyi yöneten egemen sınıflar, peşpeşe gelen hükümetler soykırımı gerçeğini inkar etmeye devam etselerde, insanlığın ilerici birikimi ve vicdanında, halkların bilincinde bu soykırım lanetlenmiş ve mahkum edilmiş durumda. Osmanlı İmparatoluğu sınırları içerisinde yaşayan Ermenilerin katledilmeleri kuşkusuz bir günde başlamadı. Bu tarihin çok öncesine giden olaylar var ve 1915’te en büyük felaket yaşandı. Ermeniler yaşadıkları topraklardan sürüldüler, katlediler, mallarına, mülklerine el konuldu.

Kuşkusuz burada bütün bu gelişmelerin bir özetini yapmak niyetinde değiliz. Evrenel Kültür Dergisi, Evrensel Basın ve yayın son bir kaç ay içerisinde bu konuda tarihsel gerçekleri ayrıntılı bir bir biçimde ortaya koyan bilgi ve belgeler, makaleler yayınladılar. Ayrıca bu konuda çok sayıda kitap, makale, inceleme yayınlanmış durumda. Bizim burada ele almak istediğimiz bu konunun ülkeyi yöneten egemen sınıfların ve bazı büyük emperyalist devletlerin tutumları ve gerici, iki yüzlü politikaları.

Bugün ülkeyi yöneten AKP Hükümeti soykırım gerçeğini inkar etmeye önceki hükümetlerin izinden giderek devam ettiriyor. Soykırımın kabul edilmesinin ve devlet adına Ermeni halkından özür dilenmesinin tarihi, vicdani, ahlaki bakımdan büyük önemi var ve Türk ve Ermeni halklarının kardeşçe ilişkiler kurmasının, demokratik bir bilincin yaygınlaşmasının bir yolu da buradan geçiyor. Ancak Türk milliyetçiliğinin siyasi, ideolojik şekillenmesinde Ermeni düşmanlığının özel bir yeri var ve üstelik bu sadece siyasi, ideolojik etki olarak kalmıyor, mülkiyetin el değiştirmesi, bir Türk burjuvazisi yaratma çabalarına dayanan kanlı, kara bir geçmişi de var. Bu geçmişle demokratik bir biçimde hesaplaşılamadığı için sonraki Kürt katliamları, diğer halklara karşı işlenen suçlar devam edip geldi. Kuşkusuz Türkiye halkının geniş kesimleri bu katliamları lanetliyor ancak halkın gücü henüz devlete bu konularda geri adım attıracak kadar etkili değil.

Birinci Dünya Savaşı koşullarında İttihak ve Terakki tarafından iktidar katında temsil edilen Türk burjuvazisi, en büyük müttefikleri Alman İmparatorluğu’nun desteği ve onayı ile savaş koşullarını da kullanarak, ama aynı zamanda kendi stratejik çıkarlarına uygun olarak bu lanetli işe girişti. Bu lanetli amaç, o tarihlerde Ermenilerin ve özellikle müslüman olmayan diğer ulusal, etnik, dinsel toplulukların sürülerek, katledilerek mallarına, mülklerine el konulması ve güçlü bir Türk burjuvazisi yaratma, yerel eşrafı, ağaları vb. de kendi gerici toplumsal dayanağı olarak güçlendirme, Türkleri ve Kürtleri yedeklemek olarak belirmekteydi.

Bugün sıkça dile getirilen taleplerden birisi devletin bu gerçeklerle yüzleşmesidir. Bunu sadece ilerici çevreler dile getirmiyor, emperyalist büyük devletlerde bir biçimde çeşitli yollarla bunu talep ediyorlar ve hatırlatıyorlar. Evet devletin, ülkeyi yönetenlerin bu gerçekle yüzleşmeleri gerekiyor. Belki ileriki bir tarihte onların üzerlerinde artan iç ve dış baskının etkisiyle bu gerçekle yüzleşmeleri mümkün olabilir. Ama iktidarın yapısında Türkiye haklarının alttan gelen bir hareketiyle demokratik ve halkçı bir dönüşümü olmadan gerçekleşecek bu kabul, iki yüzlü ve gerçekleri bütünüyle ve olanca çıplaklığı ile kabul etmeyen bir kabul olacaktır. Onlar ülke içinde ve dışında diğer halklara, uluslara, din ve mezheplere karşı suç işlemeye devam edeceklerdir. Tıpkı onlara “tarihinizle yüzleşin” diyen emperyalist büyük devletlerin bugün yaptıkları gibi!

Almanya, Fransa, Rusya, ABD, İngiltere vb. devletler kendi tarihleriyle yüzleştiklerini, soykırım, katliam vb hareketleri mahkum ettiklerini her fırsatta dile getiriyorlar. Böylece dünya halklarının gözünün içine baka baka yalan söylemişler, iki yüzlü davranmış oluyorlar. ABD dünyanın çeşitli ülkelerine kendi çıkarlarına boyun eğdirmek için asker göndermeye, ülkelerin yıkımında, iç karışıklığa sürüklenmelerinde baş rolü oynamaya devam ediyor. Almanya, Fransa, İngiltere onun peşinden sürükleniyor, kendi güçleri yettiğinde de kendi başlarına bu işleri yapıyorlar. Bu güçlerin Afganistan, Ortadoğu, Afrika ve dünyanın diğer bölgelerinde yaptıkları ortadadır. Rusya Kafkas halklarını –Örn. Çeçenistan- kan ve terörle bastırdı. Bugünde Ukrayna’da rakip emperyalistlerle kanlı bir çekişmeye girmiş durumda. Çin’de aynı yolda ilerliyor.

Bu emperyalist devletler için halklar arasında geçmişte meydana gelen tarihsel trajediler ancak güncel düşmanlıkları, kamplaşmaları alevlendirdiği, emperyalist çıkarlara hizmet ettiği kadar kullanım değerine sahiptir. Kuşkusuz Türkiye’yi yöneten işbirlikçi egemen sınıflarda bu gerçekleri biliyorlar ve emperyalist devletlerin ‘özür dileyin, durumu kurtarın, yine bildiğinizi okuyun’ anlamına gelen çağrılarına güçleri yettiğine direnmeye devam ediyorlar. Çünkü onlar kendi gericiliklerini ayakta tutan ideolojik, politik dayanaklardan birinden mahkum olmak istemedikleri gibi, sonradan önlerine konabilecek şimdilik hesaplanamayan faturalardan da korkuyorlar. Ama halklar gerici hesaplar yapmıyorlar, güçleri yettiğinde kendi yöntemleriyle geçmiş tarihle hesaplaşacak, kardeşçe, birlikte yaşamanın yolunu tutacaklardır. 

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...