05 Haziran 2011 10:23

Polis devleti

Paylaş

Tartışması “korku imparatorluğu” diye başlamıştı, “kuruluyor” denmişti. Yanlışı şuradaydı ki, yeniden kurulmasına gerek yoktu, zaten egemen imparatorluk korku üzerine kuruluydu ve korku yaymaktaydı. Ama zaten, N. Mert de konuyu gündeme getirirken “yoktu” dememiş; AKP ve Erdoğan’la korku ve imparatorluk arasındaki ilişkiye dikkat çekmişti. Çekmişti de, sonunda “namert” olmuştu!
Yoksa korku ve bu korkuyu üretmek bakımından öteden beri sağlamdık. Ortaasya’ya kadar giderdi. Devlet olmakla, devlet kurmakla ünlüydük. Devlet, zaten “sopa” demekti. Eline alan ya da elinde bulunduran, karşısındakinin, bendesinin, halkının yani, Allah yarattı demeden, sırtında dener, kafasına kafasına vururdu. Üstelik, daha davar güder ve sonradan beğenmeyip aşağılamak için “aşiret devleti” adını taktığımız Barzani’ninki türünden, başında seçilmiş askeri şefiyle kabile federasyonunun “askeri demokrasisi” bir yana, bizim “16 devletimiz”in hiçbiri demokratik olmamıştı. Askeri demokrasiyse, “ileri demokrasi” den daha iyi olsa bile komşu kabileler ve kavimlere yönelik bir yağma ve katliam haliydi. Barbarlık aşamasındaki “demokrasi”ydi; ama yine de sonradan gelen devletlerimizin tümünden demokratikti, asker olan şef sivrilmeye ve yetkiyi elinde toplamaya başlamış olsa bile, hiç değilse “sopa”, birkaç kabilenin, ayrımsız tümünün ortak sopasıydı.
Sonra? Sonrası, vur Allah vur! Eskiden Musa’nın “emirleri”ndeki gibi göz dikilen malları çalınıp çırpılan komşulara vurulurken, artık “kabile içinde” de vurma kırma başlamıştı. Viyana kapılarına dayanılmış, ama içte de zorbalık zirve yapmıştı. Şimdi “neo”suna özenilen Osmanlı’da her şey Sultan’ın iki dudağı arasındaydı, kadılar fazla mesai yapar, bostancıbaşılar ellerinde pala, kitlesel kırımlardan arda kalan “görevleri” yerine getirirlerdi.
Üniter ulus devlette fazla değişen şey olmadı. “Sopa” ulusallaştı, o kadar. İçerde Kürtlerin de kafasında denenirken, işçi ve emekçiler paylarına düşeni fazlasıyla aldılar. “İktidar ipi”ni elinde tutan değişmekteydi yalnızca. “Sopa”nın “sapı” ya da iktidar “ipi” kimin elindeyse, tıpkı “at”ın “sahibine göre kişnemesi” gibi, o, kendi kavlince kullandı. Hem sopayı kullanmayan çıkmadı, hem de sopanın indiği yer hiç değişmedi; biteviye halkın kafasına indi. Değişen oydu ki, kimi sağdan kimi soldan vuruyordu; kimi “din”, kimi “millet” diyerek! Kimi kan ağlatıyor, kimi kan kusturuyordu.
On yıl öncesine kadar daha farklı olan vurma-kırma işi, AKP ile birlikte farklılaşmaya uğramıştı. Yavaştan başlamış, giderek hız kazanmıştı. Küfür, yok sayma, gün geçtikçe, AKP kendini sağlam hissettikçe, ağzını açıp AKP’ye karşı laf eden herkesin “dövülmesi”ne ilerlemişti. Kolay değil, “baş komiser” “ileri demokrasi” demekteydi; ilerlenecekti!
Gençler hak aradığında, protestoya kalkıştığında, küçüklüğüne büyüklüğün bakmadan gelsin biber gazı, panzer suyu deniyor, coplar konuşuyordu. Kürtler barış deyip çadır kurduklarında bile, çadır başlarına yıkılıyordu. Ateşkes falan dinlenmeyip hareketsiz duran PKK’liler öldürülüyordu. Haydi onlar gerillaydı, savaşçıydılar yani, kendilerini koruma ve karşılık verme imkanları vardı. Ya İbrahim Oruç ne yapsındı? Sadece protestocuydu. Metin Lokumcu ya da? Haydi Bismil “savaş bölgesi” sayılmıştı! Ya Hopa? Hopa da mı “savaş bölgesi”ydi? Baş komiserin korumalarının doğrudan görev üstlenmesiyle, gözüne zehirli gaz sıkılarak göz göre göre öldürülmüştü.
Kimi burjuva liberalleri “orantısız güç” kullanıldığından yakındılar. Ne yani, kazığa oturtmuyorlar ya! Bu halk ne işkenceler, ne katliamlar, ne idamlar gördü. Şimdi, olan biten, öldürmeler de içinde baskı ve zulmün, dayanağı olan istihbaratın modernize edilmesidir yalnızca. Yoksa, Osmanlı’yı, yani zorbalığın iki dudağın arasına bağlanmasını yenileyip başa bela etme özentisindeler. Abdülhamit’i hortlatma peşinde jurnalciliği, sansür ya da yasakçılığı geliştirdiler. “Kendi” derinliklerini çoktan kurdu ya da “derin devlet” denen şeyi yenilediler. “İpler” artık ellerinde. Nefes alışımızı dinleyip beğenmediklerine saldırı düzenliyorlar. Öldürüyorlar da. Tam bir polis devleti ile yüz yüzeyiz. Yetmeyecek, o başka.

evrensel.net
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa