10 Mart 2015 04:17

Erdoğan ve Putin, Babacan ve Kudrin

Paylaş

Financial Times gazetesi geçen hafta “Türkiye’nin büyük güç olma hayali buraya kadarmış” diye yazdı. Hürriyet’in aktardığına göre “Gazete, Ankara’nın Mısır, İsrail ve Suriye’de büyükelçisinin olmadığını belirttikten sonra, ’Kahire Türk TIR’larının Afrika ve Körfez’e ulaşmasına izin veren değerli bir anlaşmadan vazgeçmek üzere. Libya geçen hafta, bir zamanlar Türk inşaat sektörü için büyük bir gelir kaynağı olan firmaların devlet sözleşmelerine artık alınmayacağını açıkladı. Geçen hafta da Türkiye Yemen’deki elçiliğini kapayarak vatandaşlarından ülkeyi terk etmelerini istedi. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi de Türkiye’nin gerilemekte olan uluslararası itibarının bir göstergesi. 2008’de oy birliğiyle üyeliğe seçilen Türkiye 6 yıl sonra aynı başarıya yaklaşamadı bile’ ifadelerine yer verdi.” (04.03.2015)
Türkiye’nin diplomatik yalnızlığı Erdoğan’ın çoğu zaman kişisel tercihleriyle açıklanıyor. Kapitalist dünya siyasetini eleştirmekten kaçınan her açıklama kaçınılmaz olarak bu siyasetin sonuçlarını kişisel tercihlere bağlayarak, düzenin içsel çelişkilerini gizlemeye çalışır. Oysa Marx’ın da belirttiği gibi “Bireyler devlet iktidarının ve işlevlerinin araçları olarak değerlendirildiğinde dikkate alınması gereken onların kişisel değil toplumsal kapasiteleridir”. (Hegel’in Devlet Öğretisinin Eleştirisi) Marxist analiz liderlerin iradelerinin oluşma ve şekillenme koşullarını ortaya koyar. Bu bağlamda Erdoğan’ın politikalarını dünya kapitalizminin dinamikleri açısından değerlendirmek ve eleştirmek gerekiyor. Karşılaştırmalar bu açıdan çok kafa açıcıdır. Erdoğan giderek Putin’e benzer bir siyasi strateji izlemeye başladı: Mevcut kapitalist düzende iktidarını sürdürmekte güçlük çekerken, onu uluslararası ilişkilerdeki güç gösterileri ve zaferlerle pekiştirmek ve tahkim etmek. Ancak Türkiye ve Rusya arasında dünya düzenindeki konumları açısından önemli farklar var: Rusya ise Güvenlik Konseyinin veto sahibi daimi üyesi ve sahip olduğu nükleer silah kapasitesi sayesinde Putin, Erdoğan’ın şiddetle arzuladığı bir hayali gerçekleştirerek hem Kırım’ı Rusya’ya ilhak etti ve NATO’nun Ukrayna üzerindeki kontrolünü istikrarsızlaştırdı hem de oligarkları tamamen kontrolü altına aldı. 
Putin siyasi kariyerine 1990’da Berlin Duvarı’nın çökmesi üzerine döndüğü Leningrad’da daha sonra kentin belediye başkanı olacak Anatoli Sobçak yanında başladı. 1996’da Sobçak seçimleri kaybedince Putin onun çevresinde tanıdığı Aleksey Kudrin’le beraber Moskova’ya taşındı. Yeltsin’in özel kalem müdürü yardımcısı olan Kudrin daha sonra bizdeki Derviş ve Babacan figürleri gibi Batı finans çevrelerinin kefili ve teminatı olarak hem Yeltsin hem de Putin hükümetlerinde yer alacaktı. Kudrin vasıtasıyla Yeltsin’le tanışan Putin siyasette hızla yükseldi. Sonuçta, Yeltsin’in “Aile” tabir edilen dar çevresi, özellikle Yeltsin’in kızı Tatyanana ve eşi Valentin Yumaşef sadakati ve yönetim yeteneği açısından Putin’i Yeltsin’in halefi olarak tayin etti. Böylece iktidara gelen Putin ilk zamanlarda çok sınırlı bir güce sahipti. Ailenin üyeleri Aleksandır Voloşin ve Boris Berezovskiy hükümeti ve devlet televizyonunu, bağımsız oligark Vladimir Gusinskiy ikinci büyük kanal olan özel bir televizyonu kontrol ediyordu. Gaz ve petrol sektörleri özelleştirilmiş ve birincisi Rem Viyahiref, ikincisi Mihayil Hodorkovskiy’in hakimiyetindeydi. Rusya Federasyonu’nun bölge valileri Moskova’dan bağımsız hareket ederken, Çeçenistan’da neredeyse fiilen bağımsız bir yönetim oluşmaktaydı. Putin Çeçen sorununu ve Rusya’nın etki alanı olarak gördüğü bölgesel sorunları ve halktaki Yeltsin dönemine ve yolsuzlukları ayyuka çıkmış oligarklarına tepkiyi kullanarak tek başına iktidara yürüdü. Bu yürüyüşünde 1999’dan 2008’e yılda ortalama yüzde yedi büyüyen Rus ekonomisinin katkısı da vazgeçilmezdi (Foreign Affairs, mart-nisan 2015). Putin’in bundan sonraki serüvenini hep beraber izleyeceğiz. Lakin Muhalif Boris Nemtsov’un Putin müttefiki Çeçen lider Kadirof’un “tanırım iyi çocuktu” dediği bir katil tarafından öldürülmesi yeni bir perde açıldığına işaret ediyor. Yeltsin’in dul eşinin ve kızı Tatyana’nın Nemtsov’un cenazesinde ön sırada saf tutması da dikkatlerden kaçmadı. 
Bugün konuya şu sorularla ara verelim: Putin siyasi kazanımlarını ekonomik bir krize rağmen kalıcılaştırabilecek midir? Erdoğan’ın oligarkları (ilkel birikimci veya rantiye burjuvazi) Putin’in oligarkları yanında çok daha zayıf olmalarına ve piyasa hakimiyeti uluslararası sermayeyle bütünleşmiş büyük burjuvazinin elinde olmasına rağmen Erdoğan’a Putinci bir başkanlığı elde etmesini sağlayacaklar mıdır?

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa