Dolma Meselesi (2)


04 Haziran 2011 10:44

Kirvem,
Seçim tarihinin giderek yaklaştığı şu günlerde, iktidar ile muhalefet partilerinin hepsi de birbirinden muhterem “sayın” liderleri arasında karşılıklı ithamlarla süregelen “hırsız-polis” kavgalarının yanı sıra, keza pespaye hakaretlerin bini bir para başını almış dörtnal giderken, aynı zamanda da “cennet vatan”ımızın semalarında kırk kısım tekmili birden dolanıp duran “kaset” furyalarına bakılırsa, görünen o ki siyaset erbabımız her bakımdan hayli formunda!
Liderlerle birlikte onların sırtlarını sıvazlayan yakın “tayfa”larının da gerek meydanlarda, gerekse mavi camların ardında sergiledikleri bu “form” ya da “kondisyon”ların “sandık”lara nasıl yansıyacağını, bilumum yandaş, çağdaş, sırdaş “anket”lere rağmen peşinen bilemediğimiz gibi, ayrıca siyaseti, politikayı “tel cambazlığı”na dönüştürüp, ardından da tek ayak üstünde yemin billahla  halkımıza yutturmaya kalkıştıkları yalancı “dolma”ların akıbetini de  kesin sonuçlar açıklandığında hep beraber göreceğiz…
Aslında malum olan şu ki; al takke ver külahtan farksız, edepten hayli yoksun bu “kavga”ların neticesinde kimlerin kel, kimlerin fodul, hatta kimlerin hem kel hem de fodul olduklarına eninde sonunda nihayet “vatandaş”larımız karar verip son noktayı sandıklarda koyacak…
Öyle ya da böyle “demokratik, hukuk devleti” denen bir ülkede sanki sıtmaya yakalanmışçasına “koltuk” sevdasına kapılıp veya illa da belli bir “makam”da oturmak için bildik, klasik duygu sömürüsüyle “kelle” edebiyatından yola çıkıp, sonra da davudi bir ses tonuyla, “Kefenlerimizi giydik, öyle geldik” babalanmasıyla peşin peşin ölümü dahi göze aldıklarını kahramanca dillendirmek özüme kalırsa aynı isli tencerede, aynı ateşte kavrulup dibi tutmuş  “dolma”ların en büyüğü!
Neden?
Çünkü şu ya da bu ülkelerde, daha doğrusu demokrasiden, haktan, hukuktan yana olan diyarlardaki siyaset sahnesinde kimi koltuklara gözlerini dikip, mabatlarını oralara yerleştirmeye soyunanlar, siyasetin bir “ölüm kalım savaşı”ndan ziyade, içinde bulundukları toplumların refahı, mutluluğu için  gerçekçi “proje”ler üretip sonra da bütün bunları hayata nasıl geçireceklerine dair bir “plan-program” önerip, nihayetinde de onların oylarını sandıklarda talep ederler…
Oysa bizim ülkemizde sittin senedir birbirlerine nedense “enkaz” devredip, ardından da bunun sorumluluğunu asla paylaşmayıp, tam aksine her defasında da başkalarını, diğerlerini, öteki veya berikileri suçlamakla ömür tüketen ve her biri başlı başına birer “deha” olan “böyük”lerimiz, her seçim arifesinde dün olduğu gibi bugün bu saatte de gari ağızlarında pelesenge dönüşmüş aynı yavan “dolma”ları, benim halkım, benim milletim, benim işçim, köylüm diye tepinip, aynı laforizmalarla  yutturmaya kalkışırken, bunu da marifet belliyorlar!
Aslında uzun zamandan beri temel felsefesi üç aşağı beş yukarı aynı kısır döngü etrafında dolanıp, nihayet gele gele belki de en “kristalize” ifadesiyle “Dün dündür bugün bu gündür” noktasında düğümlenen siyaset “ahlak”ımız, hep aynı zihniyet doğrultusunda “dem”lenip yoluna aynı minvalde devam ederken, hani nasıl derler şark cephesinde yeni bir şey maalesef mafiş!
Nitekim mesela memleketin en önemli meselelerinin başında gelen, hatta sırf bu nedenle yıllardan beri kimileri hesapça aziz “şehit”, kimileri hain “terörist” diye nitelenen, ama hepsi de bu ülkenin “vatandaş”ları olan bıyığı henüz terlemiş gençler “öte taraf”ı pisi pisine boylarken, beri yandan güya çözüm babında Diyarbakır’da gözlüklüsünden fötr şapkalısına, şişmanından zayıfına, perçemlisinden badem bıyıklısına kadar gelmiş geçmiş ya da halen ortalarda dolanıp duran siyaset “ bezirgan”“ları aynı “dolma”larla halkımızı güya uyuturken, yine mesela yüzüp yüzüp kuyruğuna geldiğimiz önümüzdeki şu seçim gününe şunun şurasında nerdeyse toslamak üzereyken, meydanlarda aynı teraneyle laf ebeliğine soyunup, bu ülkenin “vatandaş”larına en azından nasıl bir “anayasa” önerdiklerini, bunun yanı sıra ülkenin diğer sorunlarını nasıl çözeceklerini açıklamaktan sanki “aciz”ken, dahası da bu acizliklerini bir bakıma sanki “kamufle” etmek “içgüdü”süyle en galiz küfürleri nerdeyse sollayan sataşmalarla, dalaşmalarla birbirlerini “yıkayıp-yağlayıp”, sonra da bu tavırlarıyla yedisinden yetmişine hepimize hem “örnek” olan, hem de bu tür davranışlarla ülkenin meselelerine “çözüm” ürettiklerini sanan “sayın” büyüklerimize selam olsun vesselam!

evrensel.net
www.evrensel.net