Alın size çözüm! Alın size özgürlük!


02 Haziran 2011 16:26

AKP yandaşı basın ve Erdoğan’ın yakın çevresi, 1 Haziran 2011 günü yapılan Diyarbakır mitinginde, Erdoğan’ın Kürt sorunu ile ilgili yeni vaatler vereceği ve son aylarda artan AKP karşıtlığını tersine döndüreceğini iddia ediyorlardı.
Ancak bu mitingde Erdoğan, bırakalım Kürt sorununa ve onun çözümüne yönelik “yeni ve daha sıcak bir yaklaşımı”; silahını adeta BDP’ye ve Kürtlerin hak taleplerine çevirdi. Kürt sorununun çözümünün (Artık kendisi sorun demiyor) “Hepimiz Müslümanız; aramızda ayrılık gayrılık yok. Kürt Selahattin Eyyubi büyük İslam mücahidiydi. Biz de onu çok severiz! Benim partimde 60 Kürt milletvekili var”a kadar indirgeyerek; bu konuda son yıllarda az çok ileri doğru attığı tüm adımları geri aldığını Diyarbakır meydanından ilan etti.
Ancak yine de bu miting AKP’nin, nereden nerelere geldiğinin görülmesi bakımından iyi oldu! En azından AKP borazanlarının, “Canım Diyarbakır’a gittiğinde asıl söylenecekleri söyleyecek” yalanının inanılırlığı kalmadı.
Erdoğan’ın Diyarbakır konuşmasında, AKP’nin bugün geldiği yerin anlaşılması bakımından üç önemli gösterge vardı:  
1-) Kürt sorununu dini kullanarak çözmede ısrar: Diyarbakır mitingi öncesinde de yapıyordu ancak, Diyarbakır mitinginde konuşmasının merkezine “din istismarcılığını” koyarak Kürt sorununun çözümünde en başlıca dayanağının dini kullanmak olacağı açıkça ortaya çıktı. Öyle ki yerli yersiz dini motifleri öne çıkardı; böylece hem bir vaatte bulunmamış oldu; hem de pek çok şey söylüyormuş izlenimi uyandırmaya çalıştı.
“Ulu Cami bu şehirdedir. (Türkiye’de belki 200-300 yerde Ulu Cami vardır!). Diyarbakır huzur demektir. Maneviyat demektir.”
“Şam nice ulu insanların kabirlerinin olduğu bir şehirdir. Şam’da Emevi Mescidi’nin hemen yanında, tarihin en büyük komutanı Selahaddin Eyyubi Hazretleri’nin türbesi vardır.
Bundan sadece 93 yıl önce Kudüs Osmanlı’nın elinden çıktığında, düşman orduların komutanı ayağını Selahaddin Eyyubi’nin mezarının üzerine koydu ve dedi ki: Kalk ey Selahaddin dedi, biz yine geldik dedi, şimdi atalarımızın intikamını aldık dedi.” (*)
Ne ilgisi var bu bilgilerin Diyarbakır mitingiyle diyebilirsiniz ama o kuruyor!
Salahaddin övgüsünden sonra, Salahaddin’in Kürt olmasından kalkarak, “Biz hep birlikte Selahaddin Eyyubi’nin torunlarıyız. Biz Selahaddin’in ordusundaki neferlerin torunlarıyız.” dedi.
Bu din istismarcılığı sadece tarih çarpıtıcılığı ile birleşmiyor, “Sivil İtaatsizlik” ve Diyanetin imamının arkasında namaza durmayan Kürtler de vurulmaya çalışılıyor.  
“Bir defa cuma Müslümanların cem olmasıdır. Bir araya gelmesidir. Onun için bizler köylerde mescitte cuma kılmayız.” (Bu açıkça yalan. Çünkü her köyde cuma kılınır. “Toplu” demek şu kadar sayı demek değildir.)
2-) “Kasetler”in kimin himayesinde yayımlandığı itiraf edildi: Türkiye’de siyaset arenasında önemli silaha dönüşen kasetlerin, kimler tarafından hazırlandığı Başbakanın Diyarbakır’daki açıklamasıyla ortaya çıktı. “BDP’nin ilgililerinden bir tanesi açıklama yapıyor. Ses kayıtları bugün yarın yayınlanabilir. Ne diyor?: Elazığ’da biz güçlü değiliz MHP’yi destekleyelim”
Velev ki bu ses kaseti doğrudur ve BDP’nin bir yöneticisi (Elazığ eski il başkanı olduğu söyleniyor)  böyle demiştir! Ama burada ağır suç teşkil eden bir BDP yöneticisinin “MHP’yi destekleyelim” demesi midir; yoksa ülkenin Başbakanının yasa dışı bir dinleme sonucu elde edilen bilgilerin kasetlenerek İnternet sitelerinde yayımlanacağını bilmesi ve bunu engellememesi midir? Dahası kasetin yayımlanacağını bilen Başbakan; bu kasedin kimler tarafından hazırlandığını ve kimler tarafından yayımlanacağını bilmektedir ki; bu da bugüne kadar faili meçhul kasetlerin failleri konusunda da açık bir işarettir.
3-) Devri AKP’de özgürlükler Diyarbakır’da nereden nereye gelmiş: Başbakan Diyarbakırlılara AKP iktidarının verdiği özgürlükle övünüyor; şöyle diyor:
“Dikkat edin Diyarbakır cezaevinde oğlunu görmeye giden, ama kendi dilinde konuşamayan ananın içine akıttığı gözyaşını ben biliyorum. Ama şimdi anne oğluyla kendi dilinde konuşuyor mu? Buraya durup dururken gelmedik.”
Peki nereye gelmişiz böyle; “Durmak yok yola devam” diyerek? Oğul hâlâ cezaevindedir, anne yine cezaevinin kapısı önündedir (Üstelik cezaevi önündeki annelerin sayısı da AKP öncesine göre daha da artmıştır) ve gözyaşları yine cezaevindeki oğlu için akmaktadır. Ama oğluyla Kürtçe konuşabilmektedir artık!
Ne güzel değil mi?
İşte AKP’nin özgürlük anlayışı!
İşte AKP’nin Kürt sorununa getirdiği çözüm!

(*) Buradan sonra da devam ediyor Başbakan; işi namaza getiriyor; “Selahaddin Eyyubi bir tek namazını bile cemaatsiz kılmadı. Ölüm döşeğindeyken vasiyet etti, kefenini bir sırığa bağlayıp Şam sokaklarında dolaştırdılar ve şöyle bağırdılar “Ey ahali, Sultan Selahaddin’in son haline bakın ve ibret alın.” Bir kefenle dünyadan gidiyor. Böyle bir sultanın, devlet adamının, dininin mezhebinin önemi olabilir mi? Böyle bir sultan gönüllerin sultanı olmaz mı?” Olur da; bunu anlatan “Salahaddin’i örnek alalım diyen” de öldüğü zaman sadece kefeni mi kalacak geride yoksa milyonları, belki de milyarlar mı? Merak ediyor insan tabi. Yoksa ele verir talkını kendi yutar salkımı durumuyla mı karşı karşıyayız.

evrensel.net
www.evrensel.net