Kürtler ve demokrasi


02 Haziran 2011 16:25

İlerici çevrelerde ülkede genel olarak bir demokrasi sorunu olduğu, bu sorunun çözülmemesinin temelinde de Kürt sorununun yattığı düşüncesi, genel olarak kabul gören bir düşüncedir. Egemen sınıfların Kürt sorununda “Sevr psikolojisi” ile hareket ediyor olmaları, bunun üzerine “irtica” yamasını yapıştırmaları da, yine ülke tarihinin kanıtladığı bir gerçek.
Şimdilerde ikincisi biraz gevşemiş durumda. Din “irtica” yaftasından sıyrılıyor ve Kürt sorununun “çözümünde” bir “olanak” olarak görülüyor. Ama bu hesabın boşa çıkarılabileceğini Kürt halk kitleleri kanıtlamış durumda. Bütün bunların üzerinden şöyle bir genel sonuca ulaşılabilir: Kürt sorunu varolduğu sürece bu ülkede demokrasi olmayacaktır. Kürt sorununun demokratik değil de, yani siyasi demokrasi temelinde değil de, “bir biçimde çözümü” de kuşkusuz ülkeye demokrasi getirmeyecektir. Ama bu durumda da gericiliğin antidemokratizmi sürdürmekte güç aldığı temeller önemli oranda yıkılmış olacaktır.
Yine bütün bu söylenenlerden şu temel sonuç çıkmaktadır: bugün siyasi demokrasiyi kararlıca savunan ve savunmakla kalmayan bunu pratik olarak elde etme mücadelesi veren kitle, örgütlü Kürt halk kitleleridir. Kitlenin altını özellikle çizmek gerekiyor. Çünkü sosyalist partiler, işçi sınıfının uyanmış ileri kesimleri, vicdan sahibi aydınlar zaten geçmişten beri siyasi demokrasiyi de, onun daha ilerisini de savuna geldiler ve savunuyorlar. Ama bu tutum henüz bir kitle hareketine damga vurmuş değil. İleride vuracağının belirtileri var ve bu durum gelişiyor. Ama bugünün gerçekleri henüz farklı.
Eğer bu tespitler doğruysa, buradan da şöyle bir sonuç çıkıyor; bugün demokrasi ve özgürlükler için verilen mücadelenin motor gücü ve en dinamik kesimi örgütlü Kürt halk kitleleridir. Bu kitlesel hareket aynı zamanda kendi dışında olan, ama demokrasi ve özgürlük isteyen Türk ilerici, sosyalist çevrelerine de güç ve destek vermekte, onlara şimdiden demokrasi tanımaktadır. Böylece çok önemli bir bileşim ortaya çıkmaktadır: Sosyalistler ve ilerici çevreler bugüne kadar kararlıca sürdürdükleri çalışmanın ve mücadelenin yansımalarını Kürt halk kitlelerinde bulurlarken, bu durum aynı zamanda onların, Türk işçi ve emekçileri arasındaki çalışmaları için yeni bir atılım olanağı anlamına da gelmektedir.
Bu şu anlama da gelmektedir: eğer bu mücadele birlikteliği korunabilir ve geliştirilebilirse özgürlükler ve demokrasi mücadelesi için stratejik bir ittifak kurulmuş olacaktır. Bu ülkedeki demokrasi mücadelesi açısından çok önemli bir dönüm noktasıdır. Bu mücadelenin üzerinden gerçekleşecek bir Kürt çözümü, aynı zamanda ülkede genel olarak demokrasi mücadelesinin de ilerici bir temelde çözüme kavuşması anlamına gelecektir. Yani egemen sınıfların bir takım tavizlerle ve anlaşmalarla Kürtleri yatıştırma, ama genel olarak gericiliği sürdürme politikalarının da önü kesilmiş, bu gerici politika boşa çıkarılmış olacaktır.
Demek ki Erdoğan’ın “Kürt sorunu yoktur, tek tek Kürt kardeşlerimin sorunları vardır” dediği bir anda, Kürt sorununun eşitlik ve kardeşliğe dayalı, siyasi demokrasinin kazanılması temelindeki bir çözümü için güçlü bir yol açılmakta, sorunun gerçek çözümünün temel taşları döşenmektedir. Böylece tam da bu nokta, sadece Erdoğan’ın ve nüanslara sahip olan onun gibilerinin Kürt sorununda bittiği yer değil, aynı zamanda çözüm için güçlü bir biçimde  hareketlenenlerin yeni başlangıç noktası olacaktır. Bu makaleyi büyük şairin dediği gibi bitirmek yerinde olacaktır, “güneşli güzel günler göreceğiz çocuklar.”   

evrensel.net
www.evrensel.net