Seçimin tansiyonu-2 Seçimin özgünlüğü ‘blok’tur!


01 Haziran 2011 11:32

“2011 Genel Seçimi’nin en ayırıcı özelliği nedir?” desek, bu soruya verilebilecek en doğru yanıt; “Emek Demokrasi ve Özgürlük Blokudur” olur.
Evet bu seçimde iktidar partisinin “gerilimi kışkırtmayı” özel bir politika olarak benimsemesi, iktidar ve sermaye muhalefeti arasındaki laf yarışı (vaat yarışı da denebilir) ve ağız dalaşının eski seçimlere göre daha yüksek tempoda cereyan etmesi,  CHP’nin Kürt sorunu ve özgürlüklerle ilgili çıkışı, MHP’ye yönelik “kasetli” müdahale gibi başka farklılıklardan söz edilebilir. Ancak, bunların hiç birisi seçimin gidişatı, sonuçlarını ve seçimden sonraki süreci belirler mahiyetteki özgünlükler değildir.
Evet, “blok”, tüm ileri güçlerin ittifakı ile seçime girme, “demokrasi cephesi” gibi kavramlar etrafında seçime girme, 2002 seçiminden beri tartışılmaktadır. Dahası 2002’den beri yapılan genel ya da yerel seçimlere “bir blok oluşturularak” da girilmiştir. Bu tartışmalar geçtiğimiz yıllarda “çatı partisi” ile bu ittifaklara bir biçim ve süreklilik kazandırma girişimlerine kadar gelmiştir. Ancak bu tartışma ve girişimler çeşitle nedenlerle sürekli olamadığı gibi, birbirinin devamı olarak bile ilerleyememiştir.
12 Haziran seçimi öncesi girişimler de önceki “blok” girişimlerine göre daha “geriden” başlamış görünse de, hızla gelişmiş, daha da önemlisi “blok”un oluşmasıyla etkinliği ve kamuoyunda uyandırdığı etki önceki “blok” girişimlerinden farklı olmuştur. Önceki blokların kamuoyunda görünümü,  mevcut partiler içinde Kürt sorununun çözümünü öne çıkaran bir odak olarak ortaya çıkmıştır. Ancak “blok”un bu seferki etkisi genişlemiş, Türkiye’nin aydınları, sanatçıları, ilerici kamuoyunda açık ya da üstü örtülü biçimde bir desteğe sahip olduğu görülmüştür. Özellikle “blok” adaylarının veto edilmesi sonrasında ortaya çıkan tepki, “blok”a doğrudan destek vermeyen çevreler açısından da bir “umut” en azından siyasi ortam ve ülkenin sorunlarının çözümü açısından “olmazsa olmaz” olduğunu göstermiştir.
Bu genel gelişmelerin de ötesinde Başbakan Erdoğan, Kılıçdaroğlu ve Bahçeli ile çok yüksek perdeden “kavga” ediyor görünse de aslında kendi yapacaklarını ve yapmayacaklarını tarif ederken “Blok”u hedef alarak yapmakta, öteki partileri de “Blokla iş birliği”yle, “Blokun yedeğine düşmek”le suçlayarak onları köşeye sıkıştırma stratejisi izlemektedir. Bu bile kendi başına “Blok”un kazandığı mevziin önemini göstermektedir.  
“Blok”un bugün, geçmiş girişimlere göre daha ileriden benimsenmesi ve daha yaygın bir desteğe sahip olmasının nedenleri elbette tartışılabilir. Bir yandan Kürt sorunu çözülmezse Türkiye’nin sonu belirsiz bir girdabın içine çekileceği endişelerinin artması Arap-İslam dünyası ayaklanmalarının uyandırdığı etki, sermaye partilerinin artık bu ülkenin gerçek sorunlarını çözemeyeceğine dair giderek artan kanı, ... da burada rol oynamıştır.
Elbette “Blok”u, Türkiye’nin politik yaşamı bakımından bir gereklilik olarak görme eğiliminin güçlenip yaygınlaşması, seçimle hızla artacaktır. Ancak, “Blok”un alacağı sonuçtan bağımsız olarak da bugün Blok, sadece “Blok”u oluşturan siyasi odaklardan öte Türkiye’nin nereye gittiğini sorgulayan aydınlar, uyanış içindeki toplumsal kesimler (işçi ve sendika çevrelerinin ileri kesimleri, çevre, kadın ve gençlik hareketinin öncü kesimleri vb,)  bakımından da olmazsa olmaz bir konuma gelmektedir. Bu açıdan bakıldığında şu söylenebilir ki, “Blok” için elbette seçim sonuçları önemli olacaktır ama “Blok”un seçimden sonra da sürmesi, genişletilmesi, sürekli ve yığınlar tarafından ne olduğu görülebilecek biçimde bir biçim kazandırılması ertelenemez bir görev haline gelmiştir.
“Blok”a seçim süreci dışında da istikralı bir varlık kazandırılması, “çatı partisi”, “blok partisi” gibi tartışmalardan çıkarılacak sonuçları ve 2002’den beri çıkarılan “seçim bildirgeleri”ndeki programatik düzeydeki saptamaları da dikkate alarak “Blok”a süreklilik sağlayacak bir inisiyatif geliştirmek artık sadece mümkün değil kaçınılmazlıktır da.

evrensel.net
www.evrensel.net