AKP’nin eğitim karnesi -1


01 Haziran 2011 11:32

Geçtiğimiz yıllar içinde kamu hizmetleri alanında en köklü dönüşümler eğitim alanında meydana geldi. AKP döneminde okul öncesi eğitimden yükseköğretime kadar eğitim sisteminin bütününe yönelik olarak önemli değişiklikler hayata geçirilirken, eğitim hizmetlerinin piyasalaştırılması ve bu hizmetleri sunan eğitim ve bilim emekçilerinin piyasa koşullarına uygun olarak istihdam edilmesi ön plana çıktı.
AKP döneminde eğitim sisteminde, toplumun genelinde yaşanan ekonomik-toplumsal ilişkilerde yaşanan dönüşüme paralel olarak köklü değişiklikler yaşandı. Geçtiğimiz yıllarda genel olarak kamu hizmetlerinde ve çalışma yaşamında, sermayenin ihtiyaçlarına uygun ve bu ihtiyaçlara paralel değişiklikler yaşanırken, söz konusu değişikliklerden en büyük payı, Türkiye’de en yaygın kamu hizmeti alanlarından birisi olan eğitim hizmetleri aldı.
Eğitimde yaşanan ticarileştirme ve özelleştirme uygulamaları, tıpkı sağlıkta olduğu gibi, kimi zaman açık açık, ama çoğunlukla gizli olarak yapıldı. Eğitimde gizli özelleştirme olarak adlandırabileceğimiz değişiklikler, geçtiğimiz yıllar içinde planlı bir şekilde adım adım hayata geçirildi. Bir taraftan eğitimin büyük bir bölümü zamanla birer “ticari işletme” haline getirilen kamu okullarında sürdürülürken, diğer yandan eğitimin kamusal finansmanının tasfiye edilmesi yoluyla hane halklarının eğitim finansmanı içindeki payı sürekli arttırıldı.
OECD verilerine göre Türkiye’de hane halkının eğitim finansmanına katkısı yüzde 40’lara ulaşmış durumda. Geçtiğimiz yıllar içinde toplam kamu harcamalarında olduğu gibi, eğitimin finansmanında da kamunun payı fiilen azalırken, katkı ve katılım payları ile çeşitli adlar altında öğrencilerden toplanan paralar kamu okullarında “gizli özelleştirme” uygulamaları olarak dikkat çekti.  
AKP iktidarı boyunca eğitimin daha fazla sınava endeksli hale gelmesinin kaçınılmaz bir sonucu olarak özel dershane sayısında tam bir patlama yaşandı. Türkiye’de özel dershane sayısı 2002 yılında 2 bin 122 iken, 2011 yılında bu rakam 4 bin 99’a çıktı. 2002 yılında dershanelere giden öğrenci sayısı ise 606 bin 522’den, 2011 yılında 1 milyon 234 bin 738’e yükseldi. AKP Hükümeti döneminde dershanelerin sayısı iki kat artarken, hükümetin özel teşviklerinin de etkisiyle özel okullara giden öğrencilerin sayısı 223 binden 498 bine yükseldi.  
AKP, her yıl bütçe görüşmeleri sırasında, eğitime en çok payı kendilerinin ayırdığını iddia etti. Ancak 2002-2011 yılları arasındaki bütçe rakamları bu iddianın gerçeği yansıtmadığını gösteriyor. Eğitim bütçesi rakamsal olarak artıyormuş gibi görünse de, bütçe paylarına bakıldığında farklı bir manzara ile karşılaşıyorsunuz. Yıllardır eğitim bütçelerinin yüzde 70’i personel giderlerine, yüzde 10’u sosyal güvenlik devlet primi giderlerine ayrılıyor. Geriye kalan yüzde 20’nin büyük bölümünü ise transfer harcamaları oluşturuyor. Eğitim bütçesinin nerelere harcandığına baktığınızda Başbakan’ın “eğitime bütçeden en fazla payı biz ayırdık” söyleminin içi boş bir slogan olmaktan öteye gitmediğini görüyorsunuz.
AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinin milli gelire oranı yüzde 2,24 iken, 2011 bütçesinde bu rakam yüzde 2,81 olarak öngörüldü. Ancak burada asıl dikkat edilmesi gereken rakamlar bunlar değil. 2002 yılı eğitim bütçesinden eğitim yatırımlarına ayrılan pay yüzde 17,18 iken, aradan geçen süre içinde sürekli azalarak 2011 yılında yüzde 5,85’e kadar geriletildi. Tek başına bu rakam bile, AKP döneminde eğitim harcamalarının nasıl halkın sırtına yıkıldığının, eğitimin nasıl adım adım ticarileştirildiğinin göstergesi durumunda.
2002 yılında ilköğretimde çocuğunu okutan bir veli yılda ortalama 720 TL eğitim harcaması yapıyorken, 2011 yılında bu rakam 4,5 kat arttı. Eğitimde ticarileştirme ve özelleştirme uygulamaları kuşkusuz AKP döneminde başlamadı. Ancak AKP hükümeti bu alanda attığı ciddi adımlarla, kendisinden önceki sermaye hükümetlerine “rahmet okutacak” bir çizgi izledi.
AKP’nin eğitim karnesini değerlendirmeye haftaya devam edeceğiz.

evrensel.net
www.evrensel.net