Seçimler ve yalan fabrikatörlüğü!


01 Haziran 2011 11:30

Paul Joseph Goebbels’ 1933 ila 1945 yılları arasında, Hitler Almanyası’nın,  “Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanlığı” göreviyle Nazi faşizminin en üst düzey görevlilerinden biri olmuştu, ama onun isminin geçtiği her yer ve durumda akla gelen ve gelmesi gereken çok başarılı bir yalan fabrikatörü olmasıydı. Bundandır ki, siyaset yalancılığının en çirkef biçimlerinden v e onu yürütenlerden söz edildiğinde, kıyaslama Goebbels üzerinden yapılagelmiştir. O çok “başarılı” bir yalan üreticisi ve dağıtıcısı olmuştur. “Halkı aydınlatma” adına, halkın Nazi faşizminin kanlı tezgahına çekilerek dünya halklarına karşı düşman bir politikaya alet edilmesi gerçekleştirilmiş; “başarı” bunun derecesiyle ölçülür olmuştur.
Türkiye egemenlerinin, Türkiye’yi yönetenlerin Nazi dönemi Almanyası’ndan aldıkları ideolojik-politik ve kültürel “gıda” sadece 1930-40 dönemi politikasında değil, sonraki on yılların yasal-anayasal-kültürel ve hukuksal  yönetim anlayışında da çok derin izler bırakmıştır. Türk şovenizminin temsilcileri Kürtler başta olmak üzere diğer uluslara ve Türkiye’de yaşayan farklı etnik kökenden topluluklara düşmanlığı, Türk işçi ve emekçilerine “Ülkenin ve milletin bölünmez birliği” ve “bekası” için “gereklilik” olarak sunmuşlardır. Bu devlet ve hükümet çizgisi, işçi sınıfı ve emekçilerin ve zulüm altındaki tüm diğer ezilenlerin mücadelesiyle darbe yemiş olmasına rağmen, bugün de temel özellikleri yönünden sürdürülmektedir.
Sermaye partilerinin Haziran 2011 genel seçimleri için yürüttükleri kampanya, bu bakımdan yığınla kanıt sunmaktadır. Goebells’e “Rahmet okutacak kadar” başarılı olup olamadıkları ayrı bir tartışma konusu olabilecek ve üzerine ‘akademik araştırma’ yapılmaya değecek kadar  yalan üreterek halk kitlelerinin üzerine ‘boca edenler’, en etkili yönetim aygıtlarının başında bulunuyorlar. Devlet hazinesi, çok sayıda televizyon kanalı, gazete, dergi, ulufeden nemalanan yazar-gazeteci, sanatçılığı ‘yalakalık’a dönüştüren çıkar güruhu ve diğerleri her gün bunların yalanlarını yaymakla meşguller.
İşçilerin, kent ve kır emekçilerinin on milyonlarcasının işsizlik, yoksulluk ve hatta açlıkla terbiye edilmeye çalışıldığı bir ülkede, hükümet politikasının sözcüleri, “kalkınma, değişim, ilerleme” üzerine, seçim meydanlarında vaazlarını sürdürüyorlar. Başbakan başta olmak üzere AKP sözcülerine , ve onların ABD istihbaratıyla irtibatlı yağdanlıklarına  göre, ülkenin en önemli “kamu işletmeleri”nin, enerji-kaynaklarının, yer altı-yer üstü zenginliklerinin uluslararası ve iç tekellere peşkeş çekilmesi, büyük bir ilerlemedir. Çalışabilir nüfusun yüzde 14’ünün işsiz olması başarıdır. Hükümete muhalif bir sendikada örgütlenmek isteyen işçinin işten atılması ve kara listeye alınması demokrasi ve ilerlemenin göstergesidir. Hakları için direnen, ücretlerinin artırılmasını isteyen, sosyal haklarının gaspına karşı çıkan işçilerin karşısına savaş talimi görmüş silahlı müfrezelerini çıkararak saldırılar düzenletmek demokratik haklardaki ilerlemenin kanıtıdır. Ulusal tüm haklarının eksiksiz kullanılması için mücadele eden Kürtlerin, buna karşı şiddet politikalarını, inkarcılığı, eşitsizliğin sürdürülmesi anlayışını protesto etmek için düzenledikleri kitlesel gösteriler “Ergenekon terör örgütü”yle işbirliğiyle düzenlenmişlerdir. Camileri devlet politikasının Kürtlere ve tüm emekçilere benimsetme mevzilerine katma politikasına karşı alanlara çıkmak dinin reddi ve Müslüman olmama kanıtıdır. Sınav sahtekarlıklarını protesto eden gençler ve işten atılmalarını protesto eden işçiler “Ergenekoncu”durlar.  1 Mayısa katılmanın gözaltı ve tutuklanma nedeni olmasında bir tuhaflık yoktur. Doğanın ve yaşamın korunması için düzenlenen halk eylemleri bilim ve ilerleme düşmanlığıdır. Baskı ve sansüre karşı çıkmak pornoculuk savunusudur. Arap halklarının baskıcı iş birlikçi yönetimlere karşı başkaldırılarının denetim altına alınması ve saptırılarak Amerikancı çıkarlara bağlanmasına aracılık-taşeronluk yapmak; Suriye-Libya gibi ülkelerin emperyalistler tarafından vurulması planlarına katılmak; “derinlikli ve başarılı dış politika”dır, vb.  Bu listeye bunların yaptıkları çarpıtma, saptırmanın ve piyasaya sürdükleri yalanın bin türlü başka örneği eklenebilir.
JİTEM faaliyetini sürdürüyor. Koruculuk devam ediyor. Özel Harekat birlikleri işçilere, gençlere, Kürtlere, kadın emekçilere karşı hükümet-devlet politikasının en savaşçı timlerini oluşturuyorlar. AKP-Gülen Cemaati  polisinin şiddet uygulamadığı gün-saat neredeyse yok. “Şeriatçılık” ve şeriatçı örgütlenmeler önündeki sözde yasal engeller, Başbakanın genelgesiyle  kaldırıldı. Din bezirganlığı tavan yapmış durumda. Seçim meydanlarında, başkalarının dinsizliği ileri sürülerek dindar emekçilerin inançları, sermaye ve onun parti çıkarları için sınır tanımaz şekilde sömürülüyor ve istismar ediliyor.   
Goebbels’in öncelikli hedefi, Yahudiler başta olmak üzere başka uluslar ve halklar, hakları için mücadele eden işçi ve emekçiler, sosyalistler, demokratlar ve Nazi ırkçılığına muhalif herkesti. Türkiye’nin güncel burjuva politikasına, bu politikanın en popüler, en revaçtaki, en hükmeden konumdaki biçimine ve onun temsilcilerine bakmak; hedef aldığı kitlenin sınıfsal konumunu;  kapitalist sömürü  demokratik siyasal özgürlükler ile ilişkisini göz önüne getirmek onun niteliğini görmek ve anlamak için bol malzeme sağlamaktadır. Baskı ve sömürüye hedef olan herkes bu yalan bombardımanının yarattığı tahribatı, ancak bu malzemeyi göz önünde tutabilirse,  doğru değerlendirecektir. Sadece seçimlerde doğru bir tutum için değil, işçi ve emekçilerin sömürü ve baskı sistemine karşı mücadelesinin her safhasında bu gereklidir.

evrensel.net
www.evrensel.net