13 Haziran


01 Haziran 2011 11:29

Türkiye yine eşit olmayan şartlarda yarışmaya çalışan adaylarla adaletsiz bir seçime gidiyor. Bir tarafta yüzde 10 seçim barajını kullanarak büyümüş, aldığı üçte bir oyla parlementonun üçte ikisini ele geçirmiş, iktidarı sırasında bazen rant sağlayarak, bazen sopa göstererek koltuğa yapışmış, sanki 9 yıldır iktidarda değilmiş gibi her yapamadığı için diğer partileri suçlamayı becerebilen, dolar milyarderi sayısını 6 ‘dan 40’a, yoksul sayısını 15 milyona çıkarmış, ama halen “Mağdur”, iktidar partisi. Aynı tarafta, artık “Ana muhalefet partisi” olması ülke demokrasisinin olmazsa olmazı olarak kabullenilmiş “Ana Muhalefet Partisi” ve arkasında küçük muhalefet partisi.
Diğer tarafta seçim barajını aşamayacakları ilgili medya kuruluşları, “Bastir parayı, bakayim falina” sistemi ile çalışan anket şirketleri tarafından milletin kafasına enjekte edilmiş irili, ufaklı partiler.
Üçüncü tarafta ise iş, ekmek, özgürlük, demokrasi talebi ile sandığa gideceklerin tek seçeneği olan “Emek, demokrasi, özgürlük” bloğunun bağımsız adayları.
12 Haziran günü sandık başına gidecek olanlardan, işi iyi olanlara, paradan para kazananlara, arsaları imara sokulup servetini beşe katlayanlara, banka hesapları milyon liraya ulaşanlara, savaştan rant sağlayanlara, “Suriye de Irak gibi yerle bir olsa da inşaat şirketlerimize iş sahası açılsa” diye insan kanı üzerinden kazanç hesabı yapanlara söyleyecek bir şey yok. Onların, istikrarın(?) sürmesinden yana oy kullanması, seçimin, iktidar ve muhalefet yapısını değiştirmeden ama kontrollerinden de çıkmadan sonuçlanmasını istemeleri doğal. Mantıklı ve akıllı olmayan, işsizlerin, yoksulların, işini kaybedecek olanların, pazarlık hakkı bile olmadan verilen her ücrete razı çalışmak zorunda olanların istikrardan (?) yana, yani mevcut durumdan, statükodan yana oy kullanacak olmaları. En azından geçtiğimiz seçimlerin sonuçları, insanlarımızın bir çoğunun sebep sonuç ilişkisini doğru kurmakta zorlandığını, yoğun medya baskısı ve aldatıcı propagandaya aldanarak oylarını durumlarına uymayan şekilde kullandıklarını gösterdi. Yoksulluğun en yoğun yaşandığı doğu, güneydoğu şehirlerinde, yoksulluğun temel nedeni olan iktidar partileri aşiret bağlarını, ağalık gücünü kullanarak görece başarılı oldular.
Ancak 12 Haziran’dan beklentimiz farklı. Bu seçimde en azından, sayıca az ama çok güçlü birikime sahip, siyaseti sadece halkların özgür ve refah içinde yaşam şartlarına kavuşmaları ülküsü ile yapan, insan hakları için hayatlarını ortaya koymuş, bağımsız adayları meclise güçlü bir şekilde göndermeyi kafasına koymuş geniş halk kesimleri, aydınlar, sanatçılar desteklerini ortaya koyuyorlar. Her bir aday için hedef, seçilme barajını ikiye katlamak olarak belirlenmiş. Meclise, liderinin işaretiyle seçilmiş vekilden iki kat daha güçlü gitmeyi hedefliyorlar.
13 Haziran’da ilk gündem barışın sağlanması, yoksulluğun giderilmesi olacaktır. Hemen ardından, şartların eşitlendiği, seçim barajlarının kaldırıldığı yeni partiler ve seçim yasaları ile erken seçim talebi ikinci gündem olmalıdır.

evrensel.net
www.evrensel.net