26 Şubat 2014 00:08

Taraf tutmak zorunda mıyız?

Paylaş

Nerede bir kitlesel gösteri varsa, isyanın halkın hakkı olduğu inancıyla beslenen adalet duygusu her zaman iktidara karşı ayaklananları kayırmaya yönelik işliyor. Ama bu adalet duygusu şu günlerde ezber yıkımıyla yüz yüze. Önce Mısır sonra Ukrayna ve derken Venezuela’da sokağa çıkanların peşinen arkasına aldığı bu eski insanlık anayasası yeniden tartışılması gereken bir hukuk haline geldi. Yoksa taraf tutmak zorundaymışız gibi, tıpkı Suriye için yapılabildiği gibi sokağı her durumda haklı çıkarabilmek adına Ukrayna için de mağduriyet listeleri hazırlayacağız. Aslında bu hiç de zor değil, dünyanın neresine gidilirse gidilsin bu listeler, halkı sokağa dökebilecek kadar bir hayli kabarık çünkü. Ne de olsa kapitalizm enkaz bırakarak yükseliyor.
İnsanların gerçek taleplerinin sıklıkla kendi çıkarlarına yabancı ideolojik kılıklara büründüğünü ve evet, asıl söylemek istediklerini hegemonik bir söylem çemberinde meşruiyet kalıbına dökerek ifade ettiklerini biliyoruz. Ama sadece bununla mı değerlendireceğiz olan biteni. Venezuela ve Ukrayna’daki gelişmeleri ve hatta bir darbeyle sonuçlanmadan önce Mısır’daki Rabia sürecini böyle mi açıklayacağız.
Her ülkenin kendine özgü koşulları var ama bir sadeleştirme yapmak gerekiyor. Ki Ukrayna buna hem zorunlu kılıyor hem öğretiyor. Ülkelerin coğrafyalarının tam ortasından derin bir fay hattı geçiyor çoktan beri. Bu hem Ortadoğu hem Latin Amerika hem de eski Sovyet hinterlandı için geçerli. Ortadoğu’da ılımlı İslam’ın bir tarafta, laik-modernizmin diğer tarafına yerleştiği fay hattının Latin Amerika’daki karşılığı yüksek oy oranlarıyla iktidarda olan solcu hükümetler ile ABD tarafından kışkırtılan gericilik. Ukrayna gibi ülkelerde ise ülkeleri ve yurttaşlarını Rus veya Batı yanlısı olmak bölüyor. Bu iki mevzideki halkın, eninde sonunda burjuvazinin bu iki kampından birine çıksa da kendi sade ve basit taleplerini nasıl idealize ettiği konusu ayrı.
Bu tesadüf değil, dünya ezilenlerinin iki karşıt kutupta toplanması onların zaten tarihlerinde var olan bir takım ayrım noktaları kaşınarak gerçekleştirildi. Sovyetler Birliği döneminde ayrışma konusu olamayan farklılıklar şimdi hayat memat meselesi. Bizim ise bilindiği üzere bir 28 Şubat’ımız var. O tarihten bu yana farklı iki eğilime sahip, birbirine diş bileyen iki topluma ayrıldı Türkiye de.
Ezilenler kendi talepleri için örgütlenmenin ne kadar ilkel bir şey olduğuna dair vaazlara kendilerini kaptırdıklarından, üstelik bu tezleri aşılayan burjuvaziden daha ateşli bir biçimde savunur olduklarından beri üzerinde işlem yapılabilir kesimler haline geldiler. Ukrayna direnişçileri Rus değerlerini temsil ettiğini düşündükleri Lenin heykellerine de savaş açtılar bu yüzden. Rus emperyalizmi ile Batı emperyalizmi arasında yaptıkları tercihe göre kamplaşıyorlar. Venezuela’da ise iktidardaki reformcu partinin kapsayamadığı bir nüfus, iplerini faşist partiye vermiş, canını dişine takarak Maduro’yu devirme telaşında. Tahrir direnişçileri Mursi’yi devirdikten sonra sokağa çıkan iktidar yanlılarına yapılan darbenin aynı zamanda kendilerine karşı yapılmış olduğunu bile algılayamadılar ve onları şimdi General Sisi’li uzun bir gelecek bekliyor belki de.
Bu kamplaşma tablosunun yaratıcısı Rus ve Batı emperyalizmi kendi düzenlerinin bekasını temin etmek için, can pahasına direnenlerin cesetlerinin ve kanlarının üzerinde yükselmeye çalışıyor. Yoksullar ne için savaşıyor peki; bu durumda bir hiç için, kırk katır yerine kırk satır için.
Sınıf mücadelesini eskimiş ilan etmenin emekçileri egemen sınıflar ve emperyalistler arasındaki dalaşmaların kolay yemi veya tahkimat malzemesi haline getirmeye zemin hazırladığını bu son olaylardan daha iyi hiçbir şey gösteremez. Mısır’dan gelen haberler ise bu oyunun boşa çıkarılması bakımından ilham verici olabilir. Mahalla işçi bölgesinde başlayan grevler üstelik darbe koşullarında yayılarak ocak ayında 21 kentte 55 grevle taçlandı.
Bu kez dikiş sağlam atılmalı.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa