12 Şubat 2014 00:10

Allah’a şükürler olsun Uludere’yi görmedik!

Paylaş

Sanki meyve-sebze halinde ayak işleri gören bir küçük oğlan da “Kap oğlum şurdan beş çay misafirlere” diyesi geliyor insanın. Yani bir gazeteye iliştirilmiş Fatih’in, patronundan gördüğü muameleye el pençe divan duruşuna bakıp da ona başka bir şey söylenemez gibi. Hep emre amade, biri el şıklatsa ergen topuklarından toz kaldırarak koşacak hizmete. Misafirler Fatih’in getirdiği çayları içsin, çay ocağından gelen çaylar tam kıvamında, demli olsun ki patroncuğu üzülmesin. Patron üzülürse o üzülür. Sanki patronunun üzülmesine üzülebileceği kadar bir kıymet biçilmiş kendisine.
Fatih, iliştirilmiş gazeteciliğin antikahramanı, zavallı figürü aleme madara oldu bugünlerde; evet efendimli, sepet efendimli, Allah’a şükür sayın büyüğümlü telefon konuşmaları çarşaf çarşaf yayımlanalı beri yerin dibine girse yeri.
Haber Türk TV ve gazetesinin sahibi Ciner Grubunun Yayın Sorumlusu Fatih Saraç’ın Taner Yıldız, Tayyip Erdoğan, Yalçın Akdoğan ve Hüseyin Çelik’le konuşmalarından yansıyanlar evlere şenlik cinsinden. Meclis TV’yi bile kapatabilen bir Hükümet yetkilisinin soluğunun sürekli ensesinde olduğu yayın sorumlusunun en büyük fiyaskosu ise Taner Yıldız’a söylediği gibi “Allah’a çok şükür ki Uludere’yi görme”miş olması. Roboskî’de öldürülen çocukları halktan gizlemeyi başarabilmiş olmakla övünen bir gazeteci o; bir ayak oğlanı, kap gel çayları çocuğu! Bu sadakati sayesinde “alo Fatih” fıkralarının taşınmazı. Beyefendisini üzebileceğini zannetmek en büyük tesellisi.
Fatih’e çok yüklenmemek gerekir yine de. Egemen medyanın büyük bir çoğunluğunda aynı biçimde yürüyor işler. Sayın büyüğümün bir telefonuyla haber iptal oluyor, medya emekçileri işten atılabiliyor ve neredeyse günlük yayın programı önce Bakan Bey’e gönderiliyor. Emredersiniz efendim, siz ne isterseniz onu yazalım, onu yayımlayalım. Beğenmediğiniz yayını yarıda keselim! Hatta önden önden gelin söyleyin, arkadan olunca çaresiz kalıyoruz, hizmette kusur ediyoruz efendim!.. Bu kısım bir fantezi değil, olay aynen böyle cereyan etmekte. Hiç haberi olmayan dinlesin, bant çözümlerini okusun.
Basın ahlakı, gazeteci etiği yerlerde sürünmüş önemli değil. 17 Aralık’ta saçilip dökülen ahlaksızlıklar da mühim değil. İnternet yasağına karşı eylem yapan gençler için “Bunlar edepsiz sitelere girmek istiyorlar ve edepsizce sokağa çıkıyorlar dersin” olur biter. Hayatında hiç İnternet’e girmemiş gariban ve muhafazakar seçmen nasılsa buna inanır. Başbakanın kendilerini edepsiz televizyon programlarından korumak için müdahale ettiğine kanaat getirir. Değil mi ki diklenmeden dik duracağını söylüyor, değil mi ki darbeciler, lobiler hükümeti köklerinden sallamaya başlamış; ne yapsa yeridir. Eylem yapanlar ekmek çarpsın porno lobisidir; Star gazetesi şahidimdir!
Ne diyor Başbakan, “İnternet’i kaldırmıyoruz ki, kontrol altına alıyoruz.”  İstediğiniz kadar saçınızı başınızı yolun, İnternet’in kalkması ne demek deyin; akıl bu söylemle başa çıkamaz. Cinlerle perilerin cidi ciddi konuşulduğu, meleklerin cinsiyetinin tartışıldığı, Cübbelinin programlarının dizi film gibi yayımlandığı, öteki dünyanın tek gerçek dünya gibi sunulduğu o televizyonun programlarından serseme döndürülmüş seyircinin gerinin gerisi bilincini harekete geçirebilen bu söylemle baş etmek gerçekten zordur. Cinler lobilerle cirit atarken, pire berber iken, ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken… Fatih oğlanlar Roboskî’yi görmezmiş, Gezi direnişinin üstüne üstüne penguen salarmış şükürler olsun.
Bütün kanalların tek kanal haline geldiği yetmezmiş gibi yurttaşın birbirini haberdar ettiği sosyal medyaya da uzanmak istiyor şimdi bu el. Cep telefonlarının, sosyal medyanın, onlarca televizyon kanalının, İnternet gazeteciliğinin olmadığı zamanlarda sanki halklar hiç diktatör devirmedi, devrimler yapmadı.
Yasaklar ve cezalar hangi iktidarın sonsuza kadar garantisi olabilir ki… Olmaz işte. Olmamıştır.  Pireler berberlik yapmaktan sıkılır er geç.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa