29 Ocak 2014 00:27

Mesele üç beş ananas değil, anlamadın mı?

Paylaş

Reza Zarrab’ın Ekonomi Bakanı Çağlayan’a “hediye ettiği” bilmem kaç yüz bin liralık saatin yanında Uganda ananaslarının gelip gitmesinin TÜSİAD’ı rahatsız edecek kadar kıymeti harbiyesi olur mu diyeceğiz ama mesele üç beş ananas değil zaten. Erdoğan’ın buyurduğu gibi ananas bu işin kod adı. Başbakanın Uganda’daki rafine ihalesine gönderme yaparak, biz ölümlülerin pek anlayamadığı gizemli bir dille ananas ananas diyerek köşeye sıkıştırmasına misilleme yapan Zaman’ın haberine göre o ananaslar Emine Erdoğan’a da gelmiş meğer. Sebep: çok severmiş kendileri.
Söyleyelim: Ananas; tekeller, şirketler arasındaki büyük kapışmanın kod adı. Emine Erdoğan’ın eşinin sermayedar olduğunu yeni öğrendiğini, oğullarının ve damadının ne kadar temiz vakıf işlerinden başka bir şeyle uğraşmadığını söylediği bir süreç bu. Ama TÜSİAD’a çemkirmesi yeni değil. Yıllardır TÜSİAD’ın devletten nemalandığını söylüyor, Anayasa referandumu sırasında “Oyunuzun rengini belli edin” diye dayatıyordu hatırlanacağı üzere.
Muhafazakar, yeşil… adına ne derseniz deyin, Anadolu’nun el değmemiş kırsalının da yeni sermaye birikim sürecine eklenmeye başlamasıyla ortaya çıkan yeni burjuvazinin palazlanıp, bazılarının Türkiye’nin en büyük 500 firması arasına girmeyi başarmasında Erdoğan’ın arada bir TÜSİAD’ı azarlamasının, hizaya sokmasının payı yok değil. TÜSİAD firmaları elbette her zaman en büyük, ama pastadan biraz da yeşil sermayeye pay bırakmalılar; değil mi?
Büyük sermayenin on yıl önce siyaseten kendisini temsil etsin, yolunu açsın diye arkadan destek olduğu Erdoğan şimdi kanatlanmış uçuyor ve “Sizin sayenizde değil size rağmen bugünlere geldim” diyor. Öyle mi ki acaba? O zamanlar, Hükümetin ilk zamanlarında, alan memnun veren memnundu. Erdoğan’ı havalandıran rüzgar TÜSİAD’cıları da gani gani uçurmuştu. Eh biraz muhayyel ve muhtemel pazar payları sonradan fazlasıyla üleşilince, devlet ihaleleri, yabancı sermaye ortaklıkları devlet icazetiyle eş ahbap firmalarına gidince beyaz sermayenin mırıldanmaları can sıkıcı olmaya başladı. Hükümet kimine vergi denetlemesi, kimine yasaklamalarla bu yerinde durmaz, gözü doymaz sermaye kesimini arada bir dövmeye başladı.
Ancak bu Kırkpınar güreşi yeşil sermayeyi de çatlattı bir süre sonra. Erdoğan’ın uğraştığı yel değirmenleri birken iki oldu. Cemaatin bankaları, cemaatin şirketleri ve derken Cemaatin ihaleleri parmağa dolanıyor. İyi de Uganda rafineri ihalesinde hepiniz orada değil miydiniz? Ananasın hikâyesini ancak kendisini okka altına atmak suretiyle tamamlayabilecek olanlara pas atıp belden aşağı vurduğunda kimse bir sıfır öne geçmemeli ama Erdoğan geçebiliyor.
Peki halka ne oluyor? Erdoğan’a diklenen TÜSİAD’ı bir kısım insan pek demokratik buluyor. Kimisi de olmayacak şeyi olmayacak zamanda söyleyerek yabancı sermayenin ülkeye gelmekten imtina ettiğini söyleyen TÜSİAD Başkanı Tayyip Erdoğan’ın güya sermaye karşıtı tutumunu antiemperyalist bularak alkışlıyor.
Hatırlatalım tekrar, mesele üç beş ananas değil o bir kod adı! Sermaye grupları çatışıyor, varlığını ve ikbalini sermayeye borçlu Hükümet ve Başbakan onların bir kısmıyla çatışıyor. Bu arada bu toz duman ortasında konut sektörü şiddetli bir krizin eşiğine geldi, dolar ancak el marifetiyle kontrol altında tutulabiliyor. Zamlar kapıda. Siyaseten çatışan kimsenin altından sağ çıkamayacağı bu çatışmanın faturasını “Yağmur yağmadı, kuraklık oldu o yüzden faturayı halk ödesin” diyecek bir muhasebe masası kuruldu bile. Ama bakın, TÜSİAD’ı da MÜSİAD’ı da Hükümeti de Cemaati de bu konuda mutabık olacaklar. Bu kesin. Tecrübeyle sarihtir, sabittir.
Ödeyecek miyiz peki?
Yok; biz o sırada şarkımızı söylüyor olacağız:
“oooo ooooo yan yana yan yana
oooo ooooo ekmek için aşk için,
oooo ooooo rengarenk günler için
madrabaza bırakma sahip çık şehir senin!
düzenbaza bırakma sahip çık ülke senin.”

Yukarıdaki dizeler HDP'nin seçim şarkısından...

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa