‘Anadolu babamızın çiftliği değil’


30 Mayıs 2011 14:42

Anadolu kadar son 100 yıldır, sosyal Darwinciliğin harekat sahası haline gelmiş ve gerek insan coğrafyası gerekse doğal coğrafyası on bin yıllardır, ilk kez bu kadar yıkıma uğramış ve köksüzleştirilmiş bir başka dünya parçası acaba var mıdır diye düşünüyorum bir süredir.
İnsanı ve doğayı yok sayan, talan ve imha eden, böylesi bir coğrafya acaba var mıdır?
Tehcir, sürgün, tenkil ve tedip yetmedi, şimdi coğrafya saldırı altında.
Böylesi bir kolanizasyon ve imha, ancak 500 kusür yıl önce İspanyol konkastitorların /fatihlerin bütün bir coğrafyayı adeta kazıyarak temizlemesine benzetilebilir.
Bu yaz, ailemin çevresinde kök saldığı Kelkit vadisinden geçtim, tam bir imhaydı, devasa iş makinaları korkunç bir doğa kırımı faaliyetindeydi.
Köklerimin söküldüğünü hissettim.
Fetih ve yayılma bitmek bilmiyor.
Dersim 1938’den daha beter bir kimliksizleştirme ve imha programı ile yüz yüze.
Hakkari Dağlarının teslim olmayan halkı sudan duvarlarla kuşatılmak isteniyor.
Karadeniz’in isyankar sularını zapturapt altına alıp, karlarına kar katacaklar, Karadeniz’i de insansızlaştıracaklar.
Ya Ege uygarlıklarının suya boğulması yetmedi, Keban’ınki, Harput eteklerininki yetmedi.
Edessa’nın verimli topraklarının zehirlenmesi, sulara sellere kapılıp gitmesi yetmedi.
Anadolu bir kez farklı bir istilanın tehdidi altında.
Bu tehdit inşaat, madencilik, alışveriş merkezleri konsorsiyumlarının iş makineleri ile geliyor.
İnsan malzemesini bir eritme potasına koyarak toptan kimliksizleştirmeyi hedefliyor.
Kolonyalizm en üst evresine erişmek üzere.
“10 ayrı koldan yola çıkan kervanlar, geçtikleri güzergâhlardan katılımlarla büyüyerek yürüyorlar.” “Kervanda yürüyen insanlara at, eşek, deve, köpek gibi hayvanlar da eşlik ediyor.” “Kervanlar her gün yaklaşık 20 kilometre yürüyor.”
Bütün bu planların harekat üssü olan Ankara, Anadolu savucularını kabul etmiyor.
Vize istiyor onlardan!
Sopa kırıyorlar sırtlarında.
Daha 1915 yılında dürüst yöneticileri alınıp, sosyal mühendislere terk edilerek, binlerce yıllık çok kimlikli karakterini yitiren Ankara kenti hey gidi!
Bitmek bilmez mi, raporların, planların, insan olan her şeye, insana dair her şeye yabancı olan…
Yaşar Kemallerden, İlyas Venezislerden, yeni yitirdiğimiz Esma Ocaklardan, Ahmet Ariflerden, Yorgo Andreadislerden, Kirkor Ceyhanlardan, Maria Yordanidulardan, Didi Sotiriyulardan, Mintzurilerden öğrendik bu coğrafyayı...
Yitirdiğimiz o dünyanın zenginliğini ve bugünkü yoksulluğumuzu.
Yaşar Kemal’in manifesto gibi çağrısına kulaklar sağır:
“Doğaya düşman olan bir ülke olduk. Toros dağları bizim dağlarımızdı. Yaylalar çok güzeldi. Ormanlarda çiçeklerin kokusundan geçilmezdi. Bugüne geldik. Bu günler, o günler değil. Bu ağaçlar o ağaçlar değil. Yaylalara girildi, ormanlar kesildi, ağaçlar gece gündüz ovalara, şehirlere, kasabalara, köylere taşındı, ceviz ağaçları da başka ülkelere. Ormanlarda ceviz ağaçları tükendi. Bu, kazançlarından başka dünyayı görmeyen, bilmeyen yöneticilerin marifetidir. Bizde barajların ne olduğunu bilmeyenler gitsinler Rusya’yı, Mısır’ı görsünler, gelsinler bizi görsünler. Adana’yı, Urfa’yı görsünler, bir de Allianoi’yi, Hasankeyf’i görsünler. Allianoi’nin ne olduğunu bilmeyenler üstüne çakıl taşı dökmüşler. Oysa burası insanlığın sağlık merkezidir, insanlığın kutsal bir yeridir. Bize gelince, Anadolu babamızın çiftliği değildir. Size ben söylüyorum. Ben bir Anadolu köylüsüyüm. Bu halkı iyi biliyorum. Anadolu’yu keyfiniz için bu hallere sokuyorsanız yanlışsınız. Belki siz de Anadolulusunuz da başınız dönmüştür. Öyledir herhalde, bilemiyorum, başınız dönüyorsa Allianoi’ye gidin, belki size bir ilaç bulunur. Bugün varsınız yarın yoksunuz. Bu Anadolu insanları kolay bağışlamaz. Bugün bir kez daha “Anadolu’yu Vermeyeceğiz” diyerek yola çıkanların yolu açık olsun.

evrensel.net
www.evrensel.net