15 Ocak 2014 00:12

Kapın süpürgeleri bahar temizliğine

Paylaş

Duvarlar rengarenk boyansa, caddeler çamaşır suyuyla yıkansa, kışlıklar naftalinlenerek dolaplara yerleştirilse, kışlık ayakkabılar kutularına konulup kaldırılsa, tuvaletler fırçalansa, sokaklar süpürülse sabun kokan yeni yepyeni bir hayat başlasa… Şehrimizin ve dünyanın bahar temizliğine ihtiyacı var. Hamburg’da adı öyle konulmamış olsa bile, ilan edilen sıkıyönetimde bir genç, polisin aramasına cebinde tuvalet fırçasıyla yakalandığında oranın “Geziciler”i direnişin simgesi haline getirdiler tuvalet fırçasını. Ki polis, gençlerin korsan kurduğu kültür merkezini el koymaya kalktığında beklemediği bir direnişle karşılaşmıştı. Dahası göstericilerin karakol bastığını söyleyerek kenti tehlikeli bölge ilan ettiler.  
Dünyanın her yerinde polis yalan söylüyor, iktidarlar iftira atıyor, medya dezenformasyon yayıyor. Bütün bu yalana dolana karşı gençlerin elinde tuvalet fırçası var sadece. Tuvalet fırçasına karşı feriştahı gelse ne yapabilir ki? Bu düzen bozan eşya karşısında afallamaktan başka ne gelir ki polisin elinden? Böyle afallatma pratiklerinden biz de haziranda geçtiğimiz için bunun etkisine ve gücüne aşinayız. Onun için hafta sonu Ankara’da yapılan yolsuzluğa karşı mitingde çalı süpürgeleri, plastik olanları, daha kibar ev süpürgeleri emekçilerin elindeydi. Kendi barsaklarını temizlemeye çalışan devletin tam hayatımızın ortasına bıraktığı artığı temizleme işinin başa düştüğünü gören kapıp gelmişti süpürgesini.
Kadıköy’de ikinci işgal evini açan Caferağa Dayanışması da hemen temizliğine giriştiği ev için mahalleliye bir liste sunmuş: kova, kürek, mala, iş eldiveni, çuval vs. lazım, acil diyerek. Gezi Parkı’nı her sabah kolektif bir ruhla temizleyenlerin, çöp toplayanların yaptığı işin pratik bir değeri var. Günlerini geçirdiğin bir alana nizam vermek bu nizamı verirken bir iş etrafında örgütlenmeyi öğrenmek gibi bir değer bu. Ama daha önemlisi, yerden çöp kaldıran gencin içinde giderek büyüyen bir bahar temizliği ihtiyacının tohumlarını atmak.
Dünya 2011 kışından bu yana, Tunus’tan başlamak üzere o uzun bahar temizliği sürecine girdi bir bakıma. Ama bir ülkeyi temizlemek bir evi, bir parkı temizlemeye benzemiyor nihayetinde. Sembolik süpürgelerimiz, tuvalet fırçalarımız, kovalarımız ve çöp torbalarımız on yılların biriktirdiklerini ortadan kaldırmaya henüz yetmiyor. Bir yeri rengarenk boyadığında arkandan orayı griye çevirmek için yanıp tutuşanlar var. Sen ayakkabını sahtekarın yüzüne fırlattığında o ayakkabının kutusunda senden çaldığı milyon dolarları istiflemeye çalışanı var. Mahallende komşularınla oturup taleplerinin listesini çıkarmaya veya örgütlenmeye çalıştığında komşularını seni ihbar etsin diye kışkırtanlar var. Olmadı çöp evlerde yaşamaya mahkum etmek için türlü “kumpas”, komplo var. Temizlediğini yeniden kirleten, kendi kirini pasakla temizleyeceğini sanan, bizim de çerin çöpün halının altına süpürüldüğünü görmezlikten gelmemizi isteyenler var.
Zor biliyoruz. Şimdilik temizlik malzemeleriyle beliren meydanlardaki varlığımızın zamanı biriktirdiği, üstümüze yağan pisliğin parça parça temizlemeyle kalkmayacağı ve büyük bahar temizliği günlerine doğru geri sayımın başladığı sezgisinin kıymetli olmadığını söyleyebilir miyiz? Süpürgelerimiz; bize ait kentin, ülkenin, bize ait sokakların nasıl yönetileceğini, kendi kaderimiz üzerinde kendimizin karar vereceği idari mekanizmaları nasıl yaratacağımızı, bizi kimin temsil edeceğini veya beğenmediklerimizi nasıl geri çağırabileceğimizi; söz, basın, inanç ve örgütlenme özgürlüğünün hangi biçimde güvence altına alınacağını; ayrımcı ve tek tip yurttaş inşa etme siyasetini nasıl tarihe gömeceğimizi, halkın demokrasisini nasıl kuracağımızı tarif ediyor aslında.
Boğazına kadar pisliğe bulanmış bir siyasetin kokuttuğu ülkenin kırklanıp yıkandığı, sabun koktuğu sonraki halini tahayyül ediyoruz aslında. Temizlik malzemelerine duyduğumuz düşkünlüğümüz bahar temizliğine duyduğumuz hasretten kaynaklanıyor… Başka bir şeyden değil. 

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa