18 Aralık 2013 00:08

Sahi Balbay niye çıktı?!

Paylaş

Seri tutuklamaların usulüne uygun ve adil yargılamalara göre değil de siyaseten yapıldığına dair yaygın bir kuşku olmasaydı Balbay’ın salıverilmesinin arkasında ne olduğu üzerine bu kadar tartışma yapılmazdı. Ama beş yıl tutukluluğun ardından gelen bu salıverilmenin “Acaba neden” diye sorulabildiği bir ülkede yaşıyoruz. Hükümet kaynaklarından sızan bazen de açıkça ifade edilen iddialar bu tartışmayı yönlendiriyor. Hükümet açıkçası Balbay’ın tahliyesi üzerinden Gülen Cemaati ile kavgasını sürdürmeye devam ediyor. Güya KCK’den Büşra Ersanlı, Ragıp Zarakolu; Ergenekon’dan Ahmet Şık ve Nedim Şener’in tutuklanmasının, Türkay Saylan’ın evinin basılmasının sebebi olan Cemaat, Cengiz Çandar, Ferhat Kentel, ve Ahmet Hakan’ın da Ergenekon-odatv operasyonlarına dahil edilmesini istemiş. Cemaat yazarları da bu iddia karşısında öyle bir şey olmadığını kanıtlama derdindeler.
Egemen Bağış’ın Balbay’ın salıverilmesini, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkının tanındığı 12 Eylül referandumuna bağlamasından sonra da, referandumda “hayır” oyu veren CHP kastedilerek “Kendi partisine rağmen bırakıldı” diye yazanlar oldu. AYM’ye bireysel başvurunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuruları ve Türkiye’ye kesilen para cezalarını azaltmak için uydurulan bir “iç hukuk yolu” olduğu biliniyor. Hadi bu yalan üzerinde durmayalım şimdi; Hükümetin, demokratik kararlar almak istiyormuş da bunu Cemaat engelliyormuş, uyguladığı zorbalıkta hiç payı ve suçu yokmuş gibi davranmasında yerel seçim sürecinin etkisi olduğu düşünülebilir.
Balbay’ın bırakılması hem CHP aleyhinde propaganda yapmasını hem de Cemaati bir kez daha sıkıştıracak argümanlar kullanmasını kolaylaştırıyor AKP’nin. Anayasa Mahkemesinin Balbay’ın bırakılmasından hemen sonra aldığı, “Tutuklamaların gerekçe belirtilmeden yapılamayacağı” kararı da uzun süredir tutuklu olan KCK’lilerin, tutuklu diğer vekillerin ve Balbay’la birlikte yargılananların da salıverileceği beklentisini yarattı. Hükümet için bunun referandum döneminden bugüne uzatılan bir kelebek etkisi yaratma çabası olduğu söylenebilir. O zaman nasıl demokratikleşme beklentisi yaratarak bir kısım aydını ve medyayı referandumda anayasaya “evet” veya “yetmez ama evet” oyuna ikna ettiyse şimdi de aynı şeyi becerebileceğini düşünüyor. Aradan geçen bunca zamanda olan bitenin faturasını ödemeyi Cemaate havale ettikten sonra, doğal olarak. Türkiye Cumhuriyeti devletinin eski günahlarını rakibi CHP’nin sırtına yıkmakla geçirdiği yıllardan sonra, elini temize çıkararak beyaz bir sayfa açmak için neler yapacağı konusunda bir hayli talimli bu parti!
İkisi de iktisadi hayatı denetlemeye ve en fazla nemayı almaya çalışan hükümetteki koalisyon ortaklarından en çok çamuru atarak diğerini mat edenin etrafında kurulmuş bir demokrasi cephesi çıkmaz elbette. “Erdoğan mı Gülen mi daha demokrat” tartışması herhalde iyice komik olacaktır.
Diğer yandan Erdoğan Ahmet Kaya ile Erdal Eren’e ağlayıp Şivan Perwer’e kucak açsa da, Mustafa Balbay’ı serbest bıraksa da çağrışımı harekete geçirmek yoluyla bir referandumda iki kere yıkanılmıyor! Hem Cemaati gerilet, hem CHP’nin ağzını kapat hem KCK’liler ve içerdeki vekiller için beklenti yarat, hem bu referandum çağrışımını yönet; bir anda birçok kuş vur derken… bu yorucu mesai önümüzdeki seçim sürecinden AKP’nin tek parça ve sapasağlam çıkıp çıkamayacağının garantisini vermeyebilir Erdoğan’a. Ama dağılan parçaları yapıştırma konusundaki gayreti takdire şayan!
Ya bir de şu var tabii; köprülerin altından haziran direnişi geçti bunun demokratikleşmeyle ilgili beklentilerin büyümesine devasa katkısı inkar edilemez; hükümetin parçalarının dağılmasındaki rolü de. Balbay’ın salıverilmesine de dahli vardır bu direnişin… ya da kurduğu bağlamın.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa