Böyle bir ülkede ‘blok’ seçeneği


30 Mayıs 2011 09:27

Türkiye, “Âheste çek kürekleri mehtap uyanmasın” bir ülke olsa, hadi herkesin kafasına estiği gibi seçime girmesi; “Kaç oy alıyoruz onu saymak istiyoruz”, “Partimizin seçime kendi başına girmesi örgütlerimizin ihtiyaçları bakımından önemli” gibi bahaneler bir ölçüde “anlaşılır” olabilirdi. Ya da Türkiye hayatın tekdüze seyrettiği bir ülke olsa; “solculuk” adına CHP’ye dayanaklık yapmak, “seçimi boykot ediyoruz” deyip, küçük çıkarlar uğruna düzen partilerinin arkasından koşmak, “tartışılır” olsa da çok önemli olmayabilirdi.
Ama Türkiye böyle bir ülke değil. Tersine Türkiye, bir yandan Arap-İslam ülkelerindeki başkaldırıların sınırlarına dayandığı öte yandan da AKP Hükümeti ve sermaye muhalefetinin Türkiye’yi batı emperyalizmin koçbaşı olarak ayaklanan halkların üstüne sürdüğü bir ülke. Dahası bu ülke çeyrek yüzyıldan beri 40-50 bin kişinin yaşamına mal olan bir savaş yaşıyor. Ve bu savaşı bitirmek için sermaye güçlerinin ne niyeti vardır ne de enerjisi! Tersine bu güçler, savaşı “kontrollü” ve kendilerine rant getirecek biçimde sürdürmeyi tercih etme üstünde anlaşmışlardır.
Egemen güçler, Kürt sorunu başta olmak üzere, inanç özgürlüğü, emekçilerin özgürlükleri gibi konularda çözümsüzlüğü savunan sermaye partileri; ülkenin doğasından tarihine, kültürel değerlerine, madenlerinden emek gücüne her şeyin pazara çıkarıldığı bir süreci sonuna kadar götürmek istiyorlar.
Ve toplam açısından bakıldığında eski statükosu hızla çöken ve yeni statükonun da eskisine rahmet okutacak biçimde kurulmaya başlandığı bir dönemden geçiyor Türkiye. Bu dönemi AKP Hükümeti, “ileri demokrasi”, “görülmemiş bir kalkınma dönemi” olarak sunuyor ve herkesi de buna inandırmaya çalışıyor.
Ne var ki, biriken büyük sorunlar, ne kadar görmezden gelinse de çözümü dayatmış durumda. Aksi halde Türkiye’nin mevcut birliği ve bütünlüğü çözülecek. Yani derinleşen çelişkiler, “ya çözümü ya da çözülmeyi” zorluyor!
Bu gelişmeleri değerlendiren AKP ve arkasındaki gerici güç odakları; eski statükonun çöküşünden yaranarak yeni statükoyu, “dini toplamsal yaşamdaki etkisini artıracak biçimde” oluşturmak üzere kolları sıvamış bulunuyor. Ve seçimden hemen sonra da bu hayalindeki statükoyu anayasaya geçirmeyi, statükonun tepesine de “taç” olarak “başkanlık sistemini” koymak istiyor.
MHP ve CHP ise bir iki ayaklarını eski statükonun çürümüş zemininden kaldırmadan sadece bir ileri bir geri adım atarak, AKP’nin statükosuna meşruiyet kazandırmasına dayanak sağlıyorlar.
AKP Hükümeti geçmiş dokuz yıllık iktidarı boyunca, sadece sorunları istismar etmeyi başarılı bir biçimde yaptı ve ülkenin başlıca iç ve dış sorularını çözmek bir yana daha ağırlaştırdı. Ve bugün isterse yüzde 60 oy alsa, meclise 400-500 milletvekili bile soksa, yapabileceği bir şey yoktur!
Onun için dokuz yıllık “mutlak iktidarı” döneminden sonra, yeni biri şeyler için “çılgın projeleri” ve 2023’ü hedef gösteriyor.
Burada AKP iktidarına ve amaçları karşısında dik durabilecek tek güç odağı ise Emek Demokrasi ve Özgürlük Blok’udur. O yüzden blok sadece seçimde değil seçimden sonra da örneğin “Kürt sorununun demokratik çözümü”, “yeni bir anayasa” ve “başkanlık sistemi”, “laisizmin gerçek bir laisizm olarak uygulunabilirliği, emeğin hakları, kadınların, çevre hareketinin, aydınların, sanatçıların talepleri için de blok tek seçenektir. Aksi halde bütün bu muhalefet sadece yakınma muhalefetine indirgenmiş olacaktır. Bu yüzden de yerli yersiz bayraklarına  “AKP’yi istemiyoruz” içirikli sloganlar yazan, “radikal muhalif” sloganlar sloganları atanlar blokla birleşmezse çığlıkları AKP’yi sadece sevindirir.
Seçim için de seçimden sonrası için de; demokrasi cephesinin de emek cephesinin de tek gerçek seçeneği Emek Demokrasi ve Özgülük Blok’udur. Bu yüzden ülkemizin çeşitli gerekçelerle blok dışında kalmış ilerici demokrat siyasi çevreleri, çeşitli emek örgütlerinde, sendikalarda yer alan kişi ve çevreleri, bundan önce yaptıkları hesapları bir kez daha düşünmeli; “Blokla davranmazsam sermaye güçleri, gerici odaklar ve AKP karşısında ne kadar güç olabilirim; onların önün ne kadar kesebilirim” diye sormalıdır. Bu soruya samimi bir yanıt vermeli ve gereğini yapmalıdırlar.
Devrimci olmak, emekten demokrasiden yana olmak bunu gerektirir. 

evrensel.net
www.evrensel.net