30 Mayıs 2011 09:26

Tehlike yaklaştıkça!

Paylaş

Sosyal alanda “Bileşik Kaplar Kuramı” olarak bilinen çok ünlü bir kuram vardır. Bu kurama göre, bir toplumda tüm kurumlar nitelikleri itibariyle birbirine benzer. Örneğin, bir toplumda siyaset kurumlarının niteliği askeri kurumlardan, eğitim kurumlarından ya da sair sosyal kurumlardan çok farklı olamaz. Ancak, farklı kurumların toplum açısından algılanma farkı oluşabilir. Yapılan anketlerde toplumsal kurumların toplum tarafından algılanmalarının farklı olduğu gibi bir durum ortaya çıksa da, aslında bu farklılığın gerçe durumu değil, toplumsal ya da isteksel algılama farklılıklarını yansıttığı ileri sürülür.
Sosyal kurumları iradi olarak tedricen çökertilen Türkiye’de son dönemlerde yaşanan olumsuzlukların tek bir kuruma inhisar ettiğini düşünmek bilimsellikle bağdaşır bir yaklaşım değildir. Bu sav, Türkiye’nin şimdilere dek en iyi yaptığı ifade edilen üniversite seçme ve yerleştirme sınavlarında yaşanan son fiyasko olayı için olduğu kadar, kaset olaylarında ve bu olayların üzerine kararlılıkla gitmeyen siyaset ve yönetsel kadroların tavırları için de geçerlidir. Aslında, giriş sınavlarında şaşırtıcı olan, şimdiye kadar bu sınavların fevkalade düzgün yapılıyor olması idi! Hele de son dönemlerin olağanüstü kadrolaşma politikası bağlamında, böyle bir olayın yaşanması toplumun bir kesimi için ne derece çirkin ise, toplumun diğer kesimleri için ise aynı derecede doğal ve hatta  gereklidir. İçinden geçtiğimiz iradî sosyal geriletilme ortamında yaşanan şiddet ve  kanunsuzluklar da parçalanan toplumun farklı kesimlerince farklı algılanmaktadır. Bir gruba göre yasa ihlali ya da fiyasko olarak görülen olaylar, karşıt gruba göre, ezilmişlikten kurtuluşun ve dirilişin(!) simgesi ve gereği olarak değerlendirilebilir.  
Bu “herc ü merc” içinde, CHP ile başlayan ve kısa zaman sonra MHP’ye sıçramış olan kaset skandalı, bir yönü ile  toplumsal düzen ve toplumsal kurum ilişkileri bağlamında sosyal açıdan; diğer yönü ile, kişisel özel alanlara müdahale bağlamında adli, asıl önemli yönü ile de siyaseti yönetme açılarından  ele alınmalıdır. Meseleye, “bileşik kaplar kuramı” ile yaklaştığımızda, kaset şantajının, genel toplumsal ilişkiler açısından hiç de şaşırtıcı olmadığını düşünüyorum. Sosyal açıdan yaklaştığımızda, toplumumuzda monogami yasal kural olmakla bearber, bu kuralın uygulama alanındaki ihlallerinin, özellikle de bireyin varsıllık veya sair nedenlerle güçlü olma durumu ile doğru orantılı yaygın olduğu herkesin malumudur. Böylesi yaygınlık ortamında kaset skandalının ortaya atılması ne denli kişisel hakları ihlal ise, iki parti ile sınırlı kalması da o denli siyaseti ihlal anlamı taşımaktadır!
Kaset skandalının şimdilik salt iki parti elemanları ile sınırlı düzeyde tutulmuş olması, yaygın toplumsal gerçekliliğin kasıtlı olarak belirli bir amaç uğruna kullanılmasını ifade eder ki, bu durum hukuktan da öte ve çok tehlikeli olarak siyaset alanını ilgilendirir. Zira, kaset şantajının zamanlaması, kullanıldığı alan ve, adeta sosyal gerçekliliği reddedercesine, alanın şimdilik iki parti ile sınırlı tutulması, siyasete içeriden, hatta dışarıdan doğrudan müdahale anlamına gelir. Zira bu durum, şantajın, anayasa değişikliğinin planlandığı döneme AKP hakimiyeti altında girilmesini arzulayan ve hedefleyen iç ve özellikle de dış çevrelerin eseri olduğu kuşkusunu yaratmaktadır. Devletin tüm imkanlarını elinde bulunduran iktidar partisinin olayın kovuşturulması yönünde önceleri fazla istekli gözükmeyen bir tavır sergilemesi kafalarda kuşku yaratırken, tehlikenin kendisine doğru yöneldiğini  hisseder ortama girdiğinde kıpırdanması ise, kuşkumuzun, maalesef, daha farklı ve tehlikeli odaklara yönelmesine sebep olmaktadır. Bu vahim gelişme şöyle yorumlanabilir ki, AKP’nin tek başına iktidara gelerek Anayasa değişikliğini gerçekleştirmesini isteyen iç ve dış çevreler, sadece Anayasayı değiştirmeyi hedefleyen partinin önünü açmakla yetinmeyip, aynı zamanda, Anayasanın içeriğini de, önünü açtığı partiye dikte etmeyi hedeflemektedir. Bu olasılık geçerli ise, iktidar partisinin şantajlar konusunda polisi ve adliyeyi harekete geçirmesi söz konusu olamayacağı gibi, tam tersine, demokrasi ve iç siyasetin bağımsızlığı pahasına, kendisini kurtarması amacıyla, böyle bir girişimi engellemesi kaçınılmazdır. Aksi halde, yeni hedef kendisi olabilir!
Eğer bu iddia geçerli ise, kendilerine aydın sıfatını yakıştıran referandum kahramanlarını, gerçekte siyasete kimin müdahale ettiği konusu ve demokrasi ya da ileri demokrasi gibi süslü kavramlar üzerinde olduğu kadar, çeşitli kurumlar üzerinde operasyonlar yürüten iktidarın amacı ve bu gücün nereden geldiği konuları üzerinde bir kez daha düşünmeye davet ediyorum!

evrensel.net
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa