Türkler, Kürtler ve Bölgesel Özerklik


30 Mayıs 2011 09:25

Neredeyse adetten olmuş gibidir. Etnisite söz konusu olduğunda başlanır sayılmaya: Türkler, Kürtler, Lazlar, Çerkesler…
Böylece Türkiye’nin renklerinin vurgulandığına inanılır. Birer zenginlik olarak etnik çeşitliliğin ortaya konduğu düşünülür. Doğrudur da, eğer ülkenin tam bir “mozaik” oluşturan etnik farklılıklarına dikkat çekilmek isteniyorsa, hiçbir yanlışlık yoktur, böyle sayılabilir.
Ancak bu etnik renklilikten söz ediş, bir adım ötesine götürülürse abese varılır. Türklerle Kürtlerin geri kalanlardan ayırt ediciliğinin üstünü örten bir algılamanın unsuru olarak kullanılıyorsa, temel bir yanlışa düşülüyor demektir. Bugün Kürt sorununun kazanmış olduğu önem yok sayılıp, Kürtler Laz ya da Çerkeslerle eşitlenerek ele alınıyorlarsa, hatanın ötesine geçiliyor demektir. Kürt sorununun dayattığı acil çözüm ihtiyacı ve bunun kaçınılmaz farklılığının inkarını kapsayarak, bu renklilik vurgusu, Kürt sorununu çözümsüzlüğe götürecek bir “yumuşatma”nın dayanağına dönüştürülmeye çalışılıyorsa, ulusal soruna dair hiçbir şey bilinmiyor demektir.
Evet, Türk vardır, Kürt vardır, Laz, Çerkes, Roman, Ermeni, Yahudi ve daha pek çok ulusal etnisite vardır Türkiye’de. Türkiye, bu yönden olağanüstü bir çeşitliliğe sahiptir ve yüzyılların kavimler geçiş yolu olmanın hakkını vermektedir. Ve tüm bu ulusal farklılıklar, kesindir ki zenginliğimizdir, yaşatılmaları için elden gelen her şeyin yapılması, demokrasinin gereği olduğu kadar insan olmanın da bir zorunluluğudur.
Ama bu zenginlik oluşturan ulusal farklılıklara sahip olmamız başka şeydir, bu ulusal çeşitlilik içinde yalnızca Türklerle Kürtlerin dört başı mamur uluslar olmaları başka şey. Ermeniler, bir ulusal azınlık olarak, tabii ki ulusal bir topluluk durumundadırlar. Lazlar ve Çerkesler de öyle. Diğerleri de. Ancak Türkiye’de, bunca çeşitliliğin ortasında, Türklerle Kürtler, biri egemen diğeri ezilen olmak üzere iki ayrı ulusturlar. Türkiye, iki uluslu ve çok sayıda ulusal topluluktan oluşan çok uluslu bir ülkedir.
Öyleyse, çok sayıda ulusal topluluğa sahip olmamız kuşkusuz bir zenginliktir; ancak bu zenginliğin Türkiye’de yalnızca iki ulus bulunduğunu örtmenin dayanağı haline dönüştürülmesine karşı durmalıyız. Kürt sorununun, örneğin tıpkı Laz ya da Çerkes sorunu gibi ele alınabileceğini hiç kimse düşünmemelidir. Bu, Kürt sorununun, bugünkü kangrenleşmiş haliyle çözümsüz bırakılması anlamına gelecektir.
Tarih içinde şekillendiği haliyle de, bir toprak bütünlüğüyle iktisadi ve kültürel birliğe sahip oluşuyla da, yüzyılı aşan bir mücadele içinde oluşmuş ruhsallığıyla da, kuşku yok ki, Kürtler, geri kalan ulusal topluluklardan farklı bir yerde durmakta ve bir ulus oluşturmaktadırlar. Kürt sorununun çözümü de, ancak Kürtlerin diğer etnisitelerden farklı olan bu ayırt edici niteliklerine dayanmak zorundadır. Açıktır ki, Kürt sorunu, Çerkes sorunu benzeri bir yöntemle çözülemez.
Öyleyse olur olmaz yerde yapılan ve neredeyse bir “edebiyat” halini alan Türk, Kürt, Laz, Çerkes sıralamasından kaçınmak gerektir. Ulusal zenginliklerimize atıfta bulunurken, ulusal topluluklarımızdan söz ederken, evet. Ancak bunun ötesine geçilerek Kürt sorununun herkese yüklediği çözüm zorunluluğuna gözleri kapamanın aracına dönüştürüldüğünde, hayır.
Çünkü hepimiz bilmekteyiz ki, Kürtler, örneğin Lazların benimseyebildiği bir çözümü benimsememekte ve son ayağa kalkışları ve yüksek sesle hak talep edişleriyle, otuz yıla yaklaşan mücadeleleriyle kendilerine böyle bir çözümün dayatılmasına karşı çıkmaktadırlar. Bunda anlaşılmayacak şey yoktur ve dayanağı, Kürtlerin, tıpkı Türkler gibi, örneğin Lazlar ve Çerkeslerden farklı olarak bir ulus oluşturmalarıdır. Tabii ki tüm ulusal topluluklar açısından diller dahil tam hak eşitliği, etnik sorunun üstesinden gelmenin başlıca yoludur. Ama Kürtler bakımından, ulusal sorunun çözümünün bir olmazsa olmazı daha vardır ki, üstünden atlana atlana, sorunun kangren olmasına götürmüştür. Bu, bugünkü gibi ayrılmak istememeleri durumunda, ancak bölgesel özerklik olabilir.

evrensel.net
www.evrensel.net