AKP demokrasisi


28 Mayıs 2011 12:34

Geçtiğimiz aylarda yabancı portföy yatırımlarının ülkeden çekilmekte olduğunu vurgulamıştık. Özellikle hisse senedi piyasasında yabancı payının yüzde 8 dolayında gerilemesi yabancıların Türkiye’ye dönük risk algısının arttığının açık bir göstergesiydi. Son birkaç haftadır İMKB endeksinin uluslararası piyasalardan açık bir şekilde negatif yönlü ayrışması, yurtdışı endekslerdeki topyekün yükselişlere dahi cevap vermemesi ile bu durum daha da belirginleşti. Kimi yazarlar bu negatif ayrışmayı cari açıktaki artışa bağlasa da işin bununla sınırlı olmadığı artık aşikar.
Bir süredir ortalıkta dolaşan söylentiler yabancı fonların ve bankaların yaptırdıkları anketlerde AKP’nin anayasayı değiştirmek için gereken çoğunluğu bulamayacağı hatta koalisyonun dahi olası gözüktüğü yönündeydi. Bu söylentilerin bir kısmı basında yalanlansa da, Cuma günü JP Morgan tarafından yayınlanan rapor da bu söylentileri doğrular nitelikte.  
Yabancı sermayenin seçime dönük bu kaygısı -her ne kadar oldukça iddialı rakamlar telaffuz etseler de- AKP’liler tarafından da paylaşılıyor belli ki. Doğuda aldığı oyun batıda fire vermeden fazla ilerletilemeyeceğini gören, özellikle referandum sürecinde MHP seçmeninden gördüğü desteği bu seçimde milletvekiline dönüştürme hesapları yapan AKP’nin söyleminde milliyetçiliğin dozunu giderek arttırdığı göze çarpıyor. Önce Kürt açılımı sonra demokratik açılım olarak kamuoyuna pazarlanan, içeriğinin ne olduğu pek de belli olmayan açılım süreci en sonunda geldi “Kürt sorunu yoktur” noktasına dayandı. Açılımdan elde ne kaldı derseniz 10 bin yeni korucu kadrosu, Diyarbakır’a yeni cezaevi gibi “somut kazanımları” göz ardı etmek nankörlük olur elbet.
Ha bir de Alevi açılımı vardı. Seçime on beş gün kala bu açılım da en büyük meyvesini verdi. Medyanın diyanet işleri başkanının cemevini ziyaretini cilalayıp, parlattığı bugünlerde Erdoğan ise fırsat buldukça siyasi rakibinin Alevi kökenine dönük imalarda bulunarak bunu oya dönüştürmeye çalışıyor.
Görünen o ki, bizim liberallerin ve yetmez ama evetçi “solcuların” Erdoğan’a biçtiği demokrat kimliği birkaç numara büyük geldi. Oysa daha geçtiğimiz yaz beklentileri çok büyüktü. O günden bugüne bir yılın kısa bir bilançosunu çıkarırsak. Cezaevindeki BDP’li belediye başkanları ve siyasetçiler, tutuklanan gazeteciler, yumurtalı protesto nedeniyle gözaltına alınan, okuldan atılan öğrenciler, hükümete muhalif her türlü kesime polis tarafından gösterilen tahammülsüzlük,  İnternet’e uygulanan sansür, basılmadan yasaklanan kitaplar... Hükümet yanlısı medyaya bakarsanız tüm bu gelişmeler sivil siyasetin militer rejime karşı verdiği demokrasi mücadelesinin bir parçası. Hiçbir şey göründüğü gibi değil. Gazeteciler gazeteci değil, ya da sadece gazeteci değil. Tıpkı yumurta atan öğrenciler, tutuklu belediye başkanları, siyasetçiler, muhalif sendikacılar gibi. Hükümeti protesto eden tüm toplum kesimleri sivil siyaseti tekrar militer rejimin hegemonyası altına sokmaya dönük büyük bir komplonun parçası. Bir yanda demokrasi mücadelesi veren AKP, diğer yanda geri kalan herkes. Bilmem çizilen bu tablo size nasıl gözüküyor ama siyasi literatürdeki  karşılığının “demokrasi” olmadığı kesin.
***
Geçtiğimiz hafta medyaya yansıyan iki başlık burada ayrıca üzerinde durmayı gerektiriyor. Hatırlayacaksınız Başbakanın Roman çalıştayında parasız eğitim talebiyle pankart açan iki öğrenci tutuklanmıştı. 14 aydır cezaevinde tutulan öğrenciler için savcının beraat talebine rağmen  mahkeme heyeti tutukluluklarının devamı yönünde karar veriyor. Bu da yetmiyor, öğrenciler okullarından atılıyor. Ne için? Hepimizin savunduğu, ihtiyaç duyduğu, dile getirdiği anayasal bir hak talebini bir beze yazıp başbakanın önünde kamuoyuyla paylaşmaya cüret ettikleri için. İşte size AKP demokrasisi...
İkinci haber ise Dilovası’ndaki araştırmalarıyla sermayenin pervasız kâr arayışının bölgede çevre ve halk sağlığına verdiği zararı kamuoyuna duyuran Prof.Dr. Onur Hamzaoğlu ile ilgili. Bu çalışmaları karşılığında ödüllendirilmek bir yana, Hamzaoğlu hakkında araştırma sonuçlarını açıklayarak “Halk arasında panik yaratmak” suçuyla yargılanmak üzere soruşturma açılıyor. Kapitalizm ile demokrasinin, bilimsel özgürlüğün neden bir arada varolamayacağını göstermek için bundan daha iyi bir örnek olabilir mi?

evrensel.net
www.evrensel.net