25 Mayıs 2011 15:06

Parayı veren başkanı seçiyor

Paylaş

Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Dominique Strauss-Kahn’ın “taciz ve tecavüz girişimi”nden tutuklanarak hapse atılması, ardından görevinden istifa etmesi üzerine Avrupa’da hararetli bir şekilde yerine kimin geçeceği tartışılmaya başlandı. Pazarlıklar ve açıklamalara bakılırsa Avrupa ülkeleri, bu görevi başka bir ülkeye verme niyetinde değil.
Yoksul ülkelere krediler karşılığında acı reçeteler dayatan ve halkların daha fazla işsizlik ve yoksulluk içine itilmesine yol açan IMF, bu yönüyle aynı zamanda dünya ekonomisinin yönlendirilmesinde önemli bir uluslararası aktör olma özelliği taşıyor. Yüksek faizlerle verilen krediler ve bu kredilere bağlı olarak konular ağır şartlar, tıpkı Yunanistan’da olduğu gibi, neredeyse ülkenin bütün kamu kurumlarına özelleştirilme yoluyla el koymayı hedefliyor..
Bu bakımdan yoksul ve gelişmekte olan ülkelerinin sömürülmesi, ekonomilerinin kontrol edilmesinin aracı olan IMF’nin başına kimin geleceği önem arz ediyor.
Kurulduğu günden bu yana ABD ile Avrupa arasındaki anlaşma gereğince IMF’nin başkanlığına bir Avrupalı, Dünya Bankası’nın başına bir ABD’li getiriliyor. Bu prensip, Strauss-Kahn’ın yerine kimin seçileceği konusunda da belirleyici olacak.
Halbuki; dört yıl önce Strauss-Kahn bu göreve getirilirken, Avro Bölgesi Başkanı ve Luxemburg Başbakanı Jean Claude Juncker, “Strauss-Kahn, Avrupalılar adına IMF başkanlığına seçilen son kişi olacaktır” demişti. (Der Spiegel, 21/2011). Pek çok AB’li yetkili de bu görüşü desteklemişti.
Ancak, şimdi neredeyse AB’nin bütün kurumları ve yetkilileri yeni IMF başkanının mutlaka bir Avrupalı olması gerektiğini savunuyor. Gerekçe olarak da Yunanistan, Portekiz, İrlanda gibi ülkelerde ortaya çıkan “borçlanma krizi”nin ancak bu ülkeleri iyi bilen ve anlayan bir başkanla çözülebileceği getiriliyor.
Gerçi IMF başkanı, burjuva kriterleri bakımından da “demokratik” bir şekilde zaten işbaşına gelmiyor. IMF’de “demokrasi” tamamen paraya endeksli. Bütün işleyişi emperyalist devletler belirliyor.
Resmi verilere göre dünya genelinde 187 ülke IMF üyesi. Ancak her ülke eşit oy hakkına sahip değil. Oy ağırlığı, ülkelerin IMF bütçesine koyduğu sermayeye göre değişiyor.
En güncel rakamlara göre 750 milyar Dolar kredi rezervi olan IMF’deki oyların yüzde 32’sine 27 AB üyesi ülke, yüzde 16.7’sine ABD, yüzde 6’sına Japonya, yüzde 3,7’sine Çin ve yüzde 35.6’sına dünyanın geri kalan diğer 154 ülkesi sahip. Görülebileceği gibi; 27 AB üyesi ülkenin oy hakkı ile 154 ülkenin oy oranı neredeyse aynı.
AB ülkelerinin oyunun yüzde 5.9’u Almanya’ya, yüzde 4.8’i Fransa’ya ve yine yüzde 4.8’i İngiltere’ye ait. Her üç ülkenin oy oranını alt alta topladığımızda yüzde 15.5’e ulaşıyor. Geriye kalan yüzde 16.5’lik oy da diğer 24 Avrupa ülkesine ait.
Yani ABD ve Avrupa üçlüsünün (Almanya, Fransa, İngiltere) uzlaşması durumunda  geriye kalan 183 ülkesinin ne söylediği, kimi aday gösterdiği pek önem taşımıyor. Ama buna rağmen kalkınmakta olan ülkeler arasında yer alan Brezilya, Hindistan, Çin gibi ülkeler kimi itirazları dile getirerek, Avrupa dışından bir kişinin IMF’in başkanı olmasını talep ediyorlar.
Başkan seçimindeki paraya dayalı sistem, aynı şekilde bu emperyalist kurumun politikaların belirlenmesinde de etkili oluyor. IMF’ye kredi veren ülkelerin çıkarlarına göre hazırlanan acı reçeteler bu kurum eliyle dünya halklarına dayatılıyor ve sonuçta emperyalist ülkeler verdikleri paradan yine para kazanıyorlar.
Dolayısıyla, yarım yüzyıldan fazla bir süredir uluslararası sermayenin ekonomik politikalarını dünyanın geri kalan ülkelerine dayatan IMF’de bundan sonra, başkanın kim olacağından bağımsız olarak bir değişikliğin olması beklenmiyor. Avrupalı başkan konusunda ismi öne çıkarılan politikacı yine bir Fransız. Sarkozy’nin kabinesinde Maliye Bakanlığı yapan Christine Lagarde üzerinde AB ülkelerinin görüş birliğine vardığı ileri sürülüyor. Bu uzlaşma bozulmadığı taktirde Lagarde’nin seçilmesine kesin gözüyle bakılıyor.
Bu aynı zamanda IMF’nin başına ilk kez bir kadının getirilmesi anlamına da gelecek. Böylece Fransa da, IMF’ye en çok başkan veren ülke olma geleneğini sürdürmüş olacak. Son 48 yılda IMF’ye başkanlık eden Fransızların toplam süresi 36 yılı buluyor.
Pazarlıklar konusunda bu hafta uzun bir haber-analiz yayınlayan Der Spiegel dergisi, bu durumu, “Parayı Almanya veriyor, koltukları Fransa kapıyor” şeklinde özetledi. En son Horst Köhler’i IMF’ye başkan olarak veren Almanya’nın, o tarihten bu yana uluslararası kurumların yönetimine kadro vermemesi ya da verememesi Merkel Hükümeti’nin zayıf notlarından birisi olduğuna dikkat çekilerek, eleştiri konusu yapıldı.
Ekonomik ve mali gücüyle Avrupa’nın en büyüğü olan Almanya belki uluslararası kurumlara istediği gibi yönetici gönderemiyor olabilir, ama bu durum, söz konusu kurumlar üzerinde etkili olmadığı anlamına gelmiyor. Tam tersine, özellikle “Avro krizi” bağlamında IMF ve AB tarafından hayata geçirilen politikaların, dayatılan acı reçetelerin arkasında Almanya bulunuyor.

evrensel.net
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa