03 Eylül 2013 17:02

Kırk kere söyledin diye o, doğru olmaz

Paylaş

David Kelly’yi hatırlayalım. İngiltere’de Savunma Bakanlığına bağlı biyolojik silahlar uzmanı olarak çalışıyordu. Irak’ta kitle imha silahları konusunda bir araştırma yapıyordu. Bir gün, bir BBC muhabirine Blair Hükümetinin kitle imha silahları konusundaki dosyasının çok abartılı ve maniple edilmiş olduğunu söyledi. İngiltere ABD ile birlikte Irak’ı işgal etmeye hazırlanırken bir barda söylenmiş bu sözler Kelly’nin sonunu hazırlayacaktı. Çok geçmeden bilim adamı ölü bulundu; intihar süsü verilmişti. Basın bu konunun üzerine epey gitti ama Kelly’nin ölümünün “şüpheli” olduğunun ötesinde bir bilgi sağlanamadı. Gelişmelerin mantığı Blair Hükümetini işaret ediyordu, o ayrı. O zamanlar Kelly’nin vasat bir bilim adamı olduğunu söyleyen Dışişleri Bakanı Jack Straw ise daha sonra “ben Irak’a girilmesini onaylamasaydım Blair giremeyecekti” diye konuştu.
Suriye’de kimyasal silah kullanıldığı iddiası ortaya atıldığından bu yana, Irak işgalinin koşullarının nasıl hazırlandığını yeniden hatırlıyoruz. Hikaye çok bildik. Siyasetçilere, onlarla iş birliği halindeki bilim insanlarına, kanaat önderlerine defalarca tekrarlatılan bir şeyin nasıl kesin bilgi haline getirildiğini o zaman da görmüştük. Biraz insaflı birilerinin çıkıp “hayır öyle bir şey yok” demesinin bedelinin, sonradan yapılan itiraflardan, nasıl ağır biçildiği de anlaşılıyor. Irak’ta iddia edildiği gibi bir kitle imha silahı bulunmamıştı. Bu açık.
Böyle acıklı bir tarihten geçmişken Suriye’de sarin gazı kullanılmış olduğuna bile inanası gelmiyor insanların. Her şey düzmece olabilir çünkü. Suriye’nin kana bulanmasını isteyenlerin Irak’ta olduğu gibi “eve suç aleti” yerleştirme komplosu içinde olmadıklarını gönül rahatlığıyla kimse söyleyemez. Bu sebeple, çekimser devletler ikna olsun diye,  G20 Zirvesine elinde kan örnekleriyle gitmeye hazırlanan Erdoğan’ın durumu doğrusu çok hazin görünüyor. G20’nin 20’si de ikna olsa bile böyle numaralar halklar açısından inandırıcılığını çoktan kaybetti.
O 20’nin içinden bazılarının ayağında, basılınca ağrıyacak nasırı var. Girift çıkar çatışmaları içinde ateş topuna dönmüş bir bölgede müdahalenin sonuçlarının ne olacağını ince eleyip sık dokuyorlar. Bir eksikleri kan örnekleri olsaydı, yalanın bini bir para olduğu için hepsi kendi kanıtını yaratırdı… Düşünecekler, sonra dönüp halklarına bakacaklar. Bir kere Irak’ta yalan söylendiği ortaya çıktıktan sonra aynı kedinin aynı pilavı her zaman afiyetle yemeyeceğinin de farkındalar.
Son durumda Ortadoğu’yu önce ılımlı Müslümanlar-aşırılar, sonra Şiiler ve Aleviler, daha sonra daha az aşırılar ile en aşırılar arasında parçalamaya, sonra bunların her birini diğerine karşı kışkırtmaya çalışan bir politikanın bu bölme çıkarma işlemini kısmen başardığını görüyoruz. Ama bunun yan etkileri hiç de yabana atılacak gibi değil; ABD’nin daimi ekürisi İngiltere bu işte yokum cevabını verdikten, Almanya ben zaten yokum dedikten, Fransa kem küm ettikten sonra ABD için birazcık zaman kazanmak en mühim mesele haline geldi. Arkasında Irak ve Afganistan rezaleti, önünde tabut istemeyen halk var.
Davulun sesi uzaktan hoş gelirken besleme muhalefet iktidarı devirsin, bize yolu açsın diye düşünmek kolaydı bir vakit. Şimdi “Esadlı da olur” deme noktasına gelinmişken bile “sadece ve vallahi şöyle bir vurcaz, çıkcaz… Yatcaz kalkcaz Suriye tamamdır” taahhüdü müdahale taşeronlarının tereddütlerini gideremiyor. Zahmete girmeden biri kalkıp Suriye’yi onlara ikram etse mutlu olacaklar neredeyse. Ama yok böyle bir şey.
 “Unutursam kalbim kurusun” diyen halklar ise Irak’taki ünlü işkence fotoğraflarını arşivlerden çıkardı. Bir halka, erkeklerini çırıl çıplak soyarak, kadınlarına tecavüz ederek zulmetmek, küçük düşürmek bütün dünyanın vican sızısıydı ve o sızı hiç kapanmadı.
Kitle imha silahı mı? Galiba biyolojik silaha, sarin gazına filan benziyor.
O halde, Suriye’den çekilen fotoğraflar Irak’takilere benzemeyecek.

evrensel.net
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa