Röntgenciliğin resmi tarihi


24 Mayıs 2011 11:39

Yeni Osmanlıcılar boy vermişken Osmanlı’nın siyasal yaşamına bakmamak olmaz. Hal böyle olunca Tarık Zafer Tunaya’nın “Türkiye’de Siyasal Partiler” kitabını yeniden okumaya başladım.
Kitabında “Meşrutiyetin ilk yıllarını özellikle sarmış olan hafiyelik, jurnalcilik sorunundan yararlanan Cemiyet, memurları tehdit etmiş ve ‘bilimum memurların cemaziyülevvellerini’ bildiğini ve en ufak kanunsuzluklarını kamuaoyuna açıklayacağını ilan etmiştir” der Tarık Zafer Tunaya. Kim için mi? Sözünü ettiği kurum Fedakaran-ı Millet Cemiyeti’dir. Ve devam eder Tunaya: “Santaj tertipleri Cemiyetin adını kullanan kişilerce de sürdürülmüştür. Cemiyet yıldırımları üzerine çekince bu gibi eylemlerle ilgisinin olmadığını belirtmiştir. Ne var ki kendisi de aynı eylemlerin kurbanı olmuştur.”
Bugüne gelecek olursak “resmi pornografi endüstrisi” duygusu uyandıran kaset skandallarının fedekaran-ı millet ajitasyonu eşliğinde yapılıyor diyebiliriz. Ne var ki Osmanlı tarihi hafiyecilik ve jurnalciliği içselleştiren oluşumların yine aynı yöntemlerle sonlandırıldığını hatırlatıyor. Tunaya’dan alntıladığım Cemiyet de ömrü en kısa olanlar arasında yer almış: Topu topu sekiz ay!
Devlet erkanından rütbeli bir şahsiyet “Kandil bizim için Biri Bizi Gözetliyor Evi gibi” derken kendi eski generallerinin aynı bakış açısı ile sekiz ay içinde tutuklanacağını sanırım hissedememişti.
Şimdilerde ise siyasete ‘pornografik’ yaklaşım kendi doğal sekiz ayını bekliyor. Mevcut koşullarda kim resmi nikahlı eşi ile cinsel yaşamının gizli kameralar ile internet ortamına düşmeyeceğini garanti edebilir ki? Üstelik siyasetçi olmak gerekmiyor. Ya da umumi tuvalet görüntülerinizin yayınlanmayacağının garantisi var mı? Sanırım mideniz bulandı ama acele etmeyin derim. Doksanlı yıllarda gece kulüplerinin tuvaletlerinde ardı sıra gelen eroine bağlı ölümlerden sonra dönemin Emniyet yetkililerinin tuvaletlere kamera konulması önerisini hatırlyor musunuz?
Hatırlamayanlar için güncel bir haber daha: “İstanbul’da 360 derece dönene mobesa kamerası apartman sakinlerinin şikayetine neden oldu. Artık yatak odalarımız dahi gözetleniyor.”


Afişlerdeki sağlık

Seçim sathında ortalık afişten geçilmiyor. Bu telaşla kimi zaman afiş kahramanları kendilerini de “afişe” etmiş oluyorlar.
Geçen hafta sonu tıbbi bir kongre nedeni ile Antalya’daydım. Ücretli bilbordlar AK Parti ve doğallığında parti başkanları R. Tayyip Erdoğan afişleri ile işgal edilmişti adeta. Esas propaganda sağlık alanı üzerinden kurgulanmıştı.
Afişlerden birisinde sayın başbakan fotoğrafı eşliğinde yurttaşa “istediğim hastaneye gidebiliyorum” dedirtilmişti. Sahi gidilebiliyor mu? Peki muayeneleri ücretli kılan kim? Eğitim hastanelerinde 8 TL, özel hastanelerde 15 TL ne oluyor?
Bir başka afişte başbakan yanında vatandaş fotoğrafında yer almanın bedeli “ilaçları istediğim eczaneden alabiliyorum, üstelik yüzde 80 daha ucuza” demek oluyordu. Sahi ilaçları artık yüzde 80 daha ucuza alıyorsak öncesindeki fahiş fiyatın sorumlusu kim?
İlaç denince kanımca AK Parti’nin yumuşak karnı olsa gerek diye düşünüyorum. Hatırlarsanız SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na devri sonrasında trilyonlarca liralık ilacın satışı yasaklanmış, bir kısmı depolarda çürütülmüştü. Sonrasında kimi ilaçlar Kızılay aracılığı ile zengin dindarlara yani hacılara ücretsiz dağıtılmıştı. Yine arta kalanlar ücretsiz olarak Genelkurma’ya devredilmiş ve Kürt köylerinde kullanılması hedeflenmişti.
Demek istediğim sağlığı öne çıkaran AK Parti’nin belki de Aşil’i sağlık. Yeter ki farkındalığımızı ortaklaştıralım.
Sağlıcakla kalın!

evrensel.net
www.evrensel.net