Susarak nereye kadar?


24 Mayıs 2011 11:38

Hani 1 Mayıs’tır, işçilerle ilgili bir kutlama filan yapılmaktadır da müftülük de “gündeme yabancı kalmama” adına, “Cuma hutbesini” bu konuya ayırır, işçiyi de işvereni de öven, suyuna tirit bir hutbe okutur! Ve her ne kadar “Dinin, hutbe yoluyla işçi ve patron arasındaki ilişkiyi sulandırma gibi bir görevi mi var!” diye itirazınız olsa da özel bir art niyet aramazsınız; “Bir bu kalmıştı karışmadığınız” diye homurdanıp geçerdiniz.
Ama patron bir anda, sendikaya üye oldukları gerekçesiyle ya da başka bir gerekçiyle işçileri kapının önüne koymuş; işçiler de hakları için direnişe geçmişse böyle günlerinde ”Cuma hutbesi”nde imamlar, “patron kârını azaltmak amaçlı grev ve benzeri eylemler dinen günahtır” diye hutbe okursa; açıktır ki artık böyle bir hutbe “homurdanarak” geçiştirilemez.
Düzce Müftülüğü’nün yaptığı aynen böyle olmuştur.
Düzce’de Mas-Daf Pompa AŞ’de çalışan 120 işçi, DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikası’na üye oldukları gerekçesiyle işten atılmışlar. İşçiler 2011 Nisan ayı başında tazminatsız olarak işten çıkarılmış ve o günden sonra da patrona karşı mücadeleye girişmişlerdir. 2011 Nisan ayının son cuma günü ise Düzce Müftülüğü tüm camilerde “İşi gereğinden fazla yavaşlatmak ve işyerine zarar vermek, kârı ve kârlılığı azaltıcı davranışlarda bulunmak çalışanı ağır dini mesuliyet altına sokar” diyen bir hutbe okutmuştur. Ve basanda Evrensel dışında da bazı gazetelerde haber olmasına karşın, aradan geçen bir aya karşın, “Böyle bir hutbe nasıl okunur; bu işçilerin hakkına tecavüz sayılır” diye ne hükümet cenahından ne de sendikalar ve konfederasyonlardan bir tepki gelememiştir.
Haberin ayrıntısını Evrensel okurları biliyorlar.
Bu haberler sorulabilecek soru çok. Ama ilk akla gelenleri sıralayalım:
-Peki böyle, işçilerin patronlarına karşı mücadele ettikleri bir zamanda devletin bir kurumu olan müftülüğün böyle dünyevi konularda, hem de zaten güçlü olan patrondan yana taraf olması doğru mudur?
-Böylece din, patronla işçi arasındaki mücadelede açıkça patrondan yana tutum almış olmaz mı?
-Eğer imamlara; böyle değil de, “İşçinin hakkını vermeyen patrona karşı işçinin grev vb yollarla direnme hakkı vardır” diye işçileri destekler bir hutbe okunsaydı, bugün o müftülüğün, müftüden başlayarak görevlileri hakkında, “dini günlük amaçlarla istismar etmekten” soruşturmalar çoktan açılmış olamaz mıydı?
-Eğer işçiler; “Böyle, patrondan yana hutbe okuyup mücadelemizi baltalayan patron yanlısı imamların arkasında namaz kılınmaz” diyerek içlerinden birini imam yaparak ayrı bir Cuma namazı kılmaya kalksalar (Diyarbakır’da AKP propagandacısı görevi verilen imamların arkasında namaz kılmayı reddeden Kürtler gibi) haklı olmazlar mıydı?
Soru çok elbette!
Bu soruların yanıtlarını Evresel okurları büyük ölçüde biliyorlar da.
Yine okurlarımız; sonuçta laisizmle açıkça çelişse bile AKP Hükümeti’nin patron yanlısı bir “hutbe” hakkında “Nasıl böyle bir şey yapılır?” diye soruşturma açmak yerine ilgilileri teşvik eden bir tutum alacağını da biliyorlar. Çünkü AKP Hükümeti’nin imamlara, din adamlarına son talimatı; “Dinin toplum yaşamındaki yerini artırmak için daha çok çalışmaları”dır!
Bunlar, açıkça yasasızlık, pervasız bir işçi düşmanlığı olsa da ne Diyanet’in ne de hükümetin tutumu yadırgatıcı değildir. Burada asıl yadırgatıcı olan işçilere, ondadan da öte işçi sınıfına sendikal mücadeleyi yasaklayan bir girişime karşı sendikalardan hiç bir ses hiçbir itiraz gelmemesidir. Oysa okunan hutbe, sadece Birleşik Metal-İş üyesi işçilere değil tüm işçilere patronlara karşı mücadele etmeyi “dinen” yasaklamaktadır.
Eğer sendikalar bu sessizliği sürdürürse camiler ve din sadece Kürtlere karşı değil emek mücadelesine karşı da bir silah olarak kullanılacaktır. Devri AKP’nin bir özgünlüğü de budur.

evrensel.net
www.evrensel.net