Birleşik Avrupa mı dediniz?


18 Mayıs 2011 11:18

Avrupa Birliği (AB) ülkeleri, “ortak vizyon” olarak belirlenen ekonomik, siyasi ve kültürel alanlarda “tam birleşme”den söz ederken, hatta bu yönde adımlar atarken öte yandan “ortak vizyon” için atılan bazı adımlarda bölünme, parçalanma ve gerileme her geçen gün kendisini daha net bir şekilde ortaya koyuyor.
Kapitalist sistemde, ülkeler arası rekabetin ve pazar paylaşımının eskisi kadar şiddetli olmadığını savunanlar, AB’de serbest dolaşım, ortak para birliği ve ortak anayasa yönünde atılan adımları buna kanıt olarak gösterdiler ve sürecin kesintisiz bir şekilde devam edeceğini savundular. Ne var ki, “ortak vizyon” çerçevesinde Birleşik Avrupa Devletleri yapılanmasına doğru kimi adımlar atılırken, sürecin hiç de öyle kolay olmadığı ve olmayacağı görülüyor.
Nitekim geçen hafta serbest dolaşım ve avro konusunda yaşananlar bunun açık ifadesi. AB’nin küçük ülkelerinden Danimarka, aldığı bir kararla üye ülkeler arasında serbest dolaşımı öngören Schengen Anlaşması’nı rafa kaldıracağını, dolayısıyla sınırlarda kontrolleri başlatacağını ilan etti.Gerekçe olarak da suç olaylarıyla mücadeleyi gösterdi. Schengen Anlaşması’nın 23. Maddesi üye ülkelere “Kamu düzenini bozmaya, iç güvenliği tehdit etmeye yönelik durumlarda sınırlarını geçici olarak kapatılabileceği” yetkisini veriyor.
Zaten bu maddeye, NATO ve G-8 zirvelerini protesto etmek üzere düzenlenen protesto gösterilerini engellemek için sıkça başvuruldu. Yine, futbol karşılaşmaları sırasında olayların çıkmasını önlemek adına kimi zaman sınır kontrolleri yapıldı.
Serbest dolaşımın rafa kaldırılması konusu, Kuzey Afrika ülkelerinden gelen sığınmacılara karşı etkili önlemler alınmasını sağlayacağı gerekçesiyle Fransa ve İtalya tarafından da gündeme getirilmişti. Ancak, bunun süresiz bir şekilde -hem de somut bir tehdit olmadığı halde- rafa kaldırılmasını ilk kez Danimarka gündeme getirdi.
Bunun elbette Danimarka iç politikasıyla ilgili bir yönü bulunuyor. Çünkü, muhafazakar koalisyon hükümetini dışarıdan destekleyen faşist Halk Partisi, bir süre önce kabul edilen emeklilik reformuna, sınır kontrollerinin yeniden başlatılması şartı ile destek vermişti.
Önümüzdeki sonbaharda yapılacak genel seçimler öncesinde sürdürülen gerici propagandanın başında ülkenin yabancılar tarafından istila edileceği yer alıyor.
Her ne kadar AB Komisyonu ve tek tek ülkelerin liderleri Danimarka’ya “sert uyarılarda” bulunsa da öyle görünüyor ki zamanla pek çok ülkenin benzer uygulamaların altına imza atması sır olmayacak.
Dolayısıyla, “Birleşik Avrupa” yolunda önemli sembollerden birisi olarak kabul edilen serbest dolaşımdan artık eskisi gibi kolayca söz edilmeyecek ve aşamalı olarak Schengen Bölgesi daralacak. Benzer bir durum, “ortak vizyon”un en önemli ayaklarından birisi olan avro için de geçerli. Geçen hafta Lüksemburg’da yapılan gizli bir toplantıda avronun geleceği masaya yatırıldı. Alman basınında yer alan haberlere göre, bu gizli buluşmaya katılan Yunanistan Maliye Bakanı, iflasın içinde bulunan ülkesinin avrodan çıkmasını ciddi bir şekilde gündeme getirdi. Her ne kadar Yunanistan hükümeti ve AB yetkilileri, borç batağı içindeki ülkenin avrodan çıkması yönündeki haberlerin gerçeği ifade etmediğini ileri sürse de, uzunca bir süredir bu durum değişik düzeylerde konuşuluyor. Çünkü “Yunanistan’daki ekonomistlerin bir bölümü krizin başlamasından bu yana çare olarak avrodan çıkmayı gösteriyorlar ve ulusal paraya dönülmesi durumunda ülke ekonomisini rekabet gücünün artacağını savunuyor.” (Frankfurter Allgemeine Zeitung)
Dahası; AB ve IMF tarafından Yunanistan’a dayatılan şartların çözümden çok daha fazla borçlanma ve iflasın eşiğine sürüklenme olduğu bugün Avrupa basınında çok daha yüksek sesle ifade ediliyor.
İflastan kurtulma adına dayatılan acı reçeteler bugüne kadar Yunanistan’ı iyileştirmekten ziyade daha fazla hasta etti. İki yıl içinde borç açığı 330 milyar avroya çıktı. Aynı süre içinde büyüme oranı da yüzde -2’den yüzde -3.5’e düştü. Yine devlet tahvillerinin değeri de yüzde 16 azaldı.
Bu yüzden de AB ve IMF tarafından Yunanistan’a dayatılan “çözümlerin” amacının gerçekten ülkeyi borç batağından düzlüğe çıkarmak değil, tam tersine daha fazla borçlandırmak olduğu görülüyor.
Daha da önemlisi bu “reçete” İrlanda, Portekiz ve muhtemelen İspanya’ya da yazılacak ve onların kaderi de Yunanistan ile aynı olacak.
Dolayısıyla, yazılan reçetelerin çare olmadığını gören ülkelerin, tıpkı Yunanistan’ın gündeme getirdiği gibi, avrodan çıkmaları ya da çıkmak istemeleri çok uzak bir ihtimal görünmüyor.
Gelinen aşamada, “birleşik Avrupa”nın iki önemli sembolü olan serbest dolaşım ve para birliği önemli sarsıntılar ile karşı karşıya olduğunu gösteriyor ve AB’nin geleceğini biçimlendirmek isteyen ülkelerin, güçlerin bu süreçten önemli yaralar alacağı görülüyor.
Yara aldıkça da, emekçilerin kazanılmış ekonomik ve demokratik haklarına yönelik çok daha vahşi ve pervasızca saldıracaklardır. Bunun için de Avrupa’daki emekçilerin, demokratik güçlerin şimdiden hazırlıklarını buna göre yapması kaçınılmaz.

evrensel.net
www.evrensel.net