İş kazası değil seri ve toplu cinayet!


22 Şubat 2011 20:43

Son iş cinayeti serisi, 3 Şubat 2011’de OSTİM’de iki patlamayla başladı. Bu patlamalarda 20 işçi öldü; kırk dolayında işçi de yaralandı.
İkinci büyük katliam, 10 Şubat 2011’de Maraş-Elbistan-Çöllolar kömür ocağındaki göçükte yaşandı. İki ayrı göçükte (ilkinde 1 ikincisinde 10 kişi) toplam 11 kişi yaşamını yitirdi.
Üçüncü facia ise 17 Şubat 2011’de Batman’da, TPAO’nun Şelmo Petrol sahasındaki dolum tesisinde yaşandı; 3 işçi yaşamını yitirdi.
Burada söz edeceğimiz diğer bir “kaza” ise 19 Şubat 2011 günü ERDEMİR’de 1 işçinin ölümüne yol açtı.
Son iş cinayeti haberi ise, Siirt’ten geldi. 20 Şubat 2011 günü, Limak Holdinge bağlı çimento fabrikasının taş ocağında meydana gelen göçükte 1 işçi yaşamını yitirdi.
Bu her biri bir cinayet olan 5 vakada 36 kişi yaşamını yitirdi; pek çok işçi de yaralandı. Her bir olayı, ötekinden bağımsız bir “iş kazası” sayarsak, her bir olay için farklı gerekçeler gösterilebilir. Çoğu zamanda böyle yapılmakta; her olay kendi başına bir “kaza” sayılarak, genellikle, “işin doğasında saklı bir kader” olduğu öne sürülerek kapatılmaktadır. Eğer kurbanların yakınları sorun çıkarmak isterse, araya avukatlar sokulup; bir miktar parayla yoksul işçi aileleri baştan çıkarılıp, oğullarının ve kızlarının katillerini bir avuç para uğruna affetmenin dayanılmaz ağırlığı altına itilmektedirler. Böylece olup biten resmen de “yapılmamış” hale getirilmektedir.
Oysa gerçek tamamen tersidir: Bütün bu kaza denilen cinayetlerin  arkasında; işçinin iş güvenliği ve sağlığı için yapılan her masrafı kârının azaltılması olarak gören patronların ve hükümetlerinin; işçi emeğini en ucuza kapatmak için aldığı önlemler vardır. Ve bu politika sadece patronların değil sermaye hükümetlerinin de ekonomi politikası merkezine kaydırıldığı için “iş kazaları” iş cinayetlerine dönüşmüş bulunmaktadır. Bu yüzden de onca iş cinayetine karşın; alınmayan önemlerin neler olduğu, hangi önlemler alınırsa aslında iş kazası diye bir şeyin olmayacağına dair pek çok rapor, sempozyum, bilimsel çalışma yapılmasına karşın; ve herkes hangi önlemler alınması gerektiğini bilmesine karşın iş cinayetlerinin giderek artan biçimde sürmesi, sermaye güçlerinin politikası doğru anlaşılmadığında, elbette anlaşılır değildir.
Bugün gelinen yerde sorun “kazalar”ın önlenemez olması değil; önlenmesi için gerekli yatırımların yapılmaması, en ilkel ve çok küçük meblağlarla yerine getirilebilecek önlemlerin bile alınmamasının nedeni; hükümetlerin  de artık işçi sağlığı ve iş güvenliğine dair her tür denetimi kaldırmış olmasıdır.
Onun içindir ki; asıl sorun zaten işçi sağlığı ve iş güvenliği için gerekli önlemlerin bilinmemesi değil, bu önlemleri denetleyecek işçiden yana davranacak mekanizmaların olmamasıdır.
Burada tek dayanak ise iş yerinde “işçi sağlığı ve iş güvenliği komitelerinin kurulması”, işçilerin bu komite üstünden iş yerini denetlemesidir. Bu komiteler, iş yerinde sendika örgütünün olup olmadığına bakılmaksızın, sendikalar, TTB, TMMOB gibi işin teknik-bilimsel boyutunun bilgisine sahip kurumlarla da sıkı ilişki içinde işçilerinden oluşan komisyon, iş yerini denetler duruma gelebilirse; toplusözleşmelerde iş yerinin özgülüne dair alanla ilgili taleplerin yerine getirilmesinde gerekli inisiyatif kullanırsa; raporlar, sempozyumlar, eğitim toplantıları, … bir boş laf, gevezelik ya da bürokratik yazışmalar arasında gerçeklerin üstünün örtüldüğü girişimler olmaktan çıkıp; işçinin aydınlatılmasının, iş yerlerinde iş cinayetlerinin önlenmesinin yoluna girilebilir.
Çünkü günümüzün teknolojik gelişmeleri içinde “iş kazası” diye bir şey yoktur. Sadece işçinin dalgınlıkla yaptığı bir yanlış hareketten dolayı olanlar iş kazası sayılabilir. Bunun dışında tüm öteki nedenler, teknik önlemlerle ortadan kaldırılabilirdir ve bu önlemler alınmadığı için gerçekleşen her kaza aslında kaza değil iş cinayetidir.
Önceki gün gazetemizde yer alan “Cinayetin belgesi” haberinde de gördük ki, “göçük” gibi geniş bir alandaki bir toprak kayması bile önceden bilinip (Ki çok önceden bu tespit edilmiş, ilgili makamlar uyarılmış), gerekli önlemler alınırsa orada ölen ve yaralanan insanların olmayacağı ortadadır.
Sorun gelip aynı yere düğümlenmektedir. Bu iş cinayetlerin nerden kaynaklandığı ve nasıl önlenebileceği bilinmektedir. Tek sorun bu önlemleri aldıracak işçi gücünü oluşturmak  yerine; bu önlemlerin sermayeden beklenmesidir.

evrensel.net
www.evrensel.net