Tehdit mi uyarı mı?


16 Mayıs 2011 03:59

Başbakan seçim meydanlarında; “Biz 2023’ten söz ediyoruz. Onların bizim yaptıklarımıza hayalleri bile ulaşmaz!” içerikli konuşmalar yapıyor. Şu kadar ulusal gelir, bu kadar ihracat, şu kadar yol, bu kadar “kanal” diye konuşuyor.

İş politikaya gelince Başbakan ve partisinin stratejisi daha da sertleşiyor. Demokrasi ve özgürlükler konusunda çıtayı; yazılmamış kitapları toplatmaya, insanlık anıtlarını tekbirle yıktırmaya, gazetecileri, yazarları cezaevlerine atmaya vardırmış olan AKP Hükümeti, grev yapmak isteyenleri “deli gömleği giymiş kişiler” olarak “teşhir” ederek özgürlüklerin sınırını çiziyor.

Hele söz konusu olan Kürt sorunu gibi, bir yandan çözümünü gelip dayatan, öte yandan da demokratik çözüm için kendi seçeneğini (talepleriyle ve eylemleriyle) ortaya koymuş bir güç oluşturan bir sorun karşısında ise sadece AKP değil öteki sermaye partileri de tam birlik içindeler.

Ve AKP etrafında birleşen bu güçler, Kürt sorununa demokratik çözüm isteyenleri, sadece eleştirmiyor; açıkça terörizme destek vermek ve bölücülükle suçluyor. Bu koro, suçlamalarını; “ya bu sorun çözülür ya da “iç gerilimler artar”, “iç savaş çıkabilir”, “Türkiye bölünebilir”, “bu sorun çözülmezse dış müdahaleler artar ve etkili olur” diyenleri  “Bakın bizi tehdit ediyorlar” diye ortalığı yaygaraya veriyor.

Ve sorun Kürt sorunu olduğunda Başbakanın şefliğinde oluşturulan koroya; CHP, MHP gibi sözde muhalif partiler, her türden şoven milliyetçi çevre, basında AKP’nin ekonomi ve özgürlüklerle ilgili politikalarına karşı çıkanlar da dâhil, ne yazık ki geniş bir kesim de katılıyor. Eğri oturup doğru konuşacak olursak;

- Kürt sorunu çözülmez ve bugünkü gibi sürerse; çatışmalar yeniden başlamaz mı?

- Çatışmalar yeniden başlar, Kürt ve Türk gençlerin cenazeleri yeniden evlerine gelmeye başlarsa (şimdi kısmi çatışmalarda yaşamını yitirenlerin cenazelerinin de sorun olmaya başladığı dikkate alındığında) zaten hassaslaşmış olan pek çok bölgede Kürt ve Türk nüfusta birbirlerine karşı oluşan tutumlar daha da sertleşmez ve küçük kıvılcımların büyük yangınlara yol açması kaçınılmaz olmaz mı?

- Kürtlerin “iki dillilik”, “ana dilde eğitim”, “özerklik”; “operasyonların durdurulması”, “siyasi bir genel ve ayrımsız af” gibi taleplerle başlattıkları sivil itaatsizlik genişleyip daha geniş kesimlere yayılmaz mı?

- Ortadoğu’da gelişmelerin bu ölçüde sıcaklaştığı, bölgeyle emperyalist müdahalelerin arttığı ve daha da artacağının herkesçe görüldüğü koşullarda Kürt sorununun çözülmemiş olması Türkiye’yi "bölmek isteyen güçler"in ekmeğine yağ sürmez mi?

Bu sorulara; “hayır böyle olmaz”, “bunlar uydurmadır”; “Memleket Başbakan Erdoğan’ın çizdiği kadar pembe”dir yanıtı verilebilir mi? Koşullar gerçekçi bir biçimde değerlendirildiğinde; “Kürt sorununa barışçı ve demokratik bir çözüm bulunamazsa; Kürtler ve Türklerin gönüllü birliğini sağlayacak adımlar atılmazsa Türkiye’de çatışmalar büyür, ülke bölünme tehdidi altına girer” demek hükümeti, devleti tehdit etmek midir yoksa gerçekler ifade eden bir uyarı mıdır?

Aklı başında herkes bilir ki bu bir “uyarı”dır. “Bu tehdittir” diyenler Türkiye‘yi sevenler değildir. Tersine süreci sertleştirip bundan rant sağlayabilecek tek parti ise AKP’dir. Çünkü Kürt sorunu sorun olmaktan çıkarsa, Kürtleri yedekleyeceği bir gerekçesi kalmayacaktır.

“Tehdit ediyorlar” korosuna katılan MHP ve CHP de AKP’nin değirmenine su taşıyor. Tıpkı son 10 yıldır, Kürt sorununu çözüp ülkenin demokratikleşmesi doğrultusunda adım atmak yerine, AKP’nin iktidar olmasının temeli olan yüzde10 barajını savunmaları gibi. “Kürt sorunu çözülsün yoksa iç savaş çıkar”, “Türkiye bölünmeye gider” demek bir tehdit değil, gerçeğin kendini açıkça ifade etmek, AKP’nin iktidarını güçlendirmek uğruna girilen yoldaki tehlikeye işaret etmektir. Kaldı ki, bugüne kadar bu “tehdit ediyorlar” denilen kesimin söyledikleri hep doğru çıkmıştır. Buna karşın ırkçı, şoven güçlerin, seçim cambazlarının, sorundan rant sağlayanların “kolay çözümlerinin”, “ezelim, çözelim” diyenlerin, “pembe” tonlu yaygaraları boş çıkmıştır. Sorunun bu hale gelmesinin baş sorumluları da bu politika erbabıdır!

Eğer “gerçekler” tehdit olarak algılanır, ondan kaçılırsa, gerçek, devrimci olduğunu gösterecek, yalancıların, eyyamcı politikacıların, palavracıların ipliğini pazara çıkaracaktır!

evrensel.net
www.evrensel.net