Federatif sistem batıdan mı başlatılıyor!


15 Mayıs 2011 10:46

Avrupa’da hiçbir kentin bir İstanbul ya da bir Meksiko City kadar büyük olduğu görülmez. 10 milyon ve üzerindeki kentlerin, bazı sosyo-ekonomik koşullara bağlı olarak, genellikle geç kapitalistleşme yoluna girmiş ekonomilerde görüldüğü bir gerçektir. Nüfusun büyük bir bölümünün bir kentte ya da bir bölgede toplanması, siyaset ve ekonomi açısından övünülecek değil, yerinilecek bir durumdur. Zira, böylesi dengesiz patolojik büyüklükler plansız programsız ve yanlış ekonomi politikalarının kaçınılmaz sonucudur. Bazı kentlerde veya bölgelerdeki hızlı ve anormal nüfus yığılmaları kentsel hizmetlerin aksamasına ve maliyetlerin yükselmesine yol açar. Böylesi devasa boyutlara ulaşan kentsel alanların merkezi devlet yönetiminde de ağırlığı artarak, merkezî kaynak ve hizmetlerin ülke sathında hakça dağılımını da engeller. Kısacası, anormal büyük kentler sağlık değil, tam tersine sağlıksızlık göstergesi olduğundan, bunların daha büyütülmesi yoluna değil, tam tersine, nüfusun ülke sathında dengeli dağıtılması yoluna gidilmelidir.
İstanbul, böyle bir tablonun içine rahatlıkla oturmaktadır. Nitekim, kent içinde bir yerden başka bir yere gidiş nerede ise tam bir günü aldığı gibi, sabah ve akşamlara işe gidiş ve işten dönüş trafiklerinin tam bir çileye dönmesi bir yana, ekonomiye çok büyük maliyetler yıktığı da ortadadır. İstanbul’un böylesine devasa boyutlara ulaşması, tersinden bakılınca, diğer kentlerin göreli olarak güçsüzleştiği anlamına gelmektedir. Denizaltı ve denizüstü karmaşık ve maliyetli kara yolu sistemleri ile kent içi ulaşımı rahatlatılmaya çalışılırken, aynı anda, kara taşımacılığının da desteklenmektedir. Bu süreçte, bir süre sonra bu yollarında yetmeyeceği, hatta daha şimdiden yetmediği gerçeği ise tam anlamı ile göz ardı edilmektedir. Raylı sistem taşımacılığı ihmal edilirken, aslında fevkalade maliyetli hava taşımacılığının da desteklenmesi tam bir israf olarak görülmelidir. Kapitalizmin kışkırtmalarına ilaveten, mantıksız politikacılar tarafından demiryolunun komünizm işi olduğu dahiyane görüşünün yaygınlaştırılarak, maalesef, kurala girmekten sıkılan halkımıza da hoş gelerek karayolu taşımacılığının öne çıkartılması, Anadolu kentlerinin merkezlerle iletişiminin gereği kadar gelişmemesine yol açmıştır.
İstanbul’da iki kent daha oluşturuluyormuş. Proje gerçekten çılgın, ancak akıl doğrultusunda çılgın değil! Proje çılgın, çünkü, proje akla, mantığa ve ekonomiye uygun değil! Bir yandan İstanbul’un düzensiz yapılanmasında olası depremde meydana gelebilecek can kaybının önlenmesi, diğer yandan da yeni kanaldan geçiş yapacak gemilerden sağlanacak gelir çılgın projeye gerekçe olarak gösterilmektedir. İkisi de sudan ve temelsiz gerekçelerdir. Evet, İstanbul’da binaların çoğu depreme dayanıklı değildir, ama bunun yolu herhalde kent sakinlerini başka bir alana taşımak olmasa gerek. Diyelim ki, gerçekten yeni yapılan bölgelere kentin merkezindeki çürük binalarda oturanlar yerleştirildi, bu durumda çürük binalar ve onların mekanları “ölü şehir” misali canlı müze haline mi getirilecek! Kaldı ki, olağanüstü imar faaliyetleri ile kentin büyümesi, ister istemez kente yeni girişleri kamçılayacak ve kent nüfusu ülke nüfusunun dörtte birini oluşturur düzeye gelebilir. Böyle bir gelişmenin önüne de, ne ekonomik önlemlerle ne de siyasal programlarla kimse geçemez. Yeni kanala gelince, 150 metrelik kanal genişliği koşulu altında, yapılan hesaplara göre günde 4 veya 5 geminin ancak geçebilmesi durumunda işin maliyetinin dahi kotarılabileceği kuşkulu görülmektedir.
Diyelim ki, proje gerçekleştirildi ve, merkez İstanbul olmak üzere, bu bölge nüfusun büyük bölümünü taşır duruma geldi. O zaman, kaçınılmaz olarak, siyasal çözüm gündeme gelecektir: Federal İdari Sistem! İstanbul merkezli bu bölgenin federe yapı biçimine dönüştürülmesi, merkezi yönetimde de değişikliğe yol açarak, federal yönetimin oluşturulmasına neden olabilir. Siyasiler böyle bir dönüşüm ve oluşumu istiyorlar ya da öngörüyorlar mı, bilmiyorum! Böyle bir şeyi şimdiden iddia etmek “öküzün altında buzağı aramak” olarak görülebilir. Böyle bir sistemi, emperyalizm ve içte burjuvazi ya da etnik farklılıklar üzerine siyaset oluşturma eğiliminde olan kesimler demokratik olarak isteyebilir, halkımız da bunu destekleyebilir. Çoğulcu demokrasi bağlamında bu ayrı bir meseledir. Ama eğer, siyasetçiler halkı ve tüm ilgili çevreleri kandırıyorlarsa ya da bilmeden bir sosyo-ekonomik raya doğru sürükleniyorlarsa, bunun tartışılması ve olasılı sonuçlarına göre karar verilip, icraata girilmesi gerekir. Bu açılım da çoğulcu, hatta siyasilerin pervasızca savunur gözüktüğü “ileri demokrasi” adına kesinlikle dikkate alınması gereken bir meseledir. Zira, böyle bir proje Anayasa yapmaya benzer, üzerinde ittifak olmasa bile nitelikli çoğunluğu gerektirir!

evrensel.net
www.evrensel.net