Cari açık alarm veriyor


14 Mayıs 2011 10:38

Geçtiğimiz hafta içerisinde açıklanan mart ayı cari açık rakamları her ne kadar seçime yaklaştığımız bugünlerde gündemde kendine yeterince yer bulmadıysa da ülke ekonomisinin alarm vermekte olduğunu gözler önüne sermesi açısından büyük önem taşımaktaydı. Mart ayı cari açığı 9.8 milyar dolar olarak açıklanırken, yıllık bazda da 60.5 milyar dolar ile rekor düzeye ulaştı. Açıklanan rakamın 1.4 milyar doları General Electric’in Garanti Bankasındaki hisselerinin satışından kaynaklandığı için bir kerelik olsa da, mevcut durumda hükümetin 2011 hedefinin tutturulamayacağı da bir gerçek. Son veriler ışığında 2011 yılı sonunda cari açığın 70 milyar dolar seviyesini aşacağını kolaylıkla öngörebiliriz. Bu rakam orta vadeli programda 780 milyar dolar olarak tahmin edilen 2011 yılı GSYİH’sının yüzde 9’u gibi bir orana denk geliyor. Böylece AKP 2010 yılındaki yüzde 6.8’lik cari açık rekorunu da epeyce geliştirmiş olacak.
Uzunca bir süredir bu köşeden AKP iktidarının yüksek TL kuruna bağımlılığına ve bunun uzun vadede sürdürülemeyeceğine dikkat çekmekteyiz. Son cari açık rakamları yolun sonuna gelinmekte olduğunu gösteriyor. Yabancıların son dönemde özellikle hisse senedi piyasasındaki satışları da bu kaygıyı yansıtıyor. İMKB’de yabancı payı 2010 yılı ekim ayı içerisinde yüzde 68.5 dolayında seyrederken o günden bugüne istikrarlı bir biçimde yüzde 62.7 seviyelerine kadar geriledi. Bu çıkışın ne oranda yaklaşan seçimlerden kaynaklandığını söylemek elbette zor. Ne var ki,  para çıkışının geçtiğimiz yılın son aylarından itibaren hız kazanması siyasi istikrara dönük kaygılardan ziyade ekonominin sürdürülebilirliğine dair kaygıların ön plana çıktığını gösteriyor.
Geride kalan haftanın bir diğer önemli başlığı ise Avrupa ülkelerinde hareketlenen enflasyona dönük endişelerdi. Önce Trichet, avro bölgesinde enflasyonist bir tehlikeye karşı uyarılarda bulundu. Sonrasında ise İngiltere Merkez Bankası yıl içerisinde enflasyonun yüzde 5’e tırmanabileceğini belirtti. Bu gelişmeler Avrupa’da geçtiğimiz nisan ayı içerisinde başlayan faiz artırımlarının önümüzdeki dönemde süreceğine dair beklentileri güçlendirirken, İngiltere’nin de faizleri arttırmaya başlayacağı tahmin ediliyor.
Gelişmiş ekonomiler birbiri ardına faizleri yükseltmeye başlarken gözler ABD’ye dönmüş durumda. FED Başkanı Bernanke bugüne değin düşük faiz politikasına dair kararlığından taviz vermese de, FED’in bölgesel başkanlarından yükselen çatlak sesler yılın son çeyreğine doğru faiz artırımının gündeme gelebileceğini gösteriyor.
Bu gelişmeler ışığında seçimlerin haziran ayına denk gelmesi hükümet açısından büyük şans gibi gözüküyor. Yıl içerisinde sık sık gündeme gelen ama seçim sonrasına bırakıldığı dile getirilen not artırımı beklentisi rekor cari açık karşısında rafa kalkabilir. Bu durum Avrupa ve ABD’den gelecek muhtemel faiz artırımları ile birleşirse döviz kurunda yukarı yönlü sert bir hareket de kaçınılmaz olacaktır. Şirketlerin finansal yükümlülükleri içerisinde döviz kredilerinin tuttuğu ağırlıklı yeri düşünürsek, borçların çevrilmesinde büyük sıkıntı yaşanacak, şirket bilançolarındaki bozulma yabancı portföy yatırımlarının da çıkışını beraberinde getirecek kurdaki yükselişi besleyecektir. Kur istikrarının ortadan kalktığı bir ortamda enflasyon da kontrolden çıkacaktır.
Yukarıdaki senaryo kimilerine fazla kötümser gelebilir. Özellikle AKP iktidarının ekonomik performansının olabildiğince parlatılmaya çalışıldığı bu günlerde. Türkiye ekonomisinin yapısal sorunlarının bu süreçte derinleştiği bir gerçek. Tarımda, hayvancılıkta dahi dışa bağımlılaşan, teknolojik ve enerji bağımlılığı artan, günden güne büyüyen dış ticaret açığını özelleştirmelerden kaynaklı döviz girişi ile, sıcak para ile fonlayan bir ekonomik yapı. Böylesi kırılgan bir ekonominin uzun vadede sürdürülebilir olmadığı, yaratılan balonun çok geçmeden patlayacağı ortada. Tek bir soru işareti var o da: Ne zaman?

evrensel.net
www.evrensel.net