Birisi bize bu ‘ikili ittifak’ın gerekçesini açıklasın!


17 Mayıs 2011 03:36

Bu köşeden bugüne kadar, genel olarak kamu emekçilerin mücadelesiyle ve özel olarak da KESK ve bağlı sendikalarla ilgili pek çok yazı yazılmıştır. Bu yazıların kimisinde KESK’in tutumu eleştirilmişse de pek çok yazıda KESK’in tutumu desteklenmiş, KESK’in ve bağlı sendikaların güç kazanması gözetilmiştir. Bunu KESK üyelerinin olup biteni yakından izleyen kesimleri, hata bu köşede yazılanlardan pek hoşlanmayanlar da bilirler.

Bu “bilinmiş” tutuma da sığınarak, emek ve demokrasi mücadelesinin böylesi kritik bir döneminde yapılan Eğitim Sen’in Genel Kurulu sırasında bazı gerçeklere değinmek bir zorunluluk olmuştur.

‘İKİLİ İTTİFAK’ NASIL OLDU?

Son haftalardaki gelişmelerden anlaşıldığına göre, Eğitim Sen, 8. Olağan Genel Kurulu’na, Devrimci Sendikal Dayanışma (DSD) ve Demokratik Emek Platformu (DEMEP) “ikili ittifakı” ile oluşacak bir yönetimle giriliyor. Öyle görünüyor ki, bu iki grup, kendi dışlarından gelecek birer kişi ile bir kaç takviye alarak oluşan bir yönetimle, Eğitim Sen gibi KESK’in en büyük, en çok sorunu olan sendikasını önümüzdeki üç uzun yıl boyunca yönetmeyi amaçlıyorlar. Sadece Eğitim Sen de değil, bu “ikili ittifak”ın, SES ve KESK’i de önümüzdeki üç yıl boyunca yönetecek yönetiminin bileşimi konusunda anlaştıkları da biliniyor.

Tabii “ikili ittifak” deyince, tüm yönetimlerinin bu iki grubun taraftarlarından oluştuğu anlaşılmıyor. Onlar kendi aralarında anlaştıktan sonra, onların belirleyeceği koşulları kabul eden başka sendikal çevrelerden kişilere de “yönetimde yer verilmesi” de ittifakın kurallarından!

Ve bu yolla oluşturulan yönetimlerin önümüzdeki yıllarda bu sendikaları ve KESK’i yönetmesi bekleniyor. Burada, teknik bakımdan çok sorun yok görünür. Çünkü bu iki grubun ya da yanlarına alacakları bazı çevrelerle delege sayısı bakımından çoğunluğu sağlamaları (Delegelerin seçimi sırasındaki ittifaklar da mücadeleci sendikacılık açısından ayrıca tartışmaya muhtaçtır) mümkündür.

Kısacası, ortada seçim olduğuna göre delege sayısı önemlidir ama, en az onun kadar önemlisi de böyle bir bileşimin Eğitim Sen gibi bir sendikayı önümüzdeki dönemdeki badirelerin üstesinden gelerek, üstleneceği görevleri başarıyla yerine getirmesidir. Delege sayısı bu temel amaçla uyumluysa anlamlıdır.

EĞİTİM SEN VE KESK HANGİ SORUNLARLA YÜZ YÜZE?

Çok açıktır önümüzdeki dönemde sendikal hareket hem emek mücadelesi hem de demokrasi mücadelesi bakımından ciddi görevlerle karşı karşıya olacaktır. Bu görev ve sorunları şöyle sıralayabiliriz:

1) Halk isyanları yayılıyor: Tunus’ta yılın başında patlak veren halk isyanları, Suriye’ye kadar uzanmış, Türkiye’nin sınırlarına dayanmıştır. Ve bu gelişme sadece halk isyanı değil ona müdahale eden ve bu hareketleri yedeklemek isteyen emperyalist müdahaleyle birlikte ilerlemektedir. Türkiye NATO ittifakında yüklendiği görevle, şimdi bir yandan halk isyanlarını söndürme öte yandan da emperyalist müdahalenin maşası olarak hareket etmektedir. Ve bu hareketlenmenin Türkiye’de zaten uzun yıllardır yanan Kürtlerin mücadelesinden etkilenmemesi ve onunla etkileşmemesi olanaksızıdır. Bölgedeki nüfusun etnik yapısı ve dağılımı ile de birleşen sorunlar dikkate alındığında Suriye’ye müdahale İran’a Lübnan’a, Filistin’e, Hamas’a, Hizbullah’a müdahaledir. Öteki gelişmelerle dikkate alındığında Türkiye’nin bütün çatışmaların merkezine doğru itildiğini ve sürecin Kürt sorununun çözümüyle de birleştiğini görmemek aşırı saflık olur.

2) Kürt sorunu ve demokrasi mücadelesi: Kürt sorunu başta olmak üzere demokrasi mücadelesi de; ya ilerlemek ve sorunun demokratik çözümünde yeni mevziler elde etmek durumundadır ya da AKP ve düzen güçleri Kürt ulusal mücadelesini ezecektir. AKP ve sermaye partilerinin tutumu dikkate alındığında; “Ana dilde eğitim hakkının tanınması”, “Özerklik”, “Genel siyasi af”, “Operasyonlara ve tutuklamalara son verilmesi” gibi taleplerle sivil itaatsizlik eylemleri, seçimlerden sonra daha da genişleyecek görünmektedir. Kuşkusuz burada sendikalara, mücadelede tuttukları yer itibarıyla da Eğitim Sen ve KESK ve bağlı sendikalara son derece önemli görevler ve sorumluluklar düşmektedir. Bir bakıma emek cephesinin ne olacağı ve demokrasi mücadelesinde sendikaların nasıl bir mevzi tutacağında KESK ve bağlı sendikalar birinci dereceden rol oynayacaklardır. Daha doğrusu böyle olması gerekir. Ve sermaye güçlerinin, hükümetin, onlarla bütünleşmiş sendikal odakların, kontra güçlerin, KESK’e karşı şoven milliyetçi çizgiden saldırılarını yoğunlaştırması ve KESK’i güçten düşürecek kampanyalara girişmeleri de bu dönemde yoğunlaşacaktır. 3) Emek mücadelesine saldırı artacak: Sermayenin, emek mücadelesine yönelik saldırısını sonuçlar almak üzere yenilediği bir döneme girildiği, “torba yasa” ve bilinen yeni hazırlıklarıyla herkesin bildiği bir gerçektir. Eğer sendikalar bu saldırıyı püskürtecek bir mevziye girip emek güçlerini bu mücadelesinden başarıyla çıkaracak bir strateji geliştiremezlerse emek güçlerinin, sendikaların ve emek örgütlerinin bugünleri mum yakıp arayacağı bir döneme gireceğinden kuşku duymak için hiçbir belirti yoktur. Eğitim Sen başta olmak üzere KESK’e bağlı sendikalara düşen bu mücadelenin önünde yürümektir.

‘İKİLİ İTTİFAK’IN EĞİTİM SENİ’İ BU MÜCADELEYİ ÜSLENEBİLİR Mİ?

Burada elbette “ikili ittifakı” oluşturan sendikal odakların niyetlerini tartışmıyoruz. Onların da hem demokrasi mücadelesinde hem de emek mücadelesinde KESK’in ve bağlı sendikaların mücadeleci bir mevziden hareket etmesini istediklerinden kuşkumuz yoktur. Ancak oluşan bileşimin KESK’e yönelik saldırıları karşılama ve KESK’e bağlı sendikaların mücadeleci bir mevziye girmede yeterli birliği oluşturmada büyük sorunlarla karşılaşacağı da yakın geçmişin mücadelesi dikkate alındığında kaçınılmaz görünmektedir. Hem bu ittifakı oluşturan odakların Kürt sorununun demokratik çözümüyle bağlantılı mücadele hattıyla ilişkide ve emek mücadelesi konusunda birbiriyle uyuşmaz görüşlere sahip olduğu dikkate alındığında, bu “ikili ittifakın” kendi iç sorunlarının bile sendikaların enerjisinin önemli bir kısmını alıp götüreceğini, bu ittifakın taraftarları da bilmektedirler.

Bu nedenlerle ve bilinen başka pek çok gerekçeyle söylenebilir ki; bu “ikili ittifak”; KESK ve bağlı sendikaların mücadeleci bir hatta ileri atılmaları bir yana birlik ve bütünlük içinde kalma konusunda bile çok zorlanacakları bir ittifaktır. Burada; bu ittifakın KESK’in önümüzdeki dönemdeki görevlerini yapacak bir bileşime sahip olup olmadığı, “ikili ittifakın” bu görevlerin yerine getirilmesiyle uyumlu olup olmadığı sorusu gündeme gelmektedir. Ki, ne yazık ki bu sorunun yanıtı “olumlu” değildir.

‘İKİLİ İTTİFAK’ BU GRUPLARIN ÇIKARINA MIDIR?

KESK’e ve bağlı sendikalar içindeki grup çatışmalarında bu köşeden yöneltilen en ağır eleştiri; “KESK’in ve bağlı sendikaların ihtiyaçlarının önüne grubun çıkarlarının konması” biçiminde olmuştur. Yani KESK içindeki siyasi çevreler grupçulukla, kendi grup çıkarlarını, mücadelenin çıkarlarının önüne almakla suçlanmıştır. Bu hemen her grup ve çevre için de böyledir. Onlar da, kendi girişimlerini haklı göstermek için karşılarındaki grupları, “grupçu olmakla” suçlamışlardır. Ancak bu “ikili ittifak” grupçuluk, grup çıkarlarını sendikanın ve emek mücadelesinin çıkarlarının önüne koymakla bile açıklanabilir değildir.

Evet “ikili ittifak”, emek ve demokrasi mücadelesinin ihtiyaçlarını dikkate almamıştır. Ama bu dikkate almama öyle bir aşamaya varmıştır ki; bu “ittifak” kendi grupları lehine de hiçbir fayda sağlamayacak kadar akıl dışı bir çizgiye evrilmiştir. Şunu herkes bilir ki; böyle bir “ikili ittifak”, hem DSD, hem de DEMEP’in demokrasi mücadelesinde ve emek mücadelesinde tutmak istedikleri yeri güçlendirmez. Yani bu gruplara, grupsal anlamda da bir çıkar sağlamaz.  Tersine onları bugün oldukları kadar bile etkili olamayacakları bir çizgiye savurur. Bunu bırakalım olup biteni nesnel bir gözle bakmasını bilen çevrelere, az çok soğukkanlı biçimde düşünen bu “ikili ittifaka mensup eğitimciler” de bilirler. Bu yüzden de; bu “ikili ittifak”ın ne sendikal mücadelenin çıkarları ne de grupların çıkarları açısından mantıklı bir açıklaması yoktur.

“Var” diyenler bu ilişkiyi açıklamalıdır!

DSD ve DEMEP’in temsilcileri, sanki basiretleri bağlanmış; yaptıkları işin sonuçları ile kendi amaçları ve sendikal mücadelenin ihtiyaçları arasındaki ilişkiyi bütünüyle unutmuş gibidirler.

BU SON BİR UYARIDIR!

Evet “ikili ittifak”, kongre salonunda çoğunluk sağlayabilir; bu çoğunluk sandıktan yeni ve onların istedikleri bir yönetimi de çıkarabilir.

Ancak 16 Mayıs ve izleyen gününde bu yönetim ve o yönetimlerin oluşmasını belirleyen delege ve grupların Eğitim Sen ve eğitim emekçilerinin karşısına çıkıp, bu yönetimlerin böyle olmasını savunabilecekler midir?

Bu ittifakı savunanlar,  genel kurul sonucunun bir “Pyrus zaferi” (**) değil de gerçek bir zafer olduğunu savunabilecekler midir?

Evet Eğitim Sen’in 8. Olağan Genel Kurulu toplanmıştır; ama hâlâ, girilen yanlıştan dönülebilir.

Umalım ki dönülsün!     (*) Eğitim Sen’in 8. Olağan Genel Kurulu’na gelen süreçte, Emek Hareketi’nin, Eğitim Sen tabanında da etkin olan, şubelerin delege seçimlerinde ortaya çıkan tabloyu da dikkate alarak, bu üç eğilimin merkezinde olduğu, dolayısıyla tabanı birleştirecek bir ittifakın Eğitim Sen’in bugün az çok başarılı bir mücadele vermesinin şartı olduğunu öne sürdü. Ancak Devrimci Sendikal Dayanışma (DSD) ve Demokratik Emek Platformu (DEMEP) ise “İkili ittifak yapma; üçüncüsü katılırsa da bu ikilinin şartlarına boyun eğsin” tutumunda ısrarlı oldukları belirtiliyor. (**) “Pyrus Zaferi” nitelemesi, kazanmış görünenin asılında kaybettiği anlamında kullanılın bir ifadedir.

evrensel.net
www.evrensel.net