Bir koyundan iki post!


12 Mayıs 2011 11:26

Devletlerin sınıf karakterleri onların halka yaklaşımının niteliğini de belirliyor. Bu devlet ister süper emperyalist bir güç olsun, ister orta düzeyde gelişmiş bir kapitalist ülke olsun, isterse de emperyalizme bağımlı bir ülke olsun, bu durum emekçi halka yaklaşımın niteliğini hiç değiştirmiyor. Bu yaklaşımın en net görülebileceği alanlardan birisi ise vergi sistemidir. Sermaye egemenliğinde, yani kapitalist toplumlarda vergi sistemi, işçiden, emekçiden alma, büyük sermayeye verme biçiminde şekilleniyor.
Son günlerde günlük basına peş peşe yansıyan iki vergi haberi, bu duruma ilişkin güncel gelişmeleri açıkça ortaya koyuyordu. Bu haberlerden ilki Türkiye ile ilgiliydi. Bu habere göre, 2010 yılında ücretlerden kesilen gelir vergisi, toplam gelir vergilerinin yüzde 66.1’ine yükselmiş durumdadır. 2009 yılında bu oran yüzde 62.7 idi. Bu oldukça yüksek bir orandır. Üstelik bu kesintinin 12.03’ü asgari ücretliden yapılmış. Yüzde 54.1’i de diğer ücretlilerden kesilen vergiler. Demek ki, 2010 yılında gelir vergisi olarak toplanan her 100 liranın 66.1 lirası ücretlilerden kesilmiş.
Diğer bir haber de ABD kaynaklı idi. Milliyet Gazetesinin Ekonomi Yazarlarından Güngör Uras’ın aktardığına göre GE (General Electric) 2010 yılında hiç vergi ödememiş. GE dev bir tekel ve sadece ABD’de değil, uluslararası alanda da faaliyet gösteriyor. Bu tekelin cirosu 104 milyar dolar, geliri 14.2 milyar dolar, toplam aktifi 124 milyar dolar ve 287 bin çalışanı var. GE bu durumdaki tek örnek değil. Genel olarak ABD’de büyük tekellerin ödediği vergi, toplam vergi gelirinin ancak yüzde 9.6’sı kadar. Türkiye’de durum bundan çok farklı değildir. İşçi ve emekçilerin sırtından trilyonlarca dolar kâr eden dev tekeller, vergi yükünü de sömürdükleri bu işçi ve emekçilerin sırtına yıkmış durumdalar.
Bu iki gerçek alt alta koyulduğunda ulaşılan tek sonuç, devletlerin büyük sermaye sınıfının elinde güçlü bir araç olduğu, onların sınıf egemenliğinin somut ifadeleri olduğudur. Bu duruma gelir dağılımındaki adaletsizlik de eklendiğinde ortaya daha bütünlüklü bir tablo çıkmaktadır. Bu arada hatırlatılmalıdır ki, gelir dağılımı tabloları son yıllarda yüzde yirmilik dilimler halinde yapılmakta ve aslında durumun çarpıcılığı ve vahameti hafifletilmeye çalışılmaktadır. En tepedeki yüzde 1’lik kesim açıkça ortaya konmamakta, onların toplumun tepesindeki bir ur olduğunun üzeri örtülmeye çalışılmaktadır.
Yüzde yirmilik gruplara ayrılan araştırmalar bile durum hakkında açık bir fikir vermektedir. Bu araştırmalara göre (Veriler devletin resmi kurumu TÜİK’e aittir) En yüksek gelire sahip yüzde 20’nin toplam gelirden aldığı pay yüzde 47.6’dır. Muhtemelen bu gruptakilerin yüzde 1’i bu gelirin ezici kısmını almaktadır. En düşük gelire sahip yüzde 20’lik grubun ise toplam gelirden aldığı pay yüzde 5.6’dır. Rakamların ortaya koyduğu gerçek şudur, 2010 yılında en zengin  20’lik grubun toplam gelirden aldığı pay, en fakir yüzde   20’lik gruptan 8.5 kat fazla olmuştur. Üstelik her geçen yıl bu oran artmaktadır. Örneğin 2008 yılında bu oran 8.1’di. Demek ki AKP Hükümetinin aksi yöndeki tüm demagojilerine karşın aradaki fark 0.4 kat artmıştır.
Bütün bu sistemin adı yaygın deyişle yoksuldan alma zengine verme sistemidir. Durumun ilginçliğine bakın ki, hükümet partisinin adı, Adalet ve Kalkınma Partisidir! Kalkınmadan kastedilenin, zengin sömürücü sınıfların kalkınmasının sağlanması, halkın yoksullaşması olduğunu uygulamaları açıkça ortaya koymaktadır. Sınıflı toplumlarda adalet ise sömürücü sınıfların yararını güvenceye alacak bir adalettir. Adalet mülkün temelidir denir. Ama hükümet partisi bu mülkü -mülk, geniş anlamda ülke anlamına gelmektedir-  olabilen en dar kapsamda “yorumlamış” yandaşların ve zengin sınıfların mal ve mülkünü çoğaltacak bir “adaletsiz” sistemi sürekli derinleştiren ekonomi politikalarını sistemli olarak uygulamıştır ve uygulamaya da devam etmektedir. AKP Hükümeti bir koyundan iki post çıkarmayı başarmış durumdadır.
Yaklaşan genel seçimler, başta en büyükleri olmak üzere, genel olarak sermayenin çıkarlarını temsil eden politika ve uygulamalarla bir hesaplaşma olanağını emekçi sınıflara vermektedir. Kuşkusuz bu kesin ve son bir hesaplaşma olmayacaktır. Ancak bu seçimlerde AKP oylarının düşmesi, muhtemelen seçimler sonrasında kuracağı hükümetin zayıf bir hükümet olmasına yol açacak, işçi ve emekçi sınıflara sermayenin ve hükümetin saldırılarını püskürtmek için yeni bir güç ve moral verecek, hükümet blokunun da zayıflaması ve demoralize olması anlamına gelecektir. Adaylarının olduğu yerlerde Emek, Demokrasi ve Özgürlük Blokunun desteklenmesi, adayların olmadığı yerlerde emeği temsil eden partiye oyların verilmesi, hükümete vurulacak ciddi bir tokat olacaktır. Sonrasında mücadele daha güçlü ve yaygın olacaktır. 

evrensel.net
www.evrensel.net