Festus davası: Cezasızlık politikasına örnek


11 Mayıs 2011 11:15

Festus Okey Nijerya vatandaşı bir insan. Türkiye’de sığınma başvurusu vardı ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğinde dosyası bulunuyordu. O nedenle de Yüksek Komiserlik kendisine kimlik vermişti. 20 Ağustos 2007 tarihinde İstanbul’da saat 18 sularında derisinin siyah olması nedeniyle gözaltına alındı. Derisi siyahtı ve o nedenle de uyuşturucu işine bulaşmış olabilirdi! Polisler böyle anlatıyor, böyle geçiyorlardı tutanaklara.

Öldürüldü. Kendisinden önce binlercesi gibi polis tarafından öldürüldü. Polis karakolunda kurşunlandı; Taksim İlkyardım Hastanesinde ameliyat sırasında saat 23’e doğru yaşamını yitirdi. Geçen hafta davaya ilişkin izlenimlerimizi yazmıştık. Şimdi de soru soralım istedik. Devlet cevap versin. Hukuk da var işin içinde,  vicdan da…

Soru 1) Siz nasıl bir devletsiniz ki, bazı  memurlarınız, tıpkı bir zamanlar Güney Afrika’daki apartheid rejiminde olduğu gibi, insanların tenini suçlu olduklarının işareti olarak görebiliyor?

Soru 2) Siz nasıl bir devletsiniz ki, bazı memurlarınız, insanların kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını ihlal edebiliyor, onları keyfi olarak gözaltına alabiliyor ve bu işlemlerden  iç hukuka göre savcıları haberdar etmeleri gerekirken, haberdar etmeyebiliyor?

Soru 3) Siz nasıl bir devletsiniz ki, bazı memurlarınız keyfi olarak gözaltına aldıkları insanlarla ilgili işlemleri  yazılı hale getirmiyorlar; yakalama tutanağı falan düzenlemiyorlar, insanları neden karakola götürdükleri, neden karakolda tuttukları hakkında tutanak tutmuyorlar?

Soru 4) İnsanları öldürüyorlar ve sonra yakalama, olay yeri, olay tutanağı  falan gibi geçmişe yönelik tutanaklar düzenliyorlar. Failin-faillerin imzası ne arıyor tutanakta? Hangi sıfatla?

Soru 5) Siz  nasıl bir devletsiniz ki,  hâlâ uyduruk  gerekçeler-mazeretlerle zamanı geçiştiriyorsunuz. Bakın şu olanlara:
a) Festus’u 20 Ağustosta öldürüyorsunuz, diyorsunuz ki, “Nisan ayından beri nezarethanelerimiz tamirattadır. O nedenle eksikler-gedikler olabiliyor.” Böyle mazeret olur mu? Yenisi hazır değilse eskisinde tamirata başlamazsın efendi, hazır olmayan yeri nezarethane olarak kullanıma açamazsın.
b) Aylar boyunca ek hizmet binasında bir kıyıyı -köşeyi nezarethane diye kullanıyorsunuz  ama sizde mazeret çok:
ba) Kamera var, çalışmıyor,
bb) Kamera sadece girişi gösteriyor,
bc) Kameranın bağlı olduğu bilgisayar hafızası kayıt yapmıyor, hafızası yetersiz, o nedenle giriş çıkışların da kaydı yok!? Dolayısıyla o güne, Festus’a ait kayıt yok. Bu kadar yalan dolan nasıl aynı anda bir araya gelebiliyor, hayret!

Soru 6) İlk ifadelerde boğuşma anlatımları vardı ve aynı kişilerce tutulan olay tutanaklarında buna uygun anlatımlar vardı. Adli Tıp Kurumu bitişik değil, yani boğuşma sırasında ateş alma değil, daha uzak atış dedi. Her şey altüst oldu bir anda. Taksir, kaza- maza işleri ortadan kalktı. Festus Okey’in üzerinden çıkarılan kanlı gömlek önem kazandı. Adli tıp mesafe tayini için gömleğin yıkanmadan kendilerine iletilmesini istedi. Festus’un kanlı gömleği nerede efendiler?

Soru 7)  Festus’u teslim eden ve teslim alanlar belli olduğu halde, onun gömleğini saklayanlar hakkında takipsizlik kararı verilebilir mi? Hadi diyelim hakkında soruşturma açılanlar Festus’un gömleğini alanlar değildi. O nedenle hakkında soruşturma açılanlar  hakkında doğru ve haklı olarak takipsizlik kararı verildi. İyi ama kanlı gömleği kim gizliyor? Nerede bu cinayet davasının en önemli kanıtlarından birisini-kanlı gömleği-gizleyenler? Bitti mi soruşturma, aramayacak mısınız “gömlek hırsızları(!?)”nı?

Soru 8) Efendiler, devletin Adalet Bakanlığında ve Dışişleri Bakanlığında görev yapan kamu görevlileri! Festus Okey’in ailesi cenazeyi almak üzere Türkiye’ye giriş yaptı ve hastane işlemlerini kimliklerini ibraz ederek yaptı. Çocuklarını da teşhis ettiler ve siz de kimliklerini ibraz eden insanların gösterdiği belgelere itibar ederek cenazeyi teslim ettiniz. Ama mahkemeniz bu teyidi yeterli görmüyor. O nedenle de ta Nijerya’dan öldürülenin kimlik bilgilerini istiyor. Hâlâ cevap yok. Bir soruyor mahkeme, iki soruyor. Mahkeme doğrudan Adalet Bakanlığına yazıyor. Usul böyle. Adalet Bakanlığı “Dış İşleri Bakanlığına yazdım,  cevap gelince bildireceğim” diyor. Yani mahkeme Dış İşleri Bakanlığının ne dediğini bilmiyor. Hâlâ bilmiyor. Bu cevabı vermezseniz polis memurunuzun davası birkaç yıla kalmaz düşer. Kurtulmuş olur memurunuz.

Zaten bir gün bile açığa alınmadı, bir gün bile tutuklanmadı.

Cezasızlık politikası çok aktörlü bir süreç. Arkasında bütün azametiyle devlet var.

evrensel.net
www.evrensel.net