Marx, Engels ve Osmanlı toplumu


11 Mayıs 2011 02:46

Politikanın yaklaşan seçimler nedeniyle daha da ısındığı bir süreçten geçilirken, okurların da politika sayfalarında yer alan köşe yazılarının buna bağlı olmasını beklemeleri anlaşılır bir durumdur. Seçim gündemlerine sonraki hafta yeniden dönmek üzere, bu hafta bir mola vererek, bugün bu köşeyi başka bir yazının değerlendirmesine ayırmak istiyoruz.

Evrensel Kültür dergisinin Nisan sayısında başlayan ve bu ayki sayısında da devam eden Prof. Taner Timur’un, ‘Marx, Engels ve Osmanlı Toplumu’ başlıklı yazısı, farklı bağlamlarıyla güncel gelişmelere de etki eden bir döneme dair öğretici bilgiler sunuyor. Osmanlı dönemine dair daha önce de pek çok önemli çalışmaya imza atmış olan Timur, bu yazısında, Marx ve Engels’in, üretim biçimi, diplomatik ilişkileri, girdiği savaşlar ve reform girişimlerine kadar çeşitli yönleriyle Osmanlı toplumuna dair neler yazmış olduklarını ele alıyor. Bununla birlikte, Osmanlı toplumundaki gelişmelere dair olarak, geçmişte çeşitli nedenlerle göz ardı edilmiş olan önemli gözlemleri de Timur’un bu yazısından öğrenebiliyoruz.

Prof.Dr. Taner Timur, Marx’ın, 1849’da Londra’ya yerleşmesinden ve ABD’de yayımlanan The New York Daily Tribune gazetesinin Avrupa muhabirliğini üstlendikten sonra, Osmanlı toplumuna dair ilgisinin daha da yoğunlaştığını vurguluyor. Marx’ın, konuyla ilgili kaynakları okumak için Türkçe öğrenme çabasına da giriştiğini hatırlatan Timur, Osmanlı-Rus savaşının yol açtığı sonuçları da yazısında ayrıntılı biçimde ele alıyor: “Osmanlı reformlarının başarısızlığında Rus Savaşları, özellikle de 1828-29 Savaşı önemli bir rol oynamıştı. ‘Bu bahtsız savaş ve Edirne Anlaşması ile Rusya’ya ödenmesi kararlaştırılan tazminat’ diyordu Engels, ‘Osmanlı maliyesini o derece sarsmış ve kurutmuştu ki, Hükümet uğursuz tekel sistemini daha da genişletmekten başka bir yol bulamadı.’” (Evrensel Kültür, sayı 232, sayfa 22-23) Timur’un, yazısının devam ettiği derginin Mayıs sayısında dikkat çektiği önemli noktalardan birini oluşturuyor: “Osmanlı Devleti’nde köklü bir reformun ancak laik nitelikte olabileceğini ve tüm din ve inançları eşit kılacak bir ‘medeni kanun’un kabulünü savunan Marx ve Engels’in, kitlesel dayanağı medrese öğrencileri (‘softalar’) ve bir kısım ulema olan bir hareketi devrimci olarak görmeleri şaşırtıcı görünebilir. Bununla beraber ortada bir çelişki yoktu ve Marx ve Engels, Osmanlı Devleti’ndeki gelişmelere daima tutarlı bir bütünlük içinde bakıyorlardı. Bu bütünlüğü sağlayan iki unsur vardı. Bunlardan birincisi şuydu: Düşünürlerimiz Osmanlı sorununu Doğu Sorunu, Doğu Sorununu da Avrupa’da devrim perspektifi içinde ele alıyorlardı. Bu bağlamda Avrupa’da devrime karşı en büyük engeli Çarlık despotizmi teşkil ediyor ve bununla savaş halindeki Osmanlı Devleti de, nesnel olarak, tüm Avrupa’da devrimci potansiyeli harekete getirecek bir işlev üstleniyordu:” Timur, yazısının devamında şunları dile getiriyor: “Ne var ki Ruslar yenilmediler ve statüko daha yıllarca (Marx ve Engels’in göremedikleri, fakat öngördükleri Sovyet Devrimi’ne kadar) devam etti: Bununla beraber Osmanlı yenilgisi sadece İngiliz ve Rus ihanetlerinden kaynaklanmamıştı; bu yenilgi de Türklerin de hatası ve sorumluluğu vardı.

Türkler, diyordu Marx, ‘İstanbul’da bir devrim yapmayı beceremediler ve yenilgilerinin başlıca nedeni bu oldu.’ Böylece ‘Eski saray sisteminin tecessümü demek olan Damad Mahmud Celaleddin Paşa savaşın yönetimini ele aldı ki, bu, Rus hükümetinin kendisine karşı bir savaşı kendisinin yönetmesi anlamına geliyordu’ Damad Mahmud Paşa kliğinin Rus yanlısı eğilimi bilinmeyen bir şey değildi ve savaşı yakından izleyen Marx’a göre, bu şahıs, ‘Harekatın tüm aşamalarının kanıtladığı gibi, Türk ordusunun bütün operasyonlarını felce uğratmış, tehlikeye sokmuştu. İstanbul’da herkes bunun farkındaydı ve bu da Türklerin tarihi hatasını daha da vahim kılıyordu.’ Ruslar da İstanbul’daki karşı-devrime yardımcı olmuşlar ve ‘Mithat Paşa’yı İstanbul’dan uzaklaştırmak, Damad Mahmud Paşa’yı iktidarda tutmak için, Plevne’yi ele geçirmekten daha fazla taktik ve strateji uygulamışlardı.’

Tüm bu saptamalardan sonra Marx, şu tarihi sözleri ekliyor: ‘Bir krizin zirvesinde devrimci bir tavır almasını bilmeyen bir halk kaybolmuş demektir.” Osmanlı tarihine dair, bilim dışı yayınların, spekülasyonların, bolca piyasaya sürüldüğü günümüzde Prof. Dr. Taner Timur’un, Marx ve Engels’in yazdıkları eşliğinde Osmanlı toplumuna dair olarak yaptığı bilimsel analizler, hem geçmişi doğru anlamaya hem de bugün açısından geçmişten doğru sonuçlar çıkarmaya ışık tutuyor.

evrensel.net
www.evrensel.net