Entelektüellere küsmek çözüm mü?


10 Mayıs 2011 09:00

Hangi taraftan bakarsanız bakın, kalbinizin gölgesi varsa vicdan denen hep sol tarafa düşer şu dünyada. Büyüdüğünüz ara sokak, köy evi, apartman boşluğu fark etmez. Hayat, öyle ya da böyle, gölgesini hep sizin olduğunuz tarafa düşürür ve söyleyecek bir söz verir, olduğunuz tarafla ilgili. Söyleyeceğiniz sözü ne zaman söylediğiniz çok önemlidir, eğer bir yazarsanız kime söylettiğiniz, kimle birlikte söylediğiniz de. Entelektüel diye andığımız kesim bu ülke için ulaşılması gereken değerler üreterek devletin tarih algısında çatlaklar açmak görevini üstleniyor son senelerde. Peki ya sınıf? Sınıf entelektüel ile ilişkisini nasıl kuruyor, devlet tabularını yıkma konusunda ona ne kadar yardımcı olabiliyor?
Önce coğrafyamızı ve entelektüellere yaşattığı tarihi tanıyalım. Bu ülke ozanlarını, yazarlarını ya otellerinde yakar ya da gazete çıkışlarında sırtlarından vurur. Arabalarına yerleştirir bombalarını. Bir entelektüelin ölümü fiziksel değil zihinsel olabilir. Bugün Uğur Mumcu’nun, Metin Göktepe’nin ya da Hrant Dink’in anıları ve davalarıyla ayakta kalışları sadece bu durumla açıklanabilir. Bu yazıyı yazmamın asıl sebebi edebi dünyadaki varlığı kadar edebiyat pazarındaki varlığı da bir şekilde artık herkesçe kabul edilen Orhan Pamuk’u yerden yere vuran ulusalcı bir sitedeki yazıyı görmem ve Orhan Pamuk’u ölmeden öldürmeye çalışan bu insanlara bir şekilde ulaşma çabamdır. Bir entelektüel her zaman kitlesinin onaylayacağı hareketleri yapmakla sorumlu değildir. Yine de bana inanmıyorsanız Edward Said’e entelektüelin işlevi ve doğası konusunda kulak vermekte fayda var: “Entelektüel her zaman yalnızlık ile saf tutma arasında bir yerde durur. Entelektüelin zayıf olanların ve temsil edilmeyenlerin safına ait olduğundan eminim.” diyor Said.
Peki gerçek bir entelektüel varlığını kurgularken tam olarak nerede durmaktadır? Örneğin Orhan Pamuk gibi çok da sosyalist bir hassasiyet sahibi olmayan, beyaz tabakadan bir yazarın tam karşısına geçmek bizim için doğru bir bakış açısı mıdır? Üreteceğimiz yeni ülke algısı sadece bizim hanenin sohbetinden mi ibaret olacaktır?
Orhan Pamuk’un soykırıma ilişkin sayılara dair beyanlarını beğenmemiş olabilirsiniz; dahası Pamuk’u bu beyanlarıyla Nobel’e ulaşmakla suçlayanlardan da olabilirsiniz. Tam da burada ıskaladığımız bir mesele olduğunu umuyorum ki görebiliyorsunuzdur. Orhan Pamuk’a yumurta atanların, O’na “akıllı ol” diyenlerin kim olduğunu hatırlamamız gerekiyor. Hrant’ı ölüme götüren ve nihayetinde öldüren partinin ya da siyasal grubun Pamuk üzerinde ördüğü korku ağını görmek bir sosyalistin görevi değil midir?
Orhan Pamuk’u sevmeyebilir, görüşlerine katılmayabilir, hatta inceden kıl bile olabilirsiniz. Pamuk doğası gereği farklı bir insan olmakla birlikte, yırtıcı bir edebiyatçıdır. Kariyerinin iniş çıkışlı olduğunu kabul etsem de, “Nobel kazandığına bile sevinmediğiniz Türkiyeli” olarak tarihe geçişi içinizi yakmıyorsa, okuduğunuz tüm edebiyat eserlerini bir kez daha okuyup her birinde özellikle Türkiyeli olmayan yazarlara tanıdığınız sonsuz özgürlüğü Pamuk’a da tanımayı deneyin.
Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan bu yana azınlık yaratma konusunda hatırı sayılır bir başarı göstermiştir, evet; ama bu başarıyı asıl gösterdiği nokta entelektüelleri azınlıklaştırma noktasıdır. Sabahattin Ali’yle başlayan cinayetler serisi de göz önüne alındığında soykırım sözcüğünü tırnak arasına gömmediği için insanların davalarına idam ipiyle gidenlerin ülkesinde yaşamakla, entelektüellerin alana katkı yapmasına izin veren demokratik bir ülkede yaşamak arasında karar vermeliyiz. Bir sosyalisti ya da demokrat bir bireyi Devlet Bahçeli’den ya da Kemal Kerinçsiz’den ayıran şey tam olarak budur. Dinleme ve tartışma gücü. Entelektüellere sahip çıkın. Aksi halde bir öğleden sonra sırf size öğretilmiş kırmızı beyaz tabular uğruna öldürülen bir başka gazetecinin ardından yapabildiğiniz tek şey pişmanlık duymak olur. Namlunun ucundaki tüm entelektüeller bu toplumun korumasını hak ediyor. Çünkü Press filminin o güzel mesajındaki gibi fikirlere kurşun işlemiyor ve kaybeden ifşa edilmeden yiten yeni fikirlerle kavuşamamış bizler oluyoruz yine.  Bir daha kaybeden olmak istemiyorsak, adımlarımızı yazarlarımıza ürkek bir güvercin psikolojisi yaşatmayacak biçimde atmalıyız. Başka bir şansımız yok, olmamalı da.

evrensel.net
www.evrensel.net