Kasetler ve din istismarcılığı kıskacında!


09 Mayıs 2011 11:21

İki konu var ki, Başbakan Erdoğan söz ederken gözleri parlıyor, sesinin tonu değişiyor, mimikleri dikkat çekici bir hal alıyor; tepeden tırnağa bir hazza gark olduğunu hissediyorsunuz. Bu iki konudan birincisi seçim meydanlarında din, Allah tartışmasıdır; ikincisi ise son dönemde siyasetin değişim dönüşüm aracı olarak da kullanılan, adeta internet ortamında uçuşmaya başlayan “kasetler”dir.
Başbakan, daha çocukluğundan itibaren ekmeğini “din adamı” olarak kazanmaya hazırlandığı ve siyasete girdiği ilk gençlik yıllarından başlayarak din istismarcılığının siyasi rantının ne kadar büyük olduğun bilen birisi olarak seçimlerde din istismarcılığına devam ediyor. Ama bunu kabaca yapmak yerine muarızların söylemi üstünden yapmayı amaçlıyor. Kılıçdaroğlu’na; “Ecevit’in adını ağzına alırken abdest almalısın!” diyor. Bu bir deyimdir ve herkes günlük dilde bunu kullanır ama kimsenin aklına; “Demek ki sen Müslümanlıkta birinin adından söz ederken abdest alınmaya gerek olmadığını bilmeyen bir zındıksın!” demek gelmez. Ama Başbakan bunu “Kılıçdaroğlu’nun Alevi olduğunu ve daha abdest almanın gereğini bilmediğini” söyleyerek, dini duygusu güçlü geniş halk yığınları karşısında rakibini din istismarcılığı yaparak köşeye sıkıştırmaya çalışıyor. Ama bunu açıkça böyle söylese; yani “Kılıçdaroğlu Alevi olduğu için abdest almayı bilmiyor” dese, tepki başka türlü olur ve “Sana ne bilir bilmez!” denir. Ama böyle, “söylemeden söyleyince”; bir yanıt vermekte de zorlanıyor karşı taraf. CHP’li Binnaz Toprak; Zincirlikuyu Mezarlığı’nın girişine yazılan “Her canlı ölümü tadacaktır!” sözünün oraya yazılmasını doğru bulmadığını söylüyor; Başbakan, “Bakın, CHP’li kadın bilim insanı, bunun bir hadis olduğunu bilmiyor” diyerek demagoji yapıyor. Sanki herkesin bütün hadisleri bilmesi gerekiyor gibi! Ya da Binnaz Toprak “Hadis”e karşı bir fikir söylüyormuş gibi gösterilerek; “Bakın ey Müslümanlar, bunlar mezarlıklarımıza Hadis yazılmasına bile karşı çıkıyor; bunlar ateist!” demeye getiriliyor ve tabanda AKP’nin kahve politikacısı erbabı da halka Başbakanın mesajını böyle götürüyorlar.
Ya da BDP; Hükümetin ve MGK’nın camileri, imamları Kürt sorununun çözümü için hakkaniyetin yanında seferber olmaya çağırmasına karşı, “Bizde böyle imamların arkasında namaz kılmayız!” deyip kendi imamlarının arkasında namaza durmalarını, “Bunların namazla, cuma ile ne ilgisi var; bunlar ateist, Marksistlerdir!” diye açıkça din istismarcılığını, halkı BDP’ye karşı kışkırtmayı amaçlamaktadır.
Konu “belden aşağı” kasetlere gelince Başbakan Erdoğan daha da heyecanlanıyor: “Kasetleri” ortalığa atanları “özel hayatın gizliliği” diye eleştirenlere yanıt vererek; “Yahu kendi eşiyle bir şey oluyor da mı özel oluyor? Kendi eşiyle değil yahu. Bu özel değil. Bu genel, genel!” diyerek, hem kasetlerle siyasete devam edilmesi için mesaj veriyor, sermaye siyasetin en yüksek rant sağlayan malzemesine sahip çıkıyor. Tabii öyle görünüyor ki, din tartışmasıyla CHP’yi Alevilik, BDP’yi (Bloku) “ateistlik” ve “halkı camiye göndermemek”le suçlayan AKP, MHP’nin (MHP önde gelenlerinin) “beline sahip olamaması”ndan yararlanıp, onu barajın altına itecek bir noktaya gelmesi için kaset siyasetini sürdürecektir. Bu yüzden de AKP’nin bir yandan din istismarcılığını giderek artırması, öte yandan da MHP için yeni kasetlerin çıkması bekleniyor.
Başbakan böylece kendi amaçların gerçekleştirecek bir Meclis çoğunluğu için “her yolu mubah gördüğü” bir “kirli politika” yoluna girmiştir. MHP’nin barajın altında kalması demek AKP’nin kendi oyu çoğalmasa bile bir 50-60 milletvekili daha fazladan çıkarması demektir. Demek ki Başbakanının anladığı  İslam içinde “kul hakkı yeme” gayet normal! Ve muhtemelen de, kara kaplı kitapta böyle bir rantın “haram” olmadığına dair bir yer bulurlar!
AKP’nin elinde halkı uyutacağı çok bir şey kalmamıştır. Memleketin en önemli sorunları ortada dururken; “Her sorunu çözdük, artık 2023 hedefleri için oy istiyoruz” havasına karşın, Kürt sorunu ve komşularla ilgili politikalar başta olmak üzere ülkenin en ciddi iç ve dış sorunları tam bir çözümsüzlüğe sürüklenmiştir. “Belden aşağı vurma” ya da din istismarcılığını seçim malzemesi yapılması bu nedenle de şaşırtıcı değildir.
Ülke sorunları ise, herhalde ancak büyük halk eylemleri ortaya çıktığı ve sermaye partileri ve hükümeti sarsacak gelişmelere yol açtığı ölçüde tartışılabilecektir.

evrensel.net
www.evrensel.net